N1 Aşk Radyo

Doğduğu ilk günden itibaren hayatla bir yaşam mücadelesine giren Boğaç Aksoy kimdir?

Doğduğu ilk günden itibaren hayatla bir yaşam mücadelesine giren Boğaç Aksoy kimdir?

Bebeklikten Bugüne Bir Yaşam Mücadelesi

Boğaç Aksoy… Bazı hayatlar vardır, henüz bebekken hayata direnmeyi öğrenir. 30 Temmuz 1989’da İzmit’te 1 kilo 800 gram doğdu bu savaşçı. Minicikti. Ama o küçücük bedenin içinde büyüyen bir irade vardı. Henüz 6 aylıkken ayakta durmaya çalışıyordu. Doktorlar şaşkındı. O ise çoktan kararlıydı: yaşayacaktı ve yaşayarak büyüyecekti.

Çocukluğu Gölcük’te geçti. Depreme kadar Kocaeli’de yaşadı, sonra İstanbul’a taşındılar. Ailesi onu her zaman destekledi. Babası eski bir modeldi, annesi onu her zaman gururla izledi. Arçelik reklamlarında Aylin Aslım’la kamera karşısına geçtiğinde henüz bebekti. 2006 yılında Fenerbahçe Lisesi’nden mezun oldu. Ardından Haliç Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Antrenörlük bölümünden lisans eğitimini tamamladı.

Futboldan Oyunculuğa: Bir Dönüşüm Hikayesi

Gençliği futbolla yoğruldu. Profesyonel olarak futbol oynadı; Kocaelispor’da forvet, İstanbulspor’da orta sahaydı. Hayatın bir yönü sahada, diğer yönü sahnede şekilleniyordu. Tiyatro kulüplerinde sahne aldı, kulislerde büyüdü. Ama bir sakatlık onu futboldan ayırdı. Bu ayrılık başka bir kapıyı aralayacaktı. Bir ajansa kaydolup fotomodellik yaptı, yurt dışına fotoğraflarını gönderdi. Çin’den teklif aldı. Ajans onun için uçak bileti, ev, araba sağladı. 4 ay boyunca 32 projede yer aldı. Adidas gibi büyük markaların yüzü oldu, global reklam kampanyalarında yer aldı. İngilizcesi, duruşu ve profesyonelliği ona bambaşka bir dünyanın kapısını araladı. Ancak yurt dışı ona uzak gelmişti, ailesini çok özlüyordu. Bu yüzden Türkiye’ye döndü.

Döndüğünde oyunculuk eğitimini tamamladı. “Roman Havası” isimli dizide ustalarla aynı seti paylaştı. Darbuka çaldı, Roman havası oynadı. Kameraların önünde pırıl pırıl parladı. Futbol hayatı bitse de profesyonel at biniciliği eğitimi aldı. Ardından Best Model serüveni başladı. Yarışmada üçüncü olsa da bu yarışma ona büyük kapılar açtı. Bir gün “Asıl amacım oyuncu olmaktı.” diyerek gerçekleri itiraf edecekti.

Oyunculuk serüvenine devam ederken bir yandan da iki yıldızlı dalgıçlık belgesi aldı. Akademi 35,5 Sanat Evi’nde aldığı eğitimler sayesinde sahne önünde profesyonelleşti. “Çılgın Dershane Üniversitede” dizisinde Cenker karakterine hayat vererek dikkatleri üzerine çekti. Asıl çıkışını ise “Arka Sokaklar” dizisinde Polis Volkan karakteriyle yaptı. Bu rol ekranların sevilen yüzü olmasını sağladı. Sahne tozu yutmuş, ışıkların arasında emek vermişti. Şimdi ise sahnenin tam merkezindeydi.

“Arka Sokaklar” ve Unutulmaz Bir Sahne

O günlerde Arka Sokaklar’da çekilen bir sahne vardı. Bu sahnede sadece oyunculuğunu değil, karakterini de ortaya koyuyordu. Hava -3 dereceydi. Dalgıç kıyafetini giymişti ama soğuk suyun keskinliği tenine, kemiğine, ruhuna işlemişti. Sıradan biri için bu iptal edilecek bir çekim olurdu belki ama onun için değildi. Çünkü o artık Boğaç değil, Volkan Komiser’di. Sahne gereği 5 yaşındaki bir çocuğu kurtarmak için denize atlaması gerekiyordu. Ama o küçük kız gerçekte orada değildi. Fakat Boğaç’ın gözünde kendi kardeşi vardı. “Olsa da kız kardeşim 5 yaşında. O sahnede onun gözleriyle baktım dünyaya.” diyecekti. Bu bir rol değildi artık. Bu bir içgüdüydü: koruma, kurtarma, dokunma arzusu. Ve sonra düşünmeden suya attı kendini. “Kendime şöyle dedim: ‘Unut soğuğu, sen Boğaç değilsin, sen Volkan’sın.'” şeklinde itiraf etmişti gerçekleri.

İşte o an kamera değil, cesaret kayıttaydı. Sahne sadece bir kez çekilebilirdi. Islanmış bir kostümle ikinci kez suya atlamak imkânsızdı. “O sahnede dublör kullanılmalı mı?” sorusuna cevabı netti: “Hayatta kullanmazdım. Bu sahne bizim tarafımızdan oynanmalıydı.” Suyun içi donuyordu. Çekim bittiğinde tüm ekip koşup onu sudan çıkardı. Üstüne sıcak su döküldü, dezenfekte edildi. Çünkü atladığı yer teknelerin geçtiği, kim bilir kaç motorun atık bıraktığı bir noktaydı. Ama Boğaç için o an sadece bir görevdi, işinin gereğiydi. Yine olsa yine atlardı. Aslında bu onun mesleğine duyduğu saygıyı anlatıyordu. Bir ruh haliydi. “Çünkü o sahnede gerçek olan tek şey Boğaç’ın kalbindeki inançtı. İşi ciddiye almak, karakterine sadık kalmak ve gerekirse sınırları zorlamak.” demişti bir röportajında.

Hastalıkla Mücadele ve Yeniden Doğuş

“Benim için dua etmeye devam edin. Az bir süre kaldı. Görüşmek üzere.”

Hayat bazen ansızın yön değiştirir. En ışıltılı günlerin gölgesine bir hastane odasının soğuk lambaları düşebilir. Boğaç Aksoy için o an 2021 yılı Mayıs ayında geldi. Tüm gözler üzerindeyken, sahnede dimdik dururken, kalabalıkların alkışladığı Volkan Komiser bir gün lenfoma teşhisiyle karşılaştı. O andan itibaren sahne değişti. Rol değil, gerçek hayat başladı. Karakter değil, bizzat kendi canı, kanı, umudu sınanacaktı. Hastalığını duyurduğunda kelimeleri netti: “Lenfomaya yakalandım. Ama en yakın zamanda ayağa kalkmak için elimden geleni yapacağım.” İçindeki savaşçı daha yeni uyanıyordu.

Tedavi süreci zorluydu. Kemoterapiye başladı. Ardından kök hücre tedavisi geldi. Tam umutlar yeşerirken koronavirüse yakalandı ve tedavi süreci gecikmek zorunda kaldı. Ama asla pes etmedi. Daha önce aşı olduğu için hastalığı hafif atlattığını söyledi. Bir hastane odasında çektiği videodaysa milyonlara şöyle seslenmişti: “Allah’ın izniyle son kez hastanedeyim. Kök hücre tedavisine Covid yaşadığım için biraz geç başladık ama çok şükür iyiyim. Bomba gibiyim. İki ay içinde geri dönüyorum.” Yüzünde yorgunluk değil, inanç vardı. Saçlarıysa yeniden dökülecekti. Bunu da açık açık söyledi. Ama o, saçların değil, umudunu taşımakla ilgileniyordu. Sosyal medyada sadece kendi hikayesini anlatmakla kalmadı, aynı hastalıkla boğuşanlara da moral verdi. Şöyle demişti: “Sakallara, bıyıklara yeniden veda edecek olsam da daha güçlü olarak yeniden çıkacak. Bunlar basit şeyler. Tedavisi devam eden arkadaşlar korkmayın ve savaşın.”

Ekim ayında yeni bir eşik geldi. Son mücadele başlıyordu. Pet testte %95 temiz çıkmıştı ama hücre yapısından dolayı maksimum dozda kemoterapi ve son kez hücre tedavisi alacaktı. Bu süreçte 21 gün hastanede kaldı. Fakat hiçbir zaman yalnız değildi. Annesine dönüp söylediği cümle her şeyin özeti gibiydi: “Beni sen iyileştirdin anne.” Kendi içinde değişen yalnızca bedeni değildi. Zihni de yeni bir forma büründü. Takıntılı, her şeyi dert eden o eski adam gitmişti. Yerine ise hayatın akışına uyum sağlayan, kontrol edemediği şeyleri geride bırakmayı öğrenmiş bir Boğaç gelmişti. “Artık çözemeyeceğim sorunların üzerinde durmuyorum. Hayatı akışına bırakıyorum. Daha başaracak çok hedefim, hayallerim var önümde. O yüzden hiçbir şey umurumda değil.” demişti.

Geri Dönüş ve Yeni Hayat

Ve beklenen haber Eylül 2022’de geldi. Boğaç Aksoy kanseri yenmişti. O artık yalnızca ekranlardan tanıdığımız bir oyuncu değil, mücadelenin, sabrın ve direnişin simgesiydi. Hayatla yüzleşmek zorunda kalan milyonlara umut olan özel bir isimdi. Geride ise şu cümlesi kalmıştı: “Elimden geleni yapacağım. Dualarınızı eksik etmeyin.” Gerçekten de yapmıştı.

Fakat tedavi sürecinde onun canını sıkan haberler de vardı. Sosyal medyada kendi adıyla yazılmış bir ölüm haberine rastladı. “Mekanın cennet olsun” başlığıyla yapılan paylaşımlar ortalığı karıştırmıştı. Boğaç ise kendi hesabından cevap verdi: “Arkadaşlarım böyle şeyler yazmayın. Yanlış böyle yazılar. Çok şükür ben gayet iyiyim.” Bir gazetenin haber yapması üzerine ise ailesi bile endişelenmişti. Tepkisini ise “Lütfen böyle hassas bir dönemde bunlar çok yanlış.” cümlesiyle dile getirmişti. O hâlâ buradaydı. Dimdik yaşıyordu ve her zamankinden daha güçlü, daha kararlıydı. Hayatla savaşı kazanmıştı ve şimdi Boğaç Aksoy kendi hayatının başrolünde yeniden sahneye çıkacaktı ve o en gerçek, en güçlü hâlini oynamaya hazırdı.

Boğaç kansere yakalandığında her şeyi geride bırakmak zorunda kalmıştı. Göz alıcı projelerin ortasında gelen bir teşhis hayatını kökten değiştirmişti. Oyunculuğu bırakmıştı. Doktorun önerisiyle İstanbul’u, setleri, ışıkları ardında bıraktı. Fethiye’ye taşındı. Onu iyileştiren de burası oldu. Çünkü Fethiye ona yeni bir kimlik kazandırdı. Denizin huzuruna sığındı. Kaptanlık diploması aldı. Onun için bu yalnızca bir sağlık zaferi değildi. Bu, yarım kalan bir hikayenin yeniden yazılması demekti.

Boğaç Aksoy iki yılın ardından setlere yeniden döndü. Oyunculuğu hiçbir zaman bırakmamıştı, sadece ara vermişti. “Bayramdan sonra bir sinema filmiyle dönüyorum.” diyerek verdiği sözü tutuyordu ve nihayet yeniden kameraların karşısındaydı. “Bir Yemin Ettim” isimli dizinin kadrosuna katılmıştı ama sadece setlere değil, hayallerine de geri dönüyordu. Hasta olduğu dönemde karavan hayalini de gerçekleştirmişti. Uzun zaman karavanıyla gezdi, kamp yaptığı kıyı şeridinde takıldı, yürüyüşe çıktı, doğal beslendi. Doğada huzuru buldu.

Boğaç Aksoy’a en büyük desteklerden birini de Fenerbahçe vermişti. Çünkü o Fenerbahçe Lisesi mezunuydu. Yıllardır tribündeydi. Sarı-lacivert bir sevdayla büyümüştü. Fenerbahçe onun için yalnızca bir takım değil, bir kimlikti. Fenerbahçe Televizyonu’na konuk olduğunda gözleri dolmuş ve şöyle demişti: “Ben 5 yaşındayken Şükrü Saraçoğlu’nda babamın omzunda maç izledim. Çocukluğumdan beri o stadyumun taşlarını, çimlerini, kokusunu, gol sevinçlerini içime çektim. Daha önümde başaracak çok hedeflerim, hayallerim var. O yüzden umurumda bile değil. Şu anda sadece kendime dikkat ediyorum.”

Boğaç Aksoy şimdi 30’ların ortasında. Hayatla kurduğu o dostlukla bambaşka bir adam oldu. Sporla şekillenen, sahnede büyüyen, hastalıkla olgunlaşan bir adam. Ama hep aynı kalan bir şey vardı: inandığı şeyler için mücadele etmek. Bu onun karakteriydi, bu Boğaç Aksoy’du. Ve bir gün aynaya baktığında bir savaşçının suretini gördü. Güçlü durdu, inandı. Saçlarını kendi elleriyle kazıdı. Korkuya gözlerini dikerek baktı ve Boğaç Aksoy küllerinden yeniden doğdu. Bugün hâlâ ayakta duruyorsa bu yalnızca tıbbın değil, ruhun zaferiydi.

.Kansere karşı verdiği mücadele ile milyonlara örnek olan bir Boğaç Aksoy geçiyor bu hayattan.

Bir yanıt yazın