N1 Aşk Radyo

Gözleri Kararan Bir Yıldızın Dramı: Deniz Akbulut’un Yürekleri Dağlayan Hikayesi

Gözleri Kararan Bir Yıldızın Dramı: Deniz Akbulut’un Yürekleri Dağlayan Hikayesi

“Keşke evlenmez olsaydım, hayatım karardı.” Işıltılı dünyanın karanlık ve acımasız yüzüyle tanıştığında daha 15 yaşındaydı. Ambargolar, işkenceler, yanlış sevgililer derken daha çocuk denecek yaşta çekmediği zulüm kalmadı. Erkek egemen bir toplumda kadın olmanın zorluğunu dibine kadar yaşadı. Gördüğü şiddet yüzünden gözlerini kaybetti ve dünya karardığında daha 30’lu yaşlarındaydı. Maddi imkansızlıklar yüzünden hayatını karanlık bir dünyada geçirmek zorunda kaldı. Bunlar yetmezmiş gibi dostları da birer birer unuttu onu. Ama o bu unutulmuşluğa rağmen “Ben mücadelem sayesinde ayakta duruyorum” diyordu. Hatalar da yapmıştı elbette ama o hataları yaptığında bir çocuktu daha. Ona destek olacak kimse yoktu yanında. Dayak yerken de kimse yoktu, sahnede şarkı söylerken de, evde sessizce ağlarken de. İnsanın yüreğini sızlatan bir hayat onunki. Hızla giden bir arabadan sırf bir erkeği reddetti diye atılmak istenen kadındı o. İngiltere’de eğitimler alsa da alkolün dostluğuna inanandır. Filmi yapılsa “Yok bu kadar olmaz, abartmışlar” dedirtecek nitelikte onun ömrü. İşte bu hikaye, daha 30’unda hayatı kararan, yanlış seçimlerinin bedelini fazlasıyla ödeyen ve bir dönem Cüneyt Arkın’lı filmlerin vazgeçilmezi olan bir kadının yürek burkan hikayesi. “Hayat dediğim budur işte, anlıyor musun?”

İlk Adımlar ve Yeşilçam Macerası

Bu onun öyküsü. 4 Nisan 1960 tarihinde İstanbul Koca Mustafa Paşa’da başladı. Tiyatroya düşkün olan ailesi o daha küçücükken onu tiyatroya yazdırdı ve yaşayacağı karanlık günleri farkında olmadan ailesi başlatmıştı. O Nejat Uygur Tiyatrosu’nda oyunculuk yaparken hayalinde bambaşka işler vardı aslında. İyi bir ressam ya da heykeltıraş olmak istiyordu. Tiyatro eğitiminin ardından ailesi onu bale ve mankenlik okuluna yazdırdı. Okuldaki hocası Madam Olga onu çok beğenince okul tarafından Londra’ya gönderildi. Burada bale okuluna yazıldı ve Lady Diana’yla aynı sınıfta okudu. Londra’da ayrıca tiyatro eğitimi de aldı. Tüm bu eğitimler toplamda 2 yıl sürdü. Türkiye’ye döndüğünde ise hayatı bambaşka bir şekilde ilerleyecekti. Tiyatro sahnelerinde çok beğenilince Deniz Akbulut’un keşfedilmesi uzun sürmedi.

10’lu yaşlarında başlayan tiyatro macerası 15 yaşındayken sinema ile devam etti ve 1976 yılında 24 Saat isimli filmle sinemaya ilk adımını attı. Daha 15 yaşındayken annesinin ısrarları ve bir tanıdıklarının vasıtasıyla yönetmen Safa Önal’la tanıştı. Ünlü yönetmen onu görür görmez “Geleceğin Türkan Şoray’ı” diyerek film teklifinde bulundu. Safa Önal’ın etkisiyle Cüneyt Arkın’la birlikte Baba Ocağı, Baba Kartal ve Kanun Gücü filmlerinde oynayarak sinemadaki kariyerine hızla devam etti.

Aşk Hayatı ve Yeşilçam’dan Dışlanma

Ancak büyük bir sorun vardı. Safa Önal Deniz Akbulut’a aşık olmuş ve evlenmek istemişti. Hatta Deniz Akbulut’u babasından Cüneyt Arkın istedi. Söz yüzüklerini de yine büyük usta Cüneyt Arkın taktı. Sözden sonra Türkan Şoray’ın evine yemeğe gittiler. Her şey çok hızlı ilerliyordu ve Deniz Akbulut daha 15 yaşındaydı. İlerleyen zamanda bu işin çok aceleye geldiğini düşünerek sözü attı Deniz Akbulut. Ancak Safa Önal bu duruma çok bozulmuştu ve “Bir daha yüzümü görmek dahi istemiyorum. Benim piyasamda dolanma ve sakın bir daha karşıma çıkma” diyerek Deniz Akbulut’a gözdağı verdi. Safa Önal’ın sözü Deniz Akbulut’a geçmese de Yeşilçam geçiyordu. Deniz Akbulut tabiri yerindeyse kariyerinin başında Yeşilçam’dan aforoz edildi. Ama onun durmaya niyeti yoktu. Ona ambargo koyulsa da bu tüm yönetmenlerin onu dışlayıp…

Her şeye rağmen 1979’da Kahır Mektubu, 1980’de Havar, İki Damla Gözyaşı ve Takas, 1981’de Kader Arkadaşı, Aşk Pınarı, Dört Kardeş Dört Gelin, Harman Sonu, Kara Bahtım, Kirvenin Kızı ve Ceza, 1983 ve 85 arası Esir, Günahkar, Acı ve Haram Oldu filmlerinde rol aldı. Bu dönemde Cüneyt Arkın’ın aracılığıyla yeni bir aşka yelken açıp nişanlandı. Ancak nişanlısının alkolik olması sebebiyle nişanı kısa zamanda attı. 80’li yılların ilk yarısına kadar yüzlerce filmde oynaması gerekirken ambargo yüzünden çok az filmde yer aldı.

Fakat 1984’te bir şans geldi ayağına. İlyas Salman’la Ya Ya Ya Şa Şa Şa filmlerinin çekimleri sırasında sinemacılar kralı olarak anılan Ali Kocabey’le tanıştı. Ali Bey Deniz’in güzelliğine kendisini kaptırınca vakit kaybetmeden ona evlenme teklifinde bulundu. Deniz Akbulut da bu teklifi kabul etti ve gazetelerde boy boy resimleri çıkmaya başladı. Deniz Akbulut hem hayallerindeki prensi bulduğunu düşünüyor hem de Ali Bey’in sinema sektöründeki ağırlığı sebebiyle üzerindeki ambargonun kalkacağını düşünüyordu. Gazetelerde ilginç haberler de çıkmıştı. Ali Kocabey’le evleneceği için gerdek korkusu yaşadığı yazıyordu sayfalarda. 25 Mayıs 1984 tarihli Tan gazetesine bu haber şöyle yansımıştı: “Gerçi daha önce birlikte olduğum sevgililerimle bazı yakınlaşmalarım oldu ama hiçbir zaman ileriye gitmedim. Her nedense küçük yaşlarımdan itibaren gerdekten korkmuşumdur. Evlenmek aklıma geldikçe o korkunun etkisinde kalıyorum. Ama ne düşünürsem düşüneyim, eskilerin dediği gibi korkunun ecele faydası yoktur. O köprüden geçeceğim.”

Skandallar ve Zorlu İlişkiler

Onun evliliği ve mutluluğuyla ilgili haberler piyasada sık sık yer alırken, Deniz Akbulut da ona koyulan ambargonun kalkacağı günü sabırsızlıkla beklemeye başladı. Ama beklediği hiçbir şey gerçekleşmedi. Basındaki haberler Deniz Akbulut’un Ali Bey’le parası için birlikte olduğu yönündeydi ama Deniz Hanım böyle bir şey olmadığını sadece mutlu bir yuva istediğini dile getiriyordu. Bu para muhabbetleri gazetelerde yer alırken bu güzel birliktelik aniden son buldu. Bu aşkın bitiş hikayesini ise Habertürk’e verdiği röportajında şöyle anlattı güzel oyuncu: “Düğüne iki gün kala bir yemek sonrası beni özel odasına götürmek istedi. Ben de kabul etmedim. O bu duruma kızıp yolda hızla giden arabasından kapıyı açıp beni atmaya çalıştı. Cüneyt Arkın’dan öğrendiğim hareketler sayesinde arabaya tutunarak hayatta kaldım. O olaydan sonra nişan yüzüğünü attım. Annem nişanı atmam için çok ısrar etti, ‘Ali sensiz yapamaz’ dedi. Fakat kararım kesindi ve ayrıldım. Safa Önal’dan sonra Ali’den de ambargo gördüm. Sinemalarına filmlerimi oynatmamamı söyledi. Onun yüzünden de bir süre film teklifi alamamıştım.”

Deniz Akbulut sinemadan istediği teklifleri alamasa da Kul Feryadı, O Kadınlardan Biri, Hırsız, Yıkılmışım Ben, Bütün Kuşlar Vefasız, Hata, Kan Kırmızı Süt Beyaz, Sarışınım ve Yaşamak Haram Oldu gibi filmlerde yer aldı. Kariyeri boyunca 50’ye yakın filmde başrol oynadı ama ambargolar olmasaydı çok daha fazlası olabilirdi.

