N1 Aşk Radyo

Ersen Dinleten “Ersen Dadaşlar” kimdir?

Ersen Dinleten “Ersen Dadaşlar” kimdir?

Aman tertip, can tertip, hasrete katlan.

Müziğin en asi, en içli, en dürüst seslerinden biriydi o. Ersen Dinleten, Anadolu’nun bağrından kopup gelen bir ses değil, adeta Anadolu’nun ta kendisiydi. Her notasına yoksulluğun terini, her sözüne halkın acısını işlemiş bir devrimci. Yüreğiyle, kekemelikle savaşarak başladı söze. Evliliğin yükünü değil, sahnenin ateşini taşıdı sırtında. İskenderun’da denizciydi, Beylerbeyi’nde bandocu, Gölcük’te askerdi. Ama asıl kimliğini Cem Karaca’nın, Moğollar’ın, Üç Hürel’in, Kardeşler’in arasında buldu. Onun için müzik sadece eğlence değil, halkın feryadını notaya dökmekti. Yalın bir adamdı ama sahnede bir efsaneydi. Abdestsiz çıkmadı mikrofonun karşısına, lakin söyledikleri bir milleti titretmeye fazlasıyla yetti. Onun adı halkın ezgisinde, toprağın kokusunda, tertibin hasretinde yankılandı.

“Gelin tezkeresi demiştik, türküler söylemiştik…”

Şöhretin Yolculuğu

O doğduğunda yıl 1950’ydi. Selanik göçmeni olan baba Mehmet Bey mahalle berberiydi. Ordulu olan annesi Nebiye Hanım ise ev hanımıydı. Bir de ablası vardı. Maddi olarak zor bir çocukluk geçirdi, çok yokluk görmüştü. O günleri “Önce Vatan” gazetesinden Fatma Çelik’e şöyle anlatmıştı:
“Ben vasat bir ailenin ikinci çocuğuyum. Bayramda babam bize ayakkabı aldığında ablamla birbirimize sarılır, ağlardık. Burada bir bisiklete binerken gözleri yaşaran, doğru dürüst kıyafeti bile olmayan bir çocuktum. Hepimiz aynı odada yatardık. Çok yokluk çeksem de sevgiyle büyüdüm. Annemin bize teneke sobalarda kestane, mısır patlattığını bilirim.”

Tüm bu zorlukların arasında çok da çalışkan bir öğrenciydi. “Hafız” derlerdi ona. Babası onu önce Haydarpaşa Lisesi’ne yatılı olarak verdi ancak bir yıl sonra parasızlıktan almak zorunda kaldı. Vefa Lisesi’nden mezun oldu. Doğru düzgün kendine ait kıyafeti bile olmamıştı.

Babası Mehmet Bey ise müziğe çok meraklıydı. 60 kuruşa bir keman alıp sonra konservatuvara gitmiş biriydi. Oğlunu da bu alana yönelterek ona çok büyük bir iyilik yapmış, tüm hayatını şekillendirmişti. Mehmet Bey, Ersen’e önce küçük bir mandolin, daha sonra da ikinci el bir gitar aldı. Ersen hem yetenekliydi hem de müzik konusunda çok ilgiliydi. Babası onu Balat’ta Rum asıllı müzik hocası Koço Mihadolis’e götürdü. Ersen burada gitar dersleri almaya başladı. İçinden şarkı söylemek geliyordu ve kendince söylüyordu da. Zamanla bu işlerden para da kazanmaya başladı.

Yaz tatillerinde çalışıyordu. Posta gazetesinden Seral Cumalı’ya verdiği röportajda şöyle anlatmıştı o günleri:
“Yaz tatillerinde, düğün salonlarında, barlarda, pavyonlarda yetiştim. Çok küçüktüm, babam yaşındakilere hem çalıyor hem şarkı söylüyordum. ‘Küçük şarkıcı’ydım. O zaman gazinolar yoktu. Beyoğlu’nun Vagon Blokları, Çin Pavyonu vardı. Aileler oraya giderlerdi. Bir müzisyen abimiz o dönem gözde olan Çin Pavyonu’nun orkestrasına beni aldı. 15-16 yaşındaydım, yaşımı büyütüp sahneye çıktım.”

