Pınar Çekirge “14 Şubat Sevgililer Günü”

Pınar Çekirge “14 Şubat Sevgililer Günü”

Şimdi düşünüyorum da; Koşulsuz sevginin her zaman pusuya düşürüldüğünü, aşkın ökseye takıldığını..ayrılık ve kavuşmanın aslında yek diğerinden çok da farklı olmadığını, aşk moleküllerinin her geçen dakika eskidiğini, eskimek ne kelime öldüğünü anlamam için, uzun bir psiko-terapi dönemi ve sanırım yarım yüzyılı da geride bırakmam gerekiyormuş.

“Aslında Aşk da Yok,” demişti Duygu Asena..ve ‘aşkın, doğal davranıldıkça kaybetmenin kaçınılmaz olduğu bir oyun olduğu’ndan bahsetmişti.Ne yalan söyleyeyim, pek anlamamıştım o zamanlar.E, şimdikinden otuz küsur sene daha gençtim çünkü.

Ve Füsun Erbulak haklıydı : ‘Aşkın Misillemesi’ kaçınılmazdı. ’Aşk Anarşistti’, ayrıca.

Aşkı Yeşilçam Sineması’yla tanıdım desem..o filmlerde anlatılan aşkları gerçek sanarak yaşadım, desem.Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand, Güzide Sabri ile bambaşka dünyalarda dolaştım, diye devam etsem. Hiç kuşkusuz, Fikret Şenes’in şarkı sözlerinde tüm hayatımı okuduğumu eklesem hiç çekinmeden, eğilip bükülmeden, yan yollara sapmadan.

” Korkma bu akşam gelip çalmam kapını..başkası paylaşıyor alın yazını..ben sensiz yaşıyorum yasak aşkını..”

Hicran sağanakları…art arda savruluşlar.Yalnızlıklar…

Plak dönüyor, çok eskilerde kalmış bir şarkı beni alıp uzaklara, ötelere götürüyor şimdi.

Tuz, pas, gözyaşı kokan yalnızlıkları Siren Kayalıkları’nda bırakmışım..gecikmiş mevsimlerin birinde.Şimdi içimde taptaze bir serinlik, yosun yürümüş pencere pervazına uzatıyorum elimi..gözpınarlarıma dolan ay ışığıyla ürperiyorum yeniden.

1984 Ağustosunda kanallar kentindeydim.Venedik tüm güzelliğiyle önümde uzanıyordu.

Sarılıp öylece kalmıştık.Hiç konuşmadan.Uçsuz bucaksız gökboşluklarında bir yıldız kaymıştı..geride ışıklı bir iz bırakarak.

Ve Korhan Abay’ın o güzelim şiirine sığınma zamanıydı artık.Her okuduğumda bana, nedense ille Tadzino’yu, Aschenbach’I hatırlatan o güzelim şiire:

” Bu yol korkaklar için değildir
Bu sulardan her babayiğit içemez
Bu köprüden benim diyen geçemez, geçemez
İyi oldu gelmediğin, iyi oldu gelmediğin…

Yumuşak bir yürek gerek
Sevgi kadar derin gözler
İnançlı bir bilek gerek
İyi oldu gelmediğin, iyi oldu gelmediğin…

Sen okyanus mavisine uzaksın
Açılmadan yaşar gidersin, korkaksın.

Benim için herkes gibi her yerdeki insansın.
İyi oldu gelmediğin, iyi oldu gelmediğin…
Alınmanı istemem, darılman üzer beni
Sana yalan söyleyemem, tabi hep sevdim seni.

Sende sığ suları, sende martıları,
Açık denizlerden habersiz balıkları,
Ortalama insanı, geçemeyeceğin köprüleri, Düşleyemeyeceğin mavileri,
Sende korkaklığı sevdim, sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin…”

Aşk, ille de karasevda diyorsanız eger, Eprahim Kıshon’un “ Oh, Oh Julıet” ( Tarla Kuşuydu Juliet ) ‘i okumanızı öneririm..aşk molekülleri nasıl eskirmiş, zaman nasıl büyük bir hakemmiş göreceksiniz.

Öyle ya, Romeo ve Juliet evlenselerdi aradan upuzun yıllar geçseydi..aşk molekülleri eskiyip tozlanacaktı, hiç kuşkusuz.Aşk böyle birşey işte.Belki de en doğrusu seneler ve seneler sonra, hiç pişmanlık duymadan , “ İyi oldu gelmediğin,” diyebilmek.Kimbilir ?

“Ben,” dedim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir