N1 Aşk Radyo

Yeşilçam’ın Unutulmaz Yüzü: Zeki Sezer’in Hayat Hikayesi

Yeşilçam’ın Unutulmaz Yüzü: Zeki Sezer’in Hayat Hikayesi

Bu hikaye, gerçek ismiyle olmasa da sinemada canlandırdığı karakterlerle tanınan, oynadığı her rolü unutulmaz kılan, filmlerdeki replikleri dillere pelesenk olmuş, tiyatro için çok emek vermesine rağmen değeri öldükten sonra anlaşılmış, sinemamızın en ünlü isimlerine sesiyle can vermiş, eşini erkenden kaybedip dört çocuğuna hem annelik hem babalık yapmış Yeşilçam’ın, Türk tiyatrosunun ve seslendirme dünyasının en unutulmaz isimlerinden olan Ünal Gürel’in hayat hikayesi.

İlk Yıllar ve Sinemaya Adım Atışı

Soğuk bir kış günü Edirne’de dünyaya gelen Zeki Sezer, 1929’da gözlerini açtığında ülke, girilen savaşların etkisiyle ekonomik bir buhranın içindeydi. Hayatının ilk gençlik yılları Edirne’de geçti. Edirne Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul İETT Şişli Şubesi’nde depo müdürlüğü yaptı. Askerden döndükten sonra en sevdiği şehirlerden biri olan İzmir’e yerleşti. Burada 1951 ve 53 yılları arasında gümrük muhafaza memurluğu yaptı. Bu iş onu sarmayınca görevinden istifa edip İstanbul’a yerleşti. Burada yepyeni maceralar onu bekliyordu. Bu yıllarda Müdevvere Hanım’la evlendi. Böylece ömürlük sevdası da başlamış oldu.

Sinemaya ilk adımını Hüsnü Can Türk’ün yönetmenliğini yaptığı Kurşun Yağmuru filmiyle attı. Burada küçük bir rol alsa da kameralar onu çok sevmişti. Sinemaya nasıl girdiğini ise şöyle anlatmıştı Zeki Sezer: “Aslında sinemaya girmek gibi bir düşüncem yoktu ama ayda iki üç defa sinemaya giderdim. Bir gün bir arkadaşım Ses Dergisi’nin açtığı yarışmaya katılacağını, oraya resim göndereceğini söyledi. 25.000 TL ödül olduğunu, başvurunun da cuma günü son olduğunu söyledi. Ben de katılıp şansımı denemek istedim. Birinci gelmedim ancak aldığım iyi derece dikkat çekmişti. Yarışmadan sonra çekilen her 10 filmin dördü için mutlaka beni ararlardı.” Beyaz perde büyülemişti onu. Bu yüzden her alanında görev almaya çalıştı. 1960’lardan itibaren çeşitli dönemlerde sendikacılık ve dernekçilik yaptı.

Yeşilçam’ın Yardımcı Rollerdeki Vazgeçilmezi

1960’larda başladığı sinema kariyeri bu yıllar boyunca Ayrılsak da Beraberiz, Kelepçeli Melek, Cici Gelin, Yıkılan Yuva, Vesikalı Yarim, Acıyla Karışık, Boş Çerçeve, Kendi Düşen Ağlamaz ve Arım Balım Peteğim gibi yüksek gişe yapan filmlerle devam etti. Garson, avukat, iş adamı, doktor, çalgıcı, uşak gibi onlarca karaktere hayat verdi. Artık o Yeşilçam’ın önemli yardımcı oyuncularından biriydi. Hatta öyle ki onu gerçek anlamda doktor zannedenler de vardı. Yıllar sonra TRT için verdiği bir röportajda bu konuyu şöyle dile getirmişti: “Ben sinema oyuncusu Zeki Sezer. Türk sinemasında 200’ü aşkın filmde doktor oynadım. Çok oyuncuları iyi ettim ve bu arada ilginç bir olayı size nakletmek istiyorum. Evimde eşimle birlikte kahve içiyorduk. Gece saat 1’i vuruyordu. Birden kapının zili çalındı. Açıldı bir de baktık ki bir çift çocuğuyla beraber içeriye girdi. ‘Ah doktorcuğum neredesiniz? Sizi arıyoruz. Çocuğum çok hasta ne olur kendisine bakın.’ dediniz. Biz de dedik ki: ‘Kardeşim buyurun oturun, misafirimiz olun ama ben sinemanın doktoruyum, gerçek doktor değilim. Ben size gerçek bir doktorun adresini vereyim. Siz şöyle biraz buyurun oturun istirahat edin.’ Ve kendilerine birer çay ikram ettik ve kendileri durmadan ısrar ediyor ‘ama siz bizi tedavi edin.’ Kendilerini ikna ederek kapıdan uğurladık.”