Deniz Akbulut sinemalarda olmasa da hakkında haberler yapılmaya devam ediyordu. 15 Kasım 1986 yılında Tan gazetesinde çıkan bir haberde şunlar yazıyordu: “Haftanın iki gecesini süt kralı sevgilisi Yüksel Dartar’la geçiren sanatçı: ‘Cüzdanı dolu olan her erkek şapur şupur hak eder. Bu bir tabiat kanunudur. Hiçbir kadın bunun aksini iddia edemez.’ Geriye kalan 5 gecede orta halli sevgilisi Metin Poyraz’la görülen Deniz Akbulut: ‘Ben hayırsever kişiyim. Taksi atı hakkıyla yapıyorum. Zenginlerden aldığımı fakirle paylaşıyorum. Buna ikisi de razı’ dedi.”

Deniz Akbulut’un İbrahim Tatlıses’le de aşk yaşadığı söylentileri vardı. Deniz Hanım’ın en önemli filmlerinden biri de İbrahim Tatlıses’le oynadığı Yıkılmışım Ben isimli yapımdır ve İbrahim Tatlıses’le olan anısını kitabında yazdığı gibi Kanal D ekranlarında yayınlanan 2. Sayfa programında şöyle anlattı: “Bursa’da kalıyoruz. Sezen Aksu, MFÖ, Sibel Can ve ben varım. Herkesin kendisine ait odası var. Bir gün sabah 11 gibi telefonum çaldı. İbrahim Tatlıses’ti arayan. Kendi kendime ‘Allah Allah sabahın bu vaktinde beni neden arıyor?’ dedim. Yardımcım dedi ki: ‘Sizi odasına çağırıyor, gidebilir misiniz?’ Sonra gitmeye karar verdim. Alt kattaydı onun odası. Tam kapıyı çalacağım sırada kapı açıldı, Sibel Can çıktı içeriden. O zaman oryantaldi kendisi. Ben odaya girdim, yatağın kenarına oturdum. ‘Buyurun İbrahim Bey’ dedim. O da ‘Ben senden çok hoşlanıyorum’ dedi ve beni yatağa doğru itti. Şaşırdım, heyecanlandım, panik oldum. Yeniden ‘Senden çok hoşlanıyorum’ dedi. Ben titremeye başladım. Genç bir kadınım, o anda kendimi bırakabilirim kollarına. Şöyle bir yüzünü elledim: ‘İbrahim Bey sakalınız çıkmış.’ O da hemen ‘Aldırayım’ diye karşılık verdi. Adamlarını çağırıp ‘Gidin bana tıraş bıçağı alın, tıraş olacağım’ dedi. Ben de ‘İbrahim Bey ben odama çıkayım, hemen geliyorum. Ufak bir işim var’ dedim. Odamdan çıkış o çıkış tabii. Telefonlar çalıyor. Yardımcım ‘Açma’ dedim ama ondan sonra çok üzüldüm. İbrahim Bey o gün Bursa’yı terk etti, programa bile çıkmadı akşam. Bursa’dan İzmir’e gitti diye duydum. Sanıyorum ki onuru kırıldı. Sanıyorum ki birlikte olmak istedi. Bu terk edişin sebebini reddettiğim için mi acaba diye düşündüm. Ben aslında kendisini reddetmedi duygusal olarak. Ama o beğendiği bir kadını elde edemeyince çekti gitti. Ben hiçbir zaman ‘İbrahim Tatlıses beni taciz etti’ demedim zaten. Taciz de edilmedim. İki taraf da birbirinden hoşlanabilir. Erkek hoşlanabilir, ben aşık olurum, kendimi tutamayabilirim. Ben İbrahim Tatlıses’ten neden kaçtım biliyor musunuz? Ben İbrahim Bey ile birlikte olsaydım, onun önünde eğildiği, saygı duyduğu kişi de bana deli gibi aşıktı. Onlar vuruşurlardı, belki İbrahim’e bir şey olurdu. Korktuğum için kaçtım. Tek sebep buydu. Ben kendisiyle bir türlü görüşemedim. Görüşmek istedim ama kaçtı hep. Buradan söylüyorum, hep ona aşıktım. Birlikte olamayışımızın tek sebebi o kişi. İbrahim Tatlıses’i öldürebilirdi. Mecburen kaçmak zorunda kaldım. Bunu da ilk kez itiraf ediyorum. Beraber onunla film çekiyorduk, set araları onunla konuşmaktan kaçınıyordum çünkü çok [Müzik] [Kahkaha] heyecanlanıyordum.”
“Amma Metresin! Allah kahretsin seni!”

Görme Kaybı ve Hukuki Mücadeleler

Deniz Akbulut sinemadan ambargo yemişti evet, ama bu sahnelerde yer alamayacağı anlamına gelmiyordu. Deniz Akbulut 80’li yılların ikinci yarısında gazinocular kralı Fahrettin Aslan’dan bir iş teklifi aldı ve Maksim Gazinosu’nda sahne almaya başladı. Burada sinemadan kazandığından çok daha fazla para kazandı. Ancak her şey iyi giderken birden Maksim Gazinosu’ndan atıldı ve bunun sebebinin Seda Sayan olduğunu söyleyerek şu açıklamayı yaptı: “O assolistti. Ondan sonra sahneye ben ve Nazan Şoray çıkıyorduk. Ben her zaman ondan daha şık giyiniyordum ve sahnede ondan daha iyiydim. Bu yüzden beni çok kıskandı ve sonunda işten çıkarıldım.” Deniz Akbulut aslında sahnelerde çalıştığı dönemde Semra Alpay’la da saç saça baş başa birbirine girdi ve gazeteler ondan “Bayan Kapris” diye bahsetti. İşten çıkarılmasının gerçek nedenini ise hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Sahnede olduğu dönemlerden bir gün korkunç bir olay da yaşadı Deniz Akbulut. Samsun’da sahne alırken gözlerinin önünde bir cinayet işlendi ve bu durum Deniz Hanım’ı derinden sarstığı gibi alkole başlamasına da sebep oldu. Uzun süre toparlanamayınca ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yattı. Hastanede yatarken alkol illetinden kurtulduğu gibi hayatına da yeniden başladı. Hastane sonrası iş insanı Erdoğan Kendigelen’le yeni bir aşka yelken açtı. Sahne almaya da devam etti. Kısa süren bir flört döneminden sonra Erdoğan Bey’le nikah masasına oturdu. İşte ne olduysa bu tarihten sonra oldu. O Vali Konağı Caddesi’nde köpüklerle yıkanan şöhretini objektifler önündeki cömertliğine borçlu olan büyük assolist, kimilerine göre bir film çekimi esnasında, kimilerine göre ise sahne aldığı sırada birden görme yetisini kaybetti. Sebebine ise bazı kesimler bilinmeyen bir rahatsızlık dedi, başka bir kesim tansiyon dedi, kimileri ise kullandığı bir ilaç sebebiyle olduğunu söyledi. O günlerde çıkan bir gazete haberinde ise şunlar yazıyordu: “Deniz Akbulut ve Erdoğan Kendigelen bir evlilik yıldönümlerini kutlayacaklardı. Gece Deniz’in aniden tansiyonu fırladı ve alkol komasına girdi. Günler sonra uyandığında artık gözleri görmüyordu.” Hem bu karanlık dünyaya alışabilmek hem de alkolden kurtulabilmek için psikolojik tedavi gördü uzun süre. “Deniz uyandığında kör olduğunun farkında değildi. Oysa çıkarın beni bu karanlıktan diyordu.” Gözlerinin görmediğini anladığında ise büyük bir yıkım yaşadı. Ayrıca kendisine iyi gelsin diye hep babasına Türk filmlerini açtırıp filmleri dinliyordu.
“Seni seviyorum, bulutların üzerinde yüzer gibiyim seni çok seviyorum.”

Aradan geçen zaman onu iyice dağıtmıştı. Kalıcı olarak gözlerini kaybettiğini anladığında dünyası başına yıkıldı ama her şeye rağmen bozulan ruh sağlığını düzeltmek istiyordu. Zaman zaman isyan etse de bu krizler kısa süreli oluyordu. Bu isyanlar sırasında dostlarına şöyle diyordu: “Ben sizi görmüyorum, siz de beni görmeyin.” Kariyerine mecburi bir ara veren Deniz Akbulut, elinde olan kısıtlı maddi imkanları da tedavisi için kullandı. Elindeki kaynaklar tükenince ameliyat için gerekli masrafları karşılayamadı. Deniz Akbulut gözlerini kaybettikten sonra ismi eskisi kadar anılmaz oldu ve yıllar yılları kovaladı. Aradan geçen zaman birçok insana onu unuttursa da o hala özlüyor ve seviyordu. Gözlerini kaybetmesiyle ilgili birçok efsane dolaşıyordu gazetelerde ama zamanla onlar da kaybolup gitti.

Yeniden Ayağa Kalkış ve Acı Gerçekler

2020’li yıllara girdiğimizde ise Deniz Akbulut’u bir kez daha gördük. Enerjisi iyiydi, gözleri görmese de mutluluğu, huzuru gözlerinden okunuyordu hem de yaşadığı tüm maddi imkansızlıklara rağmen. “Ben gönül gözümle, 3 gözle, kalp gözüyle görüyorum. Buna Allah’ın gözü derler.” Deniz Akbulut işte o zamanlarda açıklamıştı tüm olayları ve önce Vatan’a verdiği röportajında şunları söylemişti: “İş insanı Erdoğan’la evlendim. Erdoğan Bey’in alkole düşkün biri olduğunu evlendikten sonra öğrendim. İçince kişiliği değişiyordu. Evlendikten sonra şiddet uygulamaya başladı. Ben de ayrılmak istedim. Bunu duyunca çıldırıp beni dövmeye başladı. Yapma dememe rağmen gözlerime vurdu. Ölümden döndüm ama gözlerimi de kaybettim.” Bunca yıl bu gerçeği neden söylemediği sorulduğunda ise şöyle dedi: “Eskiden şiddet gördüğünüzü anlatınca yakın çevreniz bile sineye çek derdi. İnsanlar yeni yeni uğradıkları mağduriyeti anlatıp destek buluyor bunun için. Ancak şimdi bu gerçeği söyleyebiliyorum.”
“Sevdiğim insansın benim, hep öyle olacaksın. Erkeğimsin benim sen de, sen de benim kadınımsın, bekleyeceğim seni.”

Her şey Deniz Akbulut’un üzerine üzerine gelirken içimizi acıtan bir haber daha öğrendik onunla ilgili. Bu haber haberturk.com’a şu şekilde yansımıştı: “Deniz Akbulut, 10 yıl önce boşandığı eşi Erdoğan Kendigelen tarafından bilgisi dışında 8.000 liralık bir senede imza attığı iddiasıyla mahkemeye başvurdu. Yıllar önce sinema setinde aniden geçirdiği rahatsızlık sonucu görme yetisini kaybeden Akbulut’un avukatı dava dilekçesinde: ‘Görme engelli müvekkilimin eski kocası boş bulunduğu bir anda imzasını alarak mağdur etti. 3 kuruşluk gelirinden mahrum bıraktı. Aleyhinde başlatılan icra takibi nedeniyle babasından aldığı emekli maaşına haciz konuldu. Gözleri görmediği için bir araba alım satımına imza attığını sanan müvekkilim neye imza attığını bilememiş. Dolayısıyla herhangi bir borcu yoktur, icra takibi durdurulsun’ dedi.” Bunun üzerine mahkeme, dava sonuçlanıncaya kadar Akbulut aleyhinde başlatılan icra takibinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı koydu.

Aradan geçen yıllar sonra Uçankuş TV’ye konuk olarak katıldı Deniz Akbulut ve yıllar önce yaşadıklarını birer birer anlatarak şiddet gördüğünü ve gözlerini o yüzden kaybettiğini defalarca dile getirdi. İşte tam bu sırada Deniz Akbulut’un eski eşi programa telefonla bağlanarak kendisine gelecekte sağlık ve mutluluklar diliyorum, gözlerinin görmemesi benim suçum değil, metil alkol yüzünden gözleri tahrip oldu” dedi. Eski eşinin sözlerinin üzerine Deniz Hanım: “Ben hakkımı sonuna kadar helal ediyorum. Ben kendisini yalanlamak istemiyorum. Ben de savcıya metil alkol aldığımı söyledim zaten” diyerek cevap verdi.

Deniz Akbulut’un tam olarak neler yaşadığını bilemeyiz ama büyük imtihanlardan geçtiği aşikar. Şöhretinin zirvesindeyken gözlerini kaybetmesi belki de insanın başına gelebilecek en zor durumlardan biri.
“Benimle buluşmak için ölümü bile göze aldın. Korkuyorum sana bir şey yapmalarından korkuyorum.” Alkol ve yanlış aşklar yüzünden yaşamı tepe taklak olan, hayata en güzel baktığı dönemde gözlerini kaybeden, bütün şanssızlıklarına rağmen geleceğe sımsıkı sarılan, herkes ondan ümidi kesse de bu dünyayı yeniden görebilme hayaliyle yaşayan, bir gün gözlerini açtığında bıraktığı o yemyeşil dünyadan eser kalmadığını görüp hayal kırıklığına uğrayacak olan ve bunları bile bile yine de güzel hayaller biriktiren bir Deniz Akbulut geçiyor bu hayattan.

Bir yanıt yazın