İlk gençlik yıllarında yaşadığı, daha doğrusu yaşayamadığı bir aşk hikâyesi onun içinde ukde olarak kaldı. “Önce Vatan”dan Fatma Çelik’e verdiği röportajda şöyle anlatmıştı yaşadıklarını:
“16 yaşlarındayken Fatih’te oturduğumuz mahallede çok sevdiğim çocukluk aşkım Esma vardı. Gece saat 11-12 gibi onların evinin orada onun odasının ışığının sönmesini beklerdim. O sokakta giderken ben 20 metre kadar arkasından yürürdüm. O benim elini bile tutmadığım gençlik aşkımdı. Anneme, ‘Önünde arkasında dolaşıp o kızı isteyelim,’ derdim. Annem, ‘Kıza nasıl bakacaksın?’ diyerek onu istemeye gitmedi. Sonra o mahalleden taşındık. Öğrendim ki evlenmiş, dört çocuğu olmuş ama birkaç yıl önce lösemi hastalığına yakalanıp hayatını kaybetmiş. Tertemiz bir insandı o. Onunla evlenip ondan çocuklarım olsun, hayatımı onunla yaşayayım, onunla popüler olayım ve onunla yaşlanayım çok isterdim ama olmadı. Bu benim içimde kalan bir uktedir.”

“Nerede kara bulutlar toplandı?”

Müzik Hayatında Dönüm Noktaları

Müzikten hiç kopmayan Ersen Dinleten, gitarın yanı sıra klasik keman dersleri de aldı. Hatta bununla da yetinmedi, devlet opera sanatçısı, Ermeni şan hocası Jiragor Choran’dan şan dersleri aldı. Sürekli kendini geliştiriyordu. Şeref Yüzbaşıoğlu orkestrasının ünlü davulcusu Salim Ağırbaş, Ersen Dinleten’i Fatih’ten tanıyordu. O sırada babası, oğlunun hayatına bir kez daha dokundu ve Ersen’i dinlemelerini rica etti. Onlar da gelip gizlice Ersen’i dinlediler. Ardından olanları Posta gazetesine verdiği röportajda şöyle anlattı usta isim:
“Hilton otelde beş çayları yaparlardı, oraya çağırdılar. Orkestrada rahmetli Ali Dikmen, Salim Dündar çalışmış. ‘Askerliğini yap gel, solistimiz ol,’ dediler. Yaşımı büyütmüştüm zaten. Askere gittiğimde gerçek yaşım 17’ydi. Dönüşte 50 liraya yevmiyeyle Şerif Yüzbaşıoğlu’nun orkestrasındaydım. O parayı görünce sevinçten ağladım.”

Ersen Dinleten, askerliğini İskenderun’da bahriyeli olarak yaptı. İlk eğitimini İskenderun Deniz Eğitim Komutanlığı’nda aldı. Ardından Beylerbeyi Astsubay Okulu’nda müzisyen olduğu için bando olarak eğitim gördü. Daha sonra Gölcük Orduevi’nde göreve başladı. Döndükten sonra söylediği gibi bu muhteşem gruba dâhil oldu. Bir buçuk yıl kadar orkestrada çalıştıktan sonra Salim Ağırbaş kendi orkestrasını kurunca Ersen ona geçti. Salim Ağırbaş, Türkiye’nin en büyük davulcusuydu. Bu orkestrayla İzmir’de Numune Pavyonu’nda çalışmaya başladılar. Ersen, yeteneğiyle sürekli dikkatleri üzerine çekiyordu. Şöhreti Cem Karaca’ya kadar ulaştı. O dönemler Karaca’nın Altın Mikrofon’da ikinci olduğu zamanlardı. İzmir Fuarı’na gelmişti. Ersen’den bahsedildi. Moğollar (Cahit Berkay) ve Cem Karaca bu genç yeteneği merak etti. Onu dinlemek için pavyona gittiler. Şans bu ya, o günlerde Moğollar’ın solisti gruptan ayrılmıştı. Cem Karaca, Ersen’i o kadar beğenmişti ki Moğollar’a solist olarak alınmasını önerdi. Moğollar’dan Aziz Ahmet’in ayrıldığı dönemde Cem Karaca, “Sizin Moğollar’a solist olabilecek müzisyen burada,” diyerek Ersen’i işaret etti. Moğollar “Garip Babam” adlı 45’liği yapıyorlardı. Ersen de onlara katıldı. Bu şekilde Ersen Dinleten’in önlenemez yükselişi başlamış oldu.

Birlikte birkaç albüm çıkardıktan sonra Moğollar’dan ayrıldı. Kısa bir süre solo olarak çalıştı. Bu süreçte Üç Hürel’den birlikte albüm yapma teklifi aldı. “Dertli Kaval” ve “Beni Hor Görme Kardeşim” gibi parçaları Üç Hürel’le birlikte çıkardılar. Kendisini dinlemeye gelen Seyhan Karabay ve Kardeşler, Ersen’i kendi orkestralarına almak istediler. Böylelikle “Ersen ve Kardeşler” doğdu. İşin ilginç yanı, Moğollar’daki Ersen Kardeşler’e geçmiş, Kardeşler’deki Cem Karaca ise Moğollar’a transfer olmuştu.

Efsane: Ersen ve Dadaşlar

Zirveye ulaşmasına çok az kalmıştı. Ancak Kardeşler grubundan ayrıldıktan sonra “Kardeşler” isminin kullanılmasına izin verilmedi. Sonrasında ise ona asıl tanınırlığı getiren “Ersen ve Dadaşlar” grubu doğdu. “Kuzey’in Kardeşler’i varsa, Doğu’nun Dadaşları da var” diyerek Ersen ve Dadaşlar’ı Anadolu’nun merkezine taşıdı. Bir zaman sonra Fehiman Uğur Demir’in isteğiyle grubun adındaki “ve” kaldırıldı. Böylece grup “Ersen Dadaşlar” adını aldı. 22 adet 45’lik, 11 adet long play, sayısız kaset ve CD yaptı. 8 altın plak ve bir altın long play kazandı. 34 yıllık sanat yaşamında 28 kez gazete, dernek ve dergiler tarafından yılın sanatçısı ödülüne layık görüldü.

1000’in üzerinde beste yaptı. Gerek solo gerekse birlikte çalıştığı gruplarla birlikte “Güvercin”, “Sevmek Günah mı?”, “Turna”, “Çeşitleme”, “Sor Kendine”, “Metelik”, “Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm”, “Dostlar Beni Hatırlasın”, “Gafil Gezme Şaşkın”, “Ekmek Arası”, “Ömür Biter Yol Bitmez”, “Ne Kadar Güzel”, “Dünden Bugüne”, “Bu da Bizlerden”, “Mucize Anadolu Pop” ve “Aman Tertip Can Tertip” gibi çok sayıda esere imza attı. Tüm parçaları beğenilse de özellikle “Tertip” parçası büyük ses getirmişti. Bu parçanın hikâyesini “Önce Vatan” Gazetesi’ne verdiği röportajda şöyle anlatmıştı:
“1984 yılında Harp Akademileri’nde, rahmetli Kenan Evren’in cumhurbaşkanı, Turgut Özal’ın başbakan olduğu dönemde kurmay subayların ve tüm devlet erkânının bulunduğu bir salonda Emel Sayın ve Ersen Dadaşlar konser veriyorduk. Kenan Evren benim Atatürkçü olduğumu biliyordu. Ben ‘Vatan bizim, ülke bizim, el bizim’ şarkısını söylerken mikrofonu aldı ve herkesin içinde şöyle dedi: ‘Biz asker bir milletiz. Türk halkı askerini, polisini sever. Sen de bir Atatürkçü olarak mehmetçiklerimiz için bir parça yap.’ Bunun üzerine ben de Ali Aşkın’ın getirdiği sözleri aldım. Mehmet Mısır çok güzel düzenledi. Bu parça üzerinde bir yıl çalıştık. ‘Aman Tertip Can Tertip’ böyle ortaya çıktı.”

1980’li yıllarda rock müziğin içindeki çıkmazdan dolayı Dadaşlar’sız yola devam eden Ersen, bir süre sonra arabesk tarzda eserler verdi. 1993 yılında yayınladığı “Ersen Usta’dan Kuru Fasulye” albümünden sonra müziğe ara verdi. 1995 yılındaysa sahneleri tamamen bıraktı. Cezaevlerine, hayır kurumlarına gidip şarkılar söyledi. Parayla işi gücü olmadı, maneviyata yöneldi. Aslında sahneden kopmasının önemli bir sebebi vardı. “Haber 7″ye verdiği röportajda şöyle anlatmıştı:
“Çok sevdiğim bir aile dostumun 16 yaşındaki oğulları Ozan’ın trafik kazasında hayatını kaybetmesi müziği bırakmama neden oldu. Bu olaydan sonra içimden bu işi yapmak gelmedi. Müziği bırakıp kabuğuma çekildim.”

Sessiz Bir Final

Ersen Dinleten, mütevazı yaşantısından asla vazgeçmedi. Para da pul da lüks de gözü olmadı. Oldukça inançlı biriydi, zira muhafazakâr bir ailede büyümüştü. Çocukken ailesi onu Kur’an kursuna göndermişti. Annesinin etrafı beş vakit namaz kılardı. Ersen Dinleten de ailesinden öğrendiklerini en doğru şekilde yapmaya çalıştı. Abdestsiz sahneye çıkmazdı. 1990 yılında namaza başladı. Üç kez Umre’ye, bir kez hacca gitti. Posta gazetesinden Seral Cumalı’ya verdiği röportajda şunları söylemişti:
“Hep mütevazı yaşadım, hiçbir zaman lüksü sevmedim. Yalı’larda oturayım demedim. Allah da bana her şeyi verdi. Kuşadası’nda yazlığımı, Göztepe’de kışlığımı aldım. Özel televizyonlar her önüne gelene kapıyı açtı, her şey bozuldu, ahlaki değerler yok olup gitti. Annem hep, ‘Oğlum, şan şöhret ne olacak? Dünya malı dünyada kalır. Allah sana her şeyi nasip etti,’ derdi. 1990’da namaza başladım. Abdestsiz sahneye çıkmadım. ’98’de Umre, 1999 Kurban Bayramı’nda Arafat’taydım. Evimi sattım, hacca gittim. İki sene kimseye bu değişimimi söylemedim. ‘Meski giyince ayağım mı üşüyor?’ dediler. Sonra öğrendiler, ‘Uçtun mu sen?’ dediler. Ama ben hiç bozulmadım. Hâlâ Atatürk sevgisiyle doluyum. Ahlaklı, düzgün yaşayan, dünya nimetlerini fazlasıyla görmüş biriyim. Namazımı kılarım, oruçlarımı tutarım, Kur’an’ı Arapça okurum.”

Ersen Dinleten sahneye ara vermiş olsa da müzikten kopmadı. 2002 yılında “Ersen Mevlana Gibi”, 2003’te “Dönemem” adlı iki sufi albüm çıkardı. 2007’de “Ersen Dadaşlar Efsanesi Geri Dönüyor” adlı beş şarkılık albümde “Kozan Dağı”, “Can Tertip”, “Kalbimdeki Acı”, “Ayrılık, Yoksulluk” ve “Dostlar Beni Hatırlasın” gibi eserler yer aldı. 2009’da “Anadolu Sevdamız”, ardından “Best of Ersen Dadaşlar”, “Aleviyon” ve 2017’de “Toprak Kokusu” albümleri geldi.

Özel yaşamındaysa gözlerden uzak kalmayı tercih etti. Bir evlilik yapmıştı ama pek bilinmiyordu. Seral Cumalı’ya şöyle demişti:
“Aslında evlendim ama kimse bilmez. 1990-2000 arasında 10 sene evli kaldım. Eşim Macar asıllıydı, Türkiye’ye tercüman olarak geliyordu. Türkçeyi de biliyordu. Çok çocuk istedi. ‘Dede mi diyecek bana?’ dedim. 40 yaşındaydım. Bir daha evlenmedim. Bu meslek evliliği kaldırmaz. Kadın neslini çok sevdim, Rabbimin yarattığı en güzel varlıktır kadın. Ama ne kadar hazmedici olursan ol, bir kadının bir sanatçıyı taşıması çok zor. Onun için evlilikler yürümüyor.”

1985’te çıkardığı “Aman Tertip Can Tertip”in filmi yıllar sonra çekildi. 2015’te vizyona giren filmin müziklerini Dadaşlar’dan Derya Kadayıfçı yaptı. Filmde Hakan Ural, Sinan Engin, Sinan Bengier ve Tuğba Özerk gibi isimler rol aldı. Ayrıca Anadolu Rock müziğinin öncülerinden olan Ersen Dinleten’in hayatı kitap oldu. Sedat Erdoğdu’nun yazdığı “Bir Efsanedir Ersen Dadaşlar” kitabı Pamiray Yayınları etiketiyle piyasaya sürüldü. Kitapta unutulmaz şarkılara imza atan Ersen’in müzik yolculuğunun dönüm noktalarına, özel hayatına, Cem Karaca, Barış Manço, Erkin Koray, Cahit Berkay, Moğollar, Kardeşler, Üç Hürel ve Şerif Yüzbaşıoğlu’yla olan anılarına detaylıca yer verilmişti. 15 yaşında başlayan müzik yolculuğu özel fotoğraflarla desteklendi.

Ersen Dinleten en büyük vefa borcunu Cem Karaca’ya hissetti. Nitekim Moğollar’a da onun tavsiyesiyle katılmıştı. Cem Karaca’yla yıllarca omuz omuza konserler verdiler. “Magazin Sorti”den Olcay Ünal Sert’e konuşan Dinleten şöyle demişti:
“Cem Baba benim en değerli ustamdı. Moğollar Anadolu Pop müziği okulumdu. Yıllarca sahnede omuz omuza çalıştık. Cem Karaca, Kardeşler ve Ersen Dadaşlar olarak konserler verdik. Cem Baba yaşama sevincimdi. Yıllarca örnek aldım ama asla taklit etmedim. Bir gün kulise geldiğinde saçlarımı taradı. Onunla ilk sahneye çıktığımda bir Karadeniz turnesi yapmıştık. O zaman Cem Baba’nın Apaçlar grubu vardı ve normalde başka kimseye eşlik etmezdi. Ama bana izin verdi. ‘Geleceğin çok büyük bir sanatçısı olacaksın sen,’ dediğinde gözyaşlarımı tutamamıştım. Boynuna sarılıp ağladım.”

“İnsanlarım, git oğlum şu can dağlara, Anadolu’ya…”

Zaman geçti, sahneler sustu ama onun sesi asla. Ersen Dinleten bir gün sahne ışıklarını arkasında bırakıp maneviyata yürüdü. Müzik âlemi sessizliğe bürünürken o sabah ezanlarıyla uyandı, Umre yollarında dua etti, kimsesizlerin gönlünü aldı. “Dünyalık” deyip geçip gitti her şeyin üzerinden. Lüksü değil inancı seçti. Bir efsane olsa da kendi gölgesi kadar sade yaşadı. Ne şöhret sarhoş etti onu ne de alkışlar. Ve son perdeyi yine kendi kapattı: sessiz, dingin ama onurluca.

Geriye binlerce beste, halkın diline kazınan şarkılar ve her notasında Anadolu olan bir hayat kaldı. Bir zamanlar sahnede onun saçlarını Cem Karaca taramıştı. Şimdi o saçlar rüzgârda dalga dalga savruluyor, adıysa halkın hafızasında asla silinmeyecek bir ezgi olarak yankılanıyor. Çünkü bazı sesler sussa da asla unutulmaz.

 

Bir yanıt yazın