70’li yıllara hızlı bir giriş yaptı Zeki Sezer. Bülbül Yuvası, Küçük Hanımefendi, Sevenler Ölmez, Ateş Parçası, Güllü, Beyoğlu Güzeli, Üç Arkadaş, Ekmekçi Kadın ve Bodrum Hakimi gibi filmlerde oynadı. Ama onun asıl parlamasını sağlayan yapımlara 70’lerin ortalarında başlayan Kemal Sunal filmleri oldu. Onu ilk olarak Sahte Kabadayı’da şef garson olarak gördük. Daha sonra İnek Şaban, 100 Numaralı Adam, Köşeyi Dönen Adam, Bekçiler Kralı, Şark Bülbülü, Gerzek Şaban, Gol Kralı, Üç Kağıtçı ve Çarıklı Milyoner gibi birçok Kemal Sunal filminde izledik. Genelde Kemal Sunal filmlerinin sinsi, çıkarcı ve sevilmeyen adamı olsa da izleyiciyle kurduğu bağ asla öyle değildi. Çünkü gerçek hayatta onu tanıyanlar onun ne kadar kibar ve beyefendi biri olduğunu bilirdi. Altın Koza Film Festivali başta olmak üzere onlarca ödül törenine katılmış ve halkla samimi ilişkiler kurmuştu.

Sinemanın Değişen Yüzü ve Zeki Sezer’in Düşünceleri

80’li yıllar 70’ler kadar hareketli değildi onun için. Ancak yine de arabesk filmlerde yer almaya devam etti. Sinemanın gidişatı ise hiç iyi değildi. Yeni oyuncular, yeni filmler, değişen sinema tarzı derken o da birçok isim gibi geri planda kalan oyunculardan biri oldu. 90’lı yıllara emekliye ayrılmış bir şekilde girdi. Onu son olarak 1998’de Ayrı Dünyalar, 2002’de Papatya ile Karabiber yapımlarında gördük.

Sinema ona hak ettiğinden çok daha azını verse de emekli olmayı başarmıştı ve aldığı emekli maaşıyla mütevazı bir hayat sürmeye başladı. Hayali ise Adana’ya taşınmaktı. Koza Film Festivali’ne defalarca gittiği için Adana’ya aşık olmuştu. Karşılık alamasa da sinemaya asla kırgın değildi, aksine büyük sevdasıyla Zeytinburnu’nda yaşıyordu ve evinde verdiği bir röportaj gazete.com’a şöyle yansımıştı:

