Değişimsel Tiyatro

Gökhan Yetiş • 05.11.2026 - 11:48
Gökhan Yetiş
Köşe Yazarı 7 Köşe Yazısı

Gökhan Yetiş

Magazinname Resmi Köşe Yazarı. Güncel gelişmeler, kültür-sanat, magazin ve cemiyet hayatına dair özel analiz ve köşe yazıları.

Köşe Yazıları ve Analizleri Yazarın Tüm Yazıları

Türk tiyatrosunun geçmişine dönüp baktığımızda, bugün hâlâ hafızalarda yer eden, tekrar tekrar sahnelenen ve seyircisini güldürürken düşündürmeyi başaran pek çok oyunla karşılaşırız. Musahipzade Celal, Haldun Taner, Aziz Nesin, Turgut Özakman, Cevat Fehmi Başkut ve daha nice yazarın eserleri, tiyatromuzun önemli bir mirasını oluşturuyor.

Peki, son yıllarda yazılan yerli oyunların önemli bir bölümünde neden aynı etkiyi bulmakta zorlanıyoruz? Özellikle komedi türünde, eski oyunların bıraktığı tadı ve kalıcılığı yakalayamayan bir anlayış mı gelişiyor?

Elbette tiyatro durağan bir sanat değil. Dünyadaki yeni akımlar, postmodern anlatım, absürt tiyatro, epik tiyatro, deneysel sahneleme ve farklı dramaturji yaklaşımları Türk tiyatrosunu da etkiliyor. Bu değişim son derece doğal. Ancak burada üzerinde durulması gereken bir ayrıntı var: Yeni anlatım biçimlerini kullanmak, güçlü bir oyun metni yazmanın yerini tutabilir mi?

Geçmişin komedilerine baktığımızda, güldürünün yalnızca espriden ibaret olmadığını görürüz. Haldun Taner'in Keşanlı Ali Destanı, toplumsal eleştiriyi, mizahı ve güçlü karakterleri aynı potada buluştururken; Aziz Nesin'in oyunları insanın ve toplumun çelişkilerini keskin bir mizahla ortaya koyuyordu. Musahipzade Celal'in İstanbul Efendisi ve Aynaroz Kadısı gibi eserlerinde ise dönemin insanını, alışkanlıklarını ve toplumsal aksaklıklarını ustalıkla işleyen bir güldürü anlayışı vardı.

Bu oyunlarda seyirci yalnızca kahkaha atmıyordu. Karakterleri tanıyor, kendinden bir şeyler buluyor, olayların içine giriyor ve oyun bittikten sonra da anlatılanları düşünmeye devam ediyordu.

Bugün ise bazı yerli komedi oyunlarında hızlı tüketilen esprilerin, birbirine benzeyen diyalogların ve güncel popüler kültür göndermelerinin ön plana çıktığını görüyoruz. Hikâyenin derinliği, karakterlerin gelişimi ve dramatik bütünlük zaman zaman ikinci planda kalabiliyor. Çağdaş tiyatro anlayışının getirdiği parçalı anlatım ve deneysel yöntemler de kimi metinlerde hikâyenin seyirciyle kurduğu bağı zayıflatabiliyor.

Burada yeni tiyatro akımlarını eleştirmekten ziyade, onların metinle kurduğu ilişkiyi sorgulamak gerekiyor. Çünkü çağdaş olmak, mutlaka anlaşılması güç olmak ya da geleneksel hikâye anlatımından uzaklaşmak anlamına gelmez. Yeni biçimler, güçlü bir metinle buluştuğunda tiyatroya zenginlik katar. Sorun, biçimin içeriğin önüne geçmesidir.

Berkun Oya'nın Bayrak ve Güzel Şeyler Bizim Tarafta, Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin gibi eserleri, günümüz yazarlarının farklı anlatım yollarıyla güçlü metinler ortaya koyabildiğini de gösteriyor. Dolayısıyla mesele eski ve yeni ayrımı yapmak değil; yazılan metnin sahnede ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunu tartışmaktır.

Bir başka önemli mesele ise seyircinin tiyatroya bakışındaki değişim.

Günümüzde popüler kültürün ve sosyal medyanın etkisiyle seyircinin tercihleri de farklılaşıyor. Bir oyunun afişinde tanınmış bir televizyon veya sinema oyuncusunun bulunması, bazen oyunun yazarı ve konusu hakkında bilgi sahibi olmaktan daha belirleyici olabiliyor. Oyuncunun popülerliği, bilet satışında önemli bir avantaja dönüşüyor.

Elbette tanınmış oyuncuların tiyatro sahnesinde yer alması değerlidir. Üstelik bu isimlerin tiyatroya yeni seyirciler kazandırdığı da inkâr edilemez. Ancak tehlike, seyircinin oyunu değil oyuncuyu tercih etmeye başlamasıdır. Böyle bir durumda tiyatro, metnin ve sahne sanatının merkezde olduğu bir sanat alanı olmaktan uzaklaşıp ünlü isimlerin etrafında şekillenen bir gösteriye dönüşme riski taşır.

Oysa tiyatronun asıl yıldızı yalnızca oyuncu değildir. Yazar, yönetmen, dramaturg, sahne tasarımcısı ve bütün yaratıcı ekip aynı bütünün parçalarıdır. Bir oyunu kalıcı kılan, afişteki tanınmış yüz kadar, hatta ondan çok daha fazla, sahnede anlatılan hikâyenin gücüdür.

Seyirciyi yalnızca popüler isimlerle salona çekmeye çalışmak, uzun vadede yerli oyun yazarlığının gelişimini de gölgeleyebilir. Çünkü iyi bir metnin, tanınmış bir oyuncunun desteğine ihtiyaç duymadan da seyirci bulabilmesi gerekir.

Belki de bugün Türk tiyatrosunun yeniden sorması gereken soru şudur: Biz seyirciye oyun mu sunuyoruz, yoksa yalnızca tanıdığı yüzleri sahnede görme fırsatı mı veriyoruz?

Geçmişin oyunlarını değerli kılan, sadece yazıldıkları dönemin özellikleri değildi. İyi gözlem, sağlam karakterler, güçlü diyaloglar ve insanı tanıyan bir mizah anlayışıydı. Yeni kuşak yazarların bu mirası taklit etmesine gerek yok. Fakat o mirastan öğrenecekleri çok şey var.

Tiyatro elbette yenilenmeli. Yeni biçimler denenmeli, farklı anlatım dilleri geliştirilmeli, genç yazarlar cesaretlendirilmelidir. Ancak bütün bunlar yapılırken metnin gücü, hikâyenin samimiyeti ve seyircinin duygusuna dokunabilme yeteneği unutulmamalı.

Çünkü seyirci bir oyundan çıkarken yalnızca ne kadar güldüğünü değil, ne yaşadığını da hatırlamalı. 

Unutulmamalıdır ki iyi tiyatro, ünlü oyuncuyla dolu salonlardan ibaret değildir. İyi tiyatro, oyuncusu değişse bile değerini kaybetmeyen, yıllar geçse de yeniden sahnelenmek istenen ve seyircinin hafızasında yaşamaya devam eden oyundur.

Gökhan Yetiş / Magazinname.com

 

                                                                                                                                                          

Facebook X WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yazılmamış. İlk görüşü siz bildirin!

Fikir Belirt

2 + 6 = ?