Biz Neden Öğrenmek İstemiyoruz?

Gökhan Yetiş 25.09.2026 - 21:01 8 Dk Okuma
Gökhan Yetiş
Köşe Yazarı 5 Köşe Yazısı

Gökhan Yetiş

Magazinname Resmi Köşe Yazarı. Güncel gelişmeler, kültür-sanat, magazin ve cemiyet hayatına dair özel analiz ve köşe yazıları.

Köşe Yazıları ve Analizleri Yazarın Tüm Yazıları

Bir toplumun geleceğini yalnızca diploma sayısı, sınav başarısı ya da çocuklarının hangi mesleği seçtiği belirlemez. Asıl mesele, o toplumun öğrenmeye ne kadar açık olduğu, soru sorup sormadığı, farklı düşüncelere tahammül edip edemediği ve dünyayı anlamaya ne kadar çaba harcadığıdır.

Türkiye'de giderek daha fazla konuşmamız gereken bir sorun var:

Çocuklarımızı eğitiyoruz ama onları öğrenmeye hazırlayamıyoruz.

Elbette bütün gençleri aynı kefeye koymak mümkün değil. Entelektüel düşünceyi önemseyen, çocuklarını araştırmaya, okumaya, sanata ve sorgulamaya teşvik eden aileler var. Fakat toplumun önemli bir bölümünde çocukluk ve gençlik, öğrenmenin doğal bir süreç olmaktan çıkıp yalnızca sınavlara hazırlık dönemine dönüşüyor.

Çocuk matematiği sınav için, İngilizceyi üniversite için, tarihi not almak için öğreniyor.

Peki hayatı anlamayı ne zaman öğreniyor?

Öğrenmek Sadece Okulda Olmaz

Öğrenmek ezberlemek değildir.

“Neden?” diye sormaktır.

“Başka türlü olabilir mi?” diyebilmektir.

Kendi düşüncesinin yanlış olabileceğini kabul etmektir.

Bir haber okuduğunda kaynağını araştırmak, sosyal medyada gördüğü her bilgiyi doğru kabul etmemektir.

Bugün bazı gençlerde gördüğümüz sosyal farkındalık ve analitik düşünce eksikliğini yalnızca gençlerin sorunu olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

Çocuk, dünyaya nasıl bakacağını öncelikle ailesinden öğrenir.

Evde kitap varsa kitap hayatın parçası olur. Anne-baba araştırıyorsa çocuk araştırmayı öğrenir. Farklı düşüncelere saygı gösteriliyorsa çocuk da bunu benimser.

Ama evde sürekli “Büyüklerin sözünü dinle”, “Fazla soru sorma”, “Sen nereden bileceksin?” deniyorsa merakın yerini zamanla itaat alır.

Ebeveynler Önce Kendilerine Bakmalı

Çocuğa “Telefonu bırak, kitap oku” demek kolaydır.

Fakat anne ve baba akşam boyunca telefonla ilgileniyorsa bu sözün etkisi ne kadar olabilir?

Çocuklara söylediklerimizden çok, onların yanında yaptıklarımızı öğretiriz.

Bu nedenle ebeveynlerin görevi çocuklarına sürekli öğüt vermek değil, davranışlarıyla örnek olmaktır.

Çocuk kitap okumuyorsa yalnızca onu suçlamak yerine evde kaç kişinin kitap okuduğuna bakmak gerekir.

Kitap Neden Hâlâ Önemli?

Kitap yalnızca bilgi vermez. İnsan zihninde başka hayatlara yer açar.

Bir roman empati kurmayı, bir tarih kitabı geçmişle bugün arasında bağlantı kurmayı, bir bilim kitabı merak etmeyi, bir felsefe kitabı ise kendi düşüncelerimizi sorgulamayı öğretir.

Örneğin:

Antoine de Saint-Exupéry – Küçük Prens: İnsan ilişkilerini, yetişkinlerin dünyasını ve hayata bakışımızı sorgulatır.

George Orwell – Hayvan Çiftliği: Güç, propaganda ve iktidar ilişkileri üzerine düşündürür.

Victor Hugo – Sefiller: Adalet, yoksulluk, vicdan ve toplum ilişkilerini ele alır.

José Saramago – Körlük: Toplumsal düzen bozulduğunda insan davranışlarının nasıl değişebileceğini sorgular.

Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna: İnsanların görünmeyen iç dünyalarını anlamaya yardımcı olur.

Yaşar Kemal – İnce Memed: Adalet, eşitsizlik, güç ve direnme kavramlarını tartışmaya açar.

Aziz Nesin'in eserleri ise mizah yoluyla toplumun davranışlarını sorgulamamızı sağlar.

Ancak çocuklara yalnızca “kitap oku” demek yetmez. İlgi alanlarını keşfetmelerine izin vermek gerekir. Çocuk bilimkurgu seviyorsa bilimkurgu, tiyatro seviyorsa oyun metni, çizgi roman seviyorsa çizgi roman okuyabilir.

Amaç kitap taşıyan değil, merak eden bir zihin yetiştirmektir.

Dijital Dünya: Düşman Değil, Yönetilmesi Gereken Bir Araç

Bugünün çocukları tarihte hiçbir kuşağın sahip olmadığı kadar bilgiye ulaşabiliyor. Fakat bilgiye ulaşmakla bilgiyi kullanabilmek aynı şey değil.

Telefonun içinde dünyanın kütüphaneleri bulunabilir. Fakat çocuk yalnızca kısa videolar arasında dolaşıyorsa bu büyük bilgi kaynağı bir eğlence cihazına dönüşür.

Sorun teknoloji değil.

Sorun, teknolojinin insanı kullanmaya başlamasıdır.

Çocuğun elinden telefonu tamamen almak da çözüm değildir. Ona teknolojiyi yönetmeyi öğretmek gerekir.

Yemekte telefon kullanmamak, uyumadan önce ekranı bırakmak, yatak odasına telefon sokmamak gibi kurallar bütün aile için uygulanabilir.

Çünkü anne-baba telefondan kopamıyorsa çocuktan kopmasını beklemek gerçekçi değildir.

Ayrıca çocukların hayatında telefonun yerine başka şeyler koymak gerekir:

Tiyatro, müze, kitap, spor, müzik, doğa, arkadaşlık, aile sohbetleri ve üretmek.

Ve belki de çocukların biraz sıkılmasına izin vermek gerekir.

Çünkü her boşluğu ekranla doldurursak çocuğun kendi hayal dünyasına yer bırakmayız.

Dünyadan Öğrenebileceğimiz Birkaç Şey

Eğitim konusunda farklı ülkelerin uygulamalarında ortak bir yaklaşım dikkat çekiyor: Çocuğun yalnızca akademik başarısı değil, problem çözme, eleştirel düşünme, sosyal beceriler, okuma kültürü ve bağımsız öğrenme kapasitesi de önemseniyor.

Finlandiya'da okuma kültürü ve kütüphanelerin toplum hayatındaki yeri güçlü.

Japonya'da çocukların okul yaşamı içinde sorumluluk alması ve topluluk bilinci kazanması önemseniyor.

Singapur'da problem çözme ve düşünme becerileri eğitim politikalarının önemli başlıklarından.

Estonya ise teknolojiyi eğitimden dışlamak yerine dijital yeterlilikleri geliştirmeye yönelik uygulamalarıyla dikkat çekiyor.

Buradaki ders, başka bir ülkenin sistemini olduğu gibi kopyalamak değil.

Gelişmiş toplumların çocuğu yalnızca sınava değil, hayata hazırlamaya çalıştığını görmek.

Peki Ne Yapabiliriz?

Aileler haftada bir “soru gecesi” düzenleyebilir.

“Yapay zekâ geleceğimizi nasıl değiştirecek?”

“İnsanlar neden savaşır?”

“Bir şehir neden büyür?”

Çocuğun doğru cevap vermesi gerekmiyor. Önemli olan düşünmesi.

Ailece kitap okunabilir. Okunan kitap hakkında birkaç dakika konuşulabilir.

Çocuklara farklı görüşleri okumaları ve karşılaştırmaları öğretilebilir.

Bir haberin kaynağını araştırmaları istenebilir.

Sanatla daha fazla buluşturulabilirler.

Ve en önemlisi, çocukların soru sormasına izin verilmelidir.

Çocuğa “Bilmiyorum, birlikte araştıralım” diyebilmek, ona verilebilecek en değerli eğitimlerden biridir.

Asıl Sorun Bilmemek Değil

Bir insanın her şeyi bilmesi mümkün değildir.

Asıl tehlike bilmediğini öğrenmek istememektir.

“Ben zaten biliyorum.”

Belki de öğrenmenin önündeki en büyük engel bu cümledir.

Çünkü insan “Ben biliyorum” dediği anda soru sormayı bırakır.

Soru sormadığında merak biter.

Merak bittiğinde öğrenme durur.

Öğrenme durduğunda ise toplum yerinde saymaya başlar.

Bu nedenle çocuklarımızın geleceğini yalnızca sınav sonuçlarıyla ölçmeyelim.

Onlara daha fazla eşya, daha pahalı telefonlar veya daha yüksek notlardan önce başka şeyler verelim:

Merak eden bir zihin.

Sorgulayan bir akıl.

Başkalarını anlayabilen bir vicdan.

Ve hayatı boyunca öğrenmeye devam edebilme becerisi.

Çünkü bir toplumun geleceği çocuklarına verdiği cevaplarda değil, onların sorduğu sorulara verdiği değerde saklıdır.

Gökhan Yetiş / Magazinname.com

Yorumlar (0)

Henüz yorum yazılmamış. İlk görüşü siz bildirin!

Fikir Belirt

6 + 8 = ?