“Yeşilçam benim evim, yuvam, dostlarımın sıcaklığı, ülkemin dünyaya açıldığı yer. Her ne kadar yeni nesil Yeşilçam’ı küçümseme eğiliminde olsa da Yeşilçam olmasaydı günümüzün sineması olmazdı. Kıyaslamak dahi istemiyorum, sakın bu yanlış anlaşılmasın, gençler süper ama biz farklıydık. Sıcaktı, çok büyük starlarımız vardı. Hepimiz ismimizle tanırdık, oynadığımız karakterlerle değil. Fedakarlık, dostluk… Bütün oyuncular bir tek minibüste doluşup sete giderdik. Onlar Cüneyt Arkın, Ayhan Işık gibi oyunculardır. Kamera, malzemeler, set elemanları, yemeğimiz ve her şeyimizle çok mutluyduk. Sanatçının örnek olması gereken bir insan olduğuna inandım hep. Oturuşuyla, kılığı kıyafetiyle, davranışlarıyla, her şeyiyle örnek bir insan olmak zorundadır. Ben temiz giyinmeye, bütün festivallerde gece olsun gündüz olsun kıyafetlerimi özenle seçmeye dikkat ediyorum. Keşke genç nesil de öyle olabilse. En azından ödül almaya bir takım elbiseyle çıksalar. Çok önemli bir şey bu ve ben her seferinde söylüyorum, nedense yapmıyorlar. Para da kazanıyorlar, işlerine saygıdır bu aslında. Karşılarında onları takdir eden, onlar sayesinde para kazandıkları insanlar var, en başta onlara saygı göstermeliler. Ne yazık ki eski aktörler yok. Bizim zamanımız starlık devriydi. Herkes kendi çapında bir stardı. Şu anda oynayan arkadaşlarımız sadece filmlerindeki rolleriyle tanınıyor. Gerçek isimleriyle kimse tanımıyor. Aktör aktris dediğin zaman yakışıklı, güzel insan akla geliyor. Şu anda güzellik kavramı çok değişti. Aktörlere baktığınız zaman hepsi hakikaten çirkin insanlar, saçı sakalı birbirine karışmış, bir kravat dahi takmayan… Hep aynı tiplemeler, aynı şeyler var. Şaşırıyorum sinemanın çehresi mi değişti diye. Çünkü bir güzellik anlayışı yok. Eskiden Ses Mecmuası, Hayat Mecmuası’nın yarışmaları vardı. Fotoroman kral kraliçe yarışmaları vardı, oralardan geliniyordu ve güzel tiplemeler seçiliyordu. Şu anda onları göremiyorum maalesef. Komedilerde benim en fazla dikkatimi çeken, gördüğüm şey küfürlerin olması. Ne kadar doğru bilmiyorum ama sanırım alışamadı Türk izleyicisi bu küfürlere. Rahmetli Kemal Sunal’ın en fazla söylediği şey “eşoğlu eşek” ya da “hayvanoğlu hayvan”dı ve millet ona çok gülerdi. Bugün 20 kez izleyin 20 kez gülebiliyorsunuz. Ama küfür olunca bunları yakalayamıyor, gülemiyorsun bu filmlere. Ailesiyle çoluğuyla çocuğuyla gidenler var. Benim başıma da geldi. Adana Film Festivali’nde film seyrederken yaşlı bir kadın film izlerken omzuma dokundu ve bana ‘Bu yönetmenin hiç anası babası yok mu? Bu küfürleri nasıl ettiriyor? Bak biz kızımızla geldik. Böyle filmleri küfürsüz izleyemeyecek miyiz?’ diye sordu. Eskiden insanların seyrettiği filmlerde Hulusi Kentmen vardı. Babacan tavırlarıyla tam bir aile reisiydi.”

Son Yolculuk ve Mirası

“Yine de sinema bana ölümsüz olduğumu öğretti. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: ‘Belki bedenimiz yok olacak ama görüntümüz, yaptıklarımız daima var olacak.’ Benim hayat felsefem sevgidir, her şeyi severim yaradandan ötürü. İncitmekten korkarım. Daima empati yapmaya çalışırım. Beni hatırlayıp kendimi ifade etmeme aracı olduğunuz için çok teşekkür ediyorum.”

Yıllar yılları kovalarken, zaman su gibi akıp geçmişti. Binlerce oyuncu tarihin arka sayfalarında unutulup gitse de o, oynadığı filmlerle hatırlanmaya devam etti. Özellikle Kemal Sunal filmleri onun yüzünü silinmemek üzere hafızalara kazıdı. Ancak onu ekranlarda sürekli görmemiz, gerçek hayatta neler yaşadığını bildiğimiz anlamına gelmiyordu. O kısıtlı imkanlarıyla hayalini kurduğu Adana’ya yerleşmek için hazırlıklara başlamıştı. İstanbul’un kalabalığından yorulmuş, daha huzurlu bir hayat için Adana’ya yerleşmek istemişti. Oralı değildi ama sevdasıydı. Orada geçirmek için başladığı bu koşuşturma maalesef yarım kalacaktı. Yolculuk yapmaya ömrü yetmeyecek ve taşınmak için hazırlıklara başladığı sırada ani kalp kriziyle umutlarını yarım bırakacaktı.

5 Haziran 2007 tarihinde aramızdan ayrıldığında ardında 500’e yakın film ve onlarca televizyon dizisi bırakmıştı. Rolleriyle unutulmazlar listesindeydi o artık. Her televizyonu açışımda güzel karakterinin aksine bize hunharca bakan gözlerini görecektik mutlaka. Rollerinin aksine zerafet ve beyefendilik akan karakteri canlanacak gözlerimizde. Gülümseyişinin ardında saklı kalmış binlerce anısıyla bize Zeki Sezer geçti bu hayattan.

Bir yanıt yazın