ESKİDEN BURALAR DUTLUKTU

Kaan Erkam 08.09.2026 - 11:40 6 Dk Okuma
Kaan Erkam
Köşe Yazarı 1 Köşe Yazısı

Kaan Erkam

Magazinname Resmi Köşe Yazarı. Güncel gelişmeler, kültür-sanat, magazin ve cemiyet hayatına dair özel analiz ve köşe yazıları.

Köşe Yazıları ve Analizleri Yazarın Tüm Yazıları
ESKİDEN BURALAR DUTLUKTU

Evet… Tiyatro da artık buna döndü.

Eskiden tiyatrolar vardı. Hem de gerçekten tiyatrolar…

Kaliteliydi. Sayıları azdı ama bir ağırlıkları, bir ciddiyetleri vardı. Mantar gibi her köşeden bitmezlerdi.

Birkaç konservatuvar vardı. Girmek kolay değildi. Hatta hiç kolay değildi. Sınavlar gerçekten sınavdı.

Yüz kişiden fazla insanın sınava girip, yalnızca dört-beş kişinin kazandığını bilirim.

Bugün sinemada, televizyonda gördüğümüz bazı önemli oyuncuların bile yıllar sonra “Konservatuvarı kazanamadım” dediğini duyuyoruz.

Şimdi ise durum biraz farklı.

Onlarca üniversitenin tiyatro ve oyunculuk bölümü var. Mantar gibi çoğalıyorlar.

Parası olan okuyor, olmayan yetenekli gençler ise bir şekilde burs bulup; tam burs, yarım burs, çeyrek burs derken okula giriyor.

Her yılın sonunda da karşımıza bir sürü “oyuncu oldum” diyen genç çıkıyor.

Kızmayın bana ama…

Diploma almakla oyuncu olunmuyor.

Üstelik bu gençlerin çoğu, sağlam ve köklü tiyatrolara girmek istese de kolay kolay giremiyor. Çünkü iyi tiyatroların kadroları zaten yıllar içinde oluşmuş oluyor.

Bazıları çocuk tiyatrolarında iş buluyor.

Okul okul, ellerinde bavullarla dolaşıp oyun oynuyorlar. Bu konuya başka bir yazıda daha uzun girerim.

Ama şimdi konumuz bu değil.

Peki ne yapıyor bu arkadaşlar?

Bir araya gelip tiyatro kuruyorlar.

Hele içlerinden biri “Ben satış işinden anlarım” diyerek şirketi de kurduysa… İşte o zaman işler daha da ilginç bir hal alıyor.

Çünkü sahne kiraları acayip.

Barlarda, düğün salonlarını andıran yerlerde, hatta önüne plastik sandalyeler dizilmiş yükseltilerin üzerinde tiyatro yapmaya çalışıyorlar.

Olmuyor.

Seyirci küstürülüyor.

Sonra bu ortamda başka bir tür ortaya çıkıyor:

Sahte tiyatrolar.

Derme çatma sahneler açılıyor.

Bazılarını tanıyorum. İsim vermeyeceğim.

Adam Türkçe konuşamıyor, diksiyon desen sıfır…

Ama ders veriyor.

Bir başkası daha “Cin Ali”yi çözememiş; sevgilisine, eşine, dostuna yazdığı üç satırlık metni alıp “yazan-yöneten” diye afişe koyuyor.

Ve tiyatro oluyor!

Oluyor mu?

Olmuyor tabii.

Bir de telifsiz oyunlar ve kitaplardan oyun devşirme meselesi var.

“Telifsiz” dedim ya…

En az sekiz tiyatro Bir İdam Mahkûmunun Son Günü oynuyor.

Bir o kadarına yakını Bir Delinin Hatıra Defteri oynuyor.

Ardından ünlü kitapların isimleri kocaman harflerle afişlere yazılıyor.

Biletler 100, 130 lira…

Oyuncular ise sözde kendi yetiştirdikleri oyuncular.

Bilinçsiz, bilgisiz ve oyunculuğu bağırmaktan ibaret sanan bir anlayış.

Yazık.

Bazıları benim oyunlarımın bile adını değiştirip oynuyor.

Ve ortalık öylesine çamur ki kimse bulaşmak istemiyor.

Daha kötüsü, bunlar turnelere çıkıyor.

Anadolu’ya gidiyorlar.

Sanatı da beraberlerinde götürmek yerine, maalesef tiyatronun itibarını da yerlerde sürüklüyorlar.

Sistemleri de hayli ilginç.

Önce düzgün ve bilinen salonlardan uzun vadeli tarihler alıyorlar.

Mesela “15 Kasım’da XXX Tiyatrosu’ndayız” diyorlar.

Bu, diğer salonlar için de bir referans oluyor.

“Demek ki orada oynuyorlar. O zaman bunlar ciddi bir ekip.”

Sonrası?

Sahne kirası ödenmiyor.

Borç takılıyor.

O uzun vadeli oyun tarihi bir sonraki uzun tarihe erteleniyor.

Sonra bir başka salon…

Bir başka şehir…

Bir başka tarih…

Anadolu’yu dolandıran bazı ekiplerin yöntemi ise daha da ilginç.

Elinde bavuluyla gariban bir oyuncu geliyor.

“Abi, ışıkçımız hastalandı, gelemedi. Sizde biri var mı?”

Tabii ki var.

Zaten bir tane ışık var.

Aç.

Kapat.

Hepsi bu.

Oyun oynanıyor.

Sonra:

“Kirayı hocamız yollayacak.”

Vınnn!

Ara ki bulasın.

Telefonlar açılmıyor.

Açılsa da sonuç yok.

Bu yüzden isim değiştiriyorlar.

Sürekli.

Bilet firmaları da çaresiz.

Satışa çıkarıyorlar.

Aslında çıkarmamaları gerekir ama onların da ekmek parası var.

Sonra bir bakıyorsun…

Adam gibi çalışan bir tiyatro ekibinin eski sezondan kalan oyunlarıyla birlikte en fazla üç oyunu vardır.

Hadi dört olsun.

Bunlara bakıyorsun:

On beş, yirmi tane oyun açık!

Bu nasıl oluyor?

Oluyor işte.

Zavallı, bilinçsiz seyirci bir-iki kere tuzağa düşüyor.

Google yorumlarına bakmadan gidiyor.

Sonra tiyatroya küsüyor.

Asıl üzücü olan da bu.

Çünkü kötü olan yalnızca o oyun değil.

Tiyatroya olan güven de yara alıyor.

Bir de eleştiri yapmaya kalkarsanız…

Cevaplar şahane!

“Gelmezsen gelme.”

İşte sanat eleştirisine verilen çağdaş cevap!

Bunların çoğu erken saatlere oyun koyuyor.

Evden çıkmakta zorlanan bazı gençler de “Hadi tiyatroya gidelim” diyerek bu tiyatro olmayan tiyatrolara gidiyor.

Ne yazık ki bunun kolay bir çaresi yok.

“Bir kurul olsa,” diyoruz.

Ehil olanla olmayanı ayırsa…

Olmaz.

Çünkü onu da yine tiyatroculardan seçerler.

Seçilenler de karşısındakini seviyor mu, sevmiyor mu?

Kim bilir?

Zor.

Hem artık tiyatrocular eskisi gibi birbirini de sevmiyor.

İşin en acı taraflarından biri de bu.

Ama o konu…

Bir sonraki yazının konusu olsun.

Şimdilik perdeyi burada kapatalım.

Sanatı severek, tiyatroyu çoğaltarak ve birbirimize biraz daha saygı duyarak geçireceğiniz günler dilerim.

Kaan ERKAM / Magazinname.com

Etiketler

Yorumlar (0)

Henüz yorum yazılmamış. İlk görüşü siz bildirin!

Fikir Belirt

2 + 9 = ?