" Saklanma ne olursun
Bıktım olmaktan ebe
Başka aşkın varmış artık
gidiyorum, sobe..." (*)
Vala Thorsdottir'in yazdığı, Semih Çelenk'in dilimize kazandırdığı ve uyarladığı, Metin Zakoğlu'nun yönettiği " Raporlu Çatlak / Háaloft " (2000) adlı oyun bir kadının içsel yolculuğunu kara komedi tarzıyla anlatıyor.
Şimdi düşünüyorum da; bazen hırçın, bazen kendine suskunluğuyla duvarlar ören Afife Reşat...
" Gözyaşı dediğin nedir ki ? Su işte " diye gülümseyen, bir vakitler büyüdüğünde ille de "Bale" olacağına inanan Soniaşko... belki Nazan. Hani şu "Bizimkiler"den Nazan.
Ya, Shirley Valantine ?
Ne tuhaf, Bayan Frola'nın güz çiğdemlerini hatırlatan, o içe dokunan tebessümü, kalmış belleğimde.
Lüküs Hayat'ın " Gayri kabil mümkün değil " Belkıs'ı mesela.Tatlı Kaçık " Opal Kronkie. " Ölüm Tuzağı "ndaki medyum.
Hepsi Ayşe Kökçü'ydü. Ayşe Kökçü'nün benzersiz yorumlarıyla hayat verdiği biyografisine kattığı kadınlardı. Nasıl unutabilirim ki, " Gelmeyen Bahar " adlı filmdeki Neslihan'ı...
Ayşe Kökçü'nün rol aldığı oyunlar geçiyor aklımdan : " Susuz Yaz ", " Polisin Müşterileri ", " İki Efendi'nin Uşağı ", " Kurtuluştan Belgeler", "Babamın Gorilleri", "Yollar Tükendi", " Bahar Noktası ", " Kanlı Nigar ", " Büyük Jüstinyen ", " Dört Kişilik Bahçe ", " Perşembe'nin Hanımları", " Vişne Bahçesi ", " Size Öyle Geliyorsa Öyledir "....
Zakoğlu ve Kökçü İşbirliği
" Bir Selfiye Ne Dersin? ", " Anlat Anlat Rahat Et "in ardından Metin Zakoğlu ve Ayşe Kökçü " Raporlu Çatlak " isimli oyunda yeniden bir araya gelmişler ve sadece güldürmeyen, düşündüren, hüzünlendiren, enerjik, ustalıkla sahneye aktarılmış bir oyuna daha imza atmışlar.
" Evet, deliyim.Bunun için sizden özür dilemek zorunda değilim..."
" Raporlu Çatlak " Ayla Çınar için hastayken, zeki kalabilmek çok önemliydi.Visa Kart sliplerinden oluşan bir koleksiyonu vardı.Aslında tüm masele ödemek ya da ödememekti. Önerilen, dayatılan hayatlara rağmen akıl sağlığını korumak zorunda oluğunu çok iyi biliyordu.On parmağı için on adet tırnak makası satın almıştı örneğin.Evet, ayrıntıları seviyordu Ayla Çınar.Gözündeki çapağı temizlemeyi unutan insanları en çok seviyordu.

Ayşe Kökçü minör gamdan bir hüzün, ince, sedefsi duyarlılıklar serpiyor sahneye. Sımsