Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 10°C
Karla Karışık Yağmur
Magazin Name

2021 yılının en iyi filmlerinin incelemesi ; Vol:2

2021 yılının sizler için derlediğimiz en iyi filmlerinin ikinci serisini okurlarımızın beğenisine sunuyoruz…

REKLAM ALANI
08.01.2022
53
A+
A-

Geçtiğimiz günlerde yayınladığımız 2021 yılın en iyi filmlerini incelemeye devam ediyoruz. Şimdi listemizde 2021’in son günlerinde Netflix ekranlarında gösterime giren bir film var.

Don’t Look Up

Bu yıl sinemaseverlerin büyük merakla beklediği Don’t Look Up sonunda seyircisine kavuştu.  Filmin yönetmeni Adam McKay aynı zamanda filmin senaryosunu David Sorita ile birlikte yazarken, Don’t Look Up birbirinden ünlü oyuncuların rol aldığı bir film oldu.

Don’t Look Up’da Leonardo DiCaprio, Cate Blanchett, Jennifer Lawrence, Timpthee Chalamet ve Jonah Hill gibi birbirinden ünlü isimler yer alırken DiCaprio’nun daha film çekilmeden filmin yönetmeni ile film konusunda sohbet ederken bu projede olmayı kabul ettiğine dair söylentiler mevcut.

Don’t Look Up filminin konusuna gelince Bir meteor dünyaya doğru büyük bir süratle gelmek üzere iken iki astronom durumu fark ederek hemen yetkililere haber verirler. İlk haber verdiklerinde amiyane tabirle salakça bir tepki ile karşılaşmalarına rağmen hemen Beyaz Saray’a davet edilirler. Ve artık dünyanın yok olmasına sadece 6 ay kalmıştır ve herkes bu meteoru durdurmak için çalışmalara başlarlar.

Don’t Look Up aslında küresel ısınmaya dikkatleri çekmek isterken aynı zamanda sistemi ciddi bir şekilde eleştiriyor.

The French Dispatch “Fransız Postası”

Bu filme beni ilk çeken şey doğrusunu söylemek gerekirse Bill Murray’ın bu filmde olması oldu. Bugüne kadar bu oyuncunun seyrettiğim her filminde gösterdiği performansa şapka çıkarmışımdır ve bu son filmde de yanılmadığımı bir kez daha gördüm.

Yönetmenliğini Wes Anderson’un yaptığı bu filmde Anderson aynı zamanda Roman Coppala ve Jason Schwartzman ile birlikte senaryoya da imza atmış. Filmin kadrosunda ilk başta söylediğim gibi Bill Murray, Benicio Del Toro, Adren Brody, Tilda Swinton, Lea Seydoux gibi isimler rol almış.

Filmimiz içeriğinde hem komedi, hem dram hem romantizmi barındırmış bir film. Film Fransa’da çekilirken filmde kullanılan dekorlar, izlerken haz duyacağınız kareler ve sahne geçişleri neredeyse mükemmel ötesi .

Filmin konusuna gelince, The French Dispatch, 20. yüzyılda Fransa’nın hayali bir şehrinde yaşayan Amerikalı gazetecilere yazılmış bir aşk mektubu olarak tanımlanıyor. Aynı ismi taşıyan bir dergide yıllar boyunca yaşananları beyazperdeye taşıyacak olan film, 1925-1975 yılları arasındaki zamana yayılıyor ve filmin ana hikâyesi, bahsi geçen derginin genel yayın yönetmeninin ölümü ile başlıyor. Dergi ekibi bir araya gelerek, anma niteliğindeki sayıda yer vermek üzere üç yazı seçiyor. Bu üç yazı için; çifte cinayet nedeniyle müebbet hapis cezasına çarptırılan bir sanatçı, 68’in öğrenci protestoları ve bir şef tarafından çözülen kayıp vakası seçiliyor.

Evet bu tarz filmlerde genellikle diyaloglar biraz daha fazla olur. Özellikle filmin ilk karelerinde yoğun ikili diyaloglar olduğunu söyleyebilirim. Bu arada film izleyiciye 3 ayrı perdede sunulmuş.

The Last Duel “Son Düello”

Bu yazımızdaki son incelemesini yapacağımız film orta çağ’da geçen çok iyi bir yönetmen ve çok iyi bir kadro ile sinemaseverlerle buluşan The Last Duel.

Bir çok başarılı filme imza atmış olan yönetmen Ridley Scott’un yönettiği The Last Duel’de Matt Damon, Ben Affleck ve Bryan Bagby gibi birbirinden tanınmış oyuncular rol alıyor. Film senaryosuyla dünyaca ünlü yönetmen Akira Kurosawa’nın “Rashomon” filmini anımsatıyor olsa da senaryosuyla, kurgusuyla ve oyunculuklarıyla daha izleyicisini ilk dakikada içerisine çekmeyi başarıyor.

Film Normandiya’da yaşayan şövalye Jean De Carrouges ve Norman beyi Jacques Le Gris çok yakın iki dostturlar. Carrouges savaşa gider ve döndüğünde hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. En yakın dostu olarak bildiği Gris’in Carrouges’in karısına tecavüzle yargılandığını görür. Kimse Carrougers’in bu suçu işlemediğine inanmamaktadır. Verilen karara Carrouges’in karısı itiraz eder ve durum krala kadar gider. Kral huzurunda yapılan yargılama sonunda Gris ve Carrouges düello yapacaklardır. Düello sonunda hayatta kalan Tanrı’nın isteğini yerine getirdiği için kazanan Gris olursa hem tecavüz suçundan aklanacak ve bu durumda da Carrouges’in karısı da ceza olarak bir kazığa bağlanarak yakılacaktır.

Filmde beni en çok etkileyen konuların başında bir kadının onurunu kurtarmak için sonunda yakılarak öldürüleceği ihtimalini bile bile verdiği hukuk mücadelesi oldu. Film için hiçbir masraftan kaçınılmamış. Mekan, kostüm aklınıza ne geliyorsa filmin hakkını vermek için masraftan kaçınmadıkları gibi filmin final sahnesi de ayrı bir güzellikte kurgulanarak çekilmiş.

Özellikle pandemi döneminde az sayıda çıkan kaliteli filmleri göz önüne aldığımda bu film çıktığı günlerde benim için çöldeki su gibi geldi diyebilirim

REKLAM ALANI