İstanbul’un gürültüsüyle yarışan tek şey varsa, o da sahnelerden yükselen repliklerdir. Benim için o replikler, sadece bir tiyatro metninin parçası değil; çocukluğumun fısıltısı, gençliğimin yankısı ve kimliğimin temelidir. Çünkü ben, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın kulislerinde büyüdüm. Sahne tozuyla yoğrulmuş bir hayatın içinden geçtim. İşte bu yüzden Şehir Tiyatroları benim evimdir; duvarları anılarla, koridorları hayallerle doludur.
Geçtiğimiz günlerde bu evde, yani Darülbedayi’de, yepyeni bir sezonun heyecanı, umut dolu bir basın lansmanında paylaşıldı. 2025-2026 sezonuna dair ilk işaret fişekleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kalbinde, büyük bir özveriyle atıldı.
İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever’in repertuvarı duyurduğu toplantıda İBB . Şehir Tiyatroları Müdürü Oytun Askeroğlu
Ve kültür ve sanatın mutfağında birlikte emek veren birçok isim de oradaydı. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel’den Kültür Daire Başkanı Tolga Volkan Aslan’a, tiyatronun yönetici kadrosundan başdramaturguna kadar herkes, bu ortak hayalin taşıyıcısıydı.
Peki bu hayal neydi?
Bu yıl sahnelenecek oyunlar arasında Friedrich Dürrenmatt’ın Bir Ziyaret’inden Musahipzade Celal’in Haramilerine, Dennis Kelly’nin Öksüzlerinden Yağmur Topçu’nun kaleminden çıkan yerli oyun Gölgeye kadar zengin ve etkileyici bir yelpaze var. Repertuvar sadece yetişkinler için değil; çocuklar için de hayal gücünü harekete geçirecek oyunlarla dolu: Merhaba Çocuk, Pal Sokağı Çocukları, Momo ve daha niceleri.
Fakat bu yıl repertuvarda beni en çok etkileyen proje, şüphesiz “Merhaba Çocuk” oldu.
Atatürk’ü Çocuklara Anlatmak: Samimi Bir “Merhaba”
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak ve anlatmak, sadece bir görev değil; bir onurdur. Fakat onu çocuklara anlatmak, bambaşka bir incelik ister. Şehir Tiyatroları tam da bu inceliği taşıyan bir projeye imza atıyor:
Merhaba Çocuk
Ayşegül İşsever’in öncülüğünde hayata geçirilen bu oyun, Atatürk’ü büyük bir lider olarak değil; çocukluğundan gelen dehasıyla ele alıyor. Başdramaturg Dilek Tekintaş’ın ifadesiyle, belgelerle tanıdığımız büyük öyküden ziyade, çocuk dünyasının içinden çıkan o özel ruhu, yetimi Mustafa’yı anlatıyor.
Gökhan Aktemur’un yazdığı ve Yiğit Sertdemir’in sahneye taşıyacağı bu oyun, 10 Kasım’da dört farklı sahnede ücretsiz olarak sahnelenecek. Atatürk’ün “Merhaba çocuk” diye seslendiği o içten tonu, sahnede tekrar can bulacak. Yasla değil; umutla, minnetle ve sevgiyle anacağız onu.
Çünkü bir çocuğun içindeki potansiyeli fark eden Atatürk’ü, yine çocukların gözünden anlatmak; geçmişe saygı kadar geleceğe inanç da ister.
Sanat, Sadece Sahne Değil; Aynadır
Bu köşe yazısını yazarken fark ettiğim şey şu oldu: İstanbul Şehir Tiyatroları yalnızca bir kurum değil, yaşayan bir organizmadır. Zamanla değişir, yenilenir ama ruhunu kaybetmez. Her sezon, her yeni oyun, aslında bizlere tutulan bir aynadır. Kendimizi, toplumumuzu, tarihimizi o sahnelerde izler, bazen güler, bazen ağlar ama mutlaka düşünürüz.
Darülbedayi, bir zamanlar sahnesinde sadece replikler değil; özgürlükler, direnişler, umutlar da sahnelendi. Bugün hâlâ aynı tutkuyla perdesini açıyorsa, bu sadece oyuncuların, yönetmenlerin değil; seyircinin, izleyen gözün ve duyan yüreğin başarısıdır.
Ve bu başarıyı görünür kılmak adına bu röportajın gerçekleşmesine katkı sunan İstanbul Şehir Tiyatroları Basın Şefi Tülay Çelik Baran’a da içtenlikle teşekkür ederim.
Perde açıldığında ışıklar sadece sahneyi değil, yüreğimizi de aydınlatır. Ve bazen bir çocuğun gülüşünde ya da bir repliğin içinde tüm geleceği görürüz.
Merhaba çocuk… Merhaba gelecek…
Raif Akyüz / Magazinname.com
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri