Otizmli bir meleğin annesi olmak

Sultan Ölmez 21.08.2026 - 21:37 5 Dk Okuma

Otizmli bir çocuğun annesi olmanın zorluklarını yıllar içinde öğrendim.

Bulduğum her yol çıkmaz sokağa dönüştükçe; kırılıp dağılarak, her seferinde biraz daha derin bir umutsuzluğa kapılarak, içimdeki duyguların yavaş yavaş törpülenmesiyle çıkmaya çalıştım o kuyudan.

Gerçeklerle yüzleştikçe, söylenen sözlere olan inancım da tükendi.

Yıllar geçtikçe,

“Her şey düzelecek.”

sözüyle avunamaz oldum.

Onun yerini daha karanlık bir korku aldı:

“Ya bir gün ölürsem? Çocuğum yalnız kalırsa?”

Ne de olsa yalnız kalmanın ne demek olduğunu en iyi özel gereksinimli bir çocuğun annesi bilir.

Çünkü çoğu zaman anne baş başadır evladıyla.

Anne mücadele eder.

Anne çözüm arar.

Anne kapı kapı dolaşır.

Anne hastane, klinik, doktor, okul, terapi arasında çocuğu için bir yol bulmaya çalışır.

Çocuğunu hayata tutundurmak için başvurmadığı yer kalmaz.

Ve çoğu zaman bütün bunları yaparken kendisi yalnız bırakılmıştır.

Hüzünlü gözleriniz hastane ve klinik koridorlarında bir umut arar.

Ama bazen aradığınız şey yeni bir tedavi, yeni bir uzman ya da yeni bir çözüm bile değildir.

Bazen yalnızca bir insana sarılıp,

“Yanındayım.”

denmesini beklersiniz.

Yaralarınız gün geçtikçe derinleşir.

Kendinizi değersiz hissedersiniz.

Anlaşılmadığınızı görürsünüz.

Ve bütün bunlar yetmezmiş gibi etrafınızda cahilce sözler dolaşmaya başlar.

Herkes her şeyi bilir.

Herkes bir şey söyler.

“Şöyle yap.”

“Böyle davran.”

“Çok üzerine düşüyorsun.”

“Disiplin versen hatta dayak atsan düzelir.”

Sonra iş daha da ağır bir yere gelir:

Sizi suçlamaya başlarlar.

“Bu senin suçun.”

“Geçmiş yaşamında  ne yaptın acaba?”

“Demek ki çok yanlışın varmış.”

“Sen ‘şöyle’ biri olduğun için bunları yaşıyorsun.”

Bazen insanın çocuğunun yaşadığı zorluktan daha fazla, bu sözler hırpalar insanı.

Çünkü siz zaten çocuğunuzun sorunuyla uğraşırken canınız yanıyordur.

Bir de çevrenizdekilerin bilgisizliğiyle, önyargısıyla, suçlamalarıyla ve bitmek bilmeyen akıl vermeleriyle mücadele etmek zorunda kalırsınız.

Ve en acısı…

Bunu hemen fark etmezsiniz.

İnsanlara öfkelenmek yerine anlatmaya çalışırsınız.

Açıklarsınız.

Sabredersiniz.

“Ben suçlu değilim, kimseye kötülük düşünmedim ki...” diye kendinizi mahcup mahcup anlatırsınız.

Onları ikna etmeye çalışırsınız.

Çünkü karşınızdakinin yanlış anladığını düşünür, anlatırsanız anlayacağını sanırsınız.

Bir yandan çocuğunuz için mücadele ederken, bir yandan da çevrenizdekilere otizmi, farklılığı, engeli anlatmaya çalışırsınız.

Zaten tükenmekte olan enerjinizin bir kısmını da onlara harcarsınız.

Sonra bir gün anlarsınız:

Herkesi eğitemezsiniz.

Cehaletin hakim olduğu bir yerde bazen ne kadar güzel anlatsanız da sözünüz hiç bir yere ulaşmaz.

Ve boşa kürek çektiğinizi fark ettiğinizde kalbiniz bir kez daha kırılır.

Kendinizi bir kez daha çaresiz hissedersiniz.

Çünkü artık yalnızca çocuğunuzun hayatı için mücadele etmiyorsunuzdur.

Bir de dünyanın ona ve size bakışına karşı mücadele ediyorsunuzdur.

Ve bir gün kendi kendinize şu cümleyi söylersiniz:

“Ben çocuğumla ilgilenmekten çok, bu dünyaya çocuğumu ve kendimi anlatmak zorunda kaldım.”

Belki de özel gereksinimli bir çocuğun annesinin yalnızlığını anlatan en kısa cümle budur.

Çocuğunuzun geleceğini düşünürken kendi ölümünüzden korkarsınız.

“Ben yoksam ona kim bakacak?” dersiniz.

Çünkü yıllar içinde şunu öğrenmişsinizdir:

Çocuğunuzun yalnız kalmasından korkarken, aslında siz çoktan yalnız kalmışsınızdır.

Ve yine de…

Sabah kalkarsınız.

Onun elinden tutarsınız.

Hayata devam edersiniz.

Çünkü annelik bazen insanın kendi kırık kalbini cebine koyup, çocuğunun elini tutarak yürümeye devam etmesidir.

Kimse bunu görmese de.

Kimse teşekkür etmese de.

Kimse “Nasılsın?” demese de.

Sultan Ölmez / Magazinname.com

Etiketler

Yorumlar (0)

Henüz yorum yazılmamış. İlk görüşü siz bildirin!

Fikir Belirt

8 + 9 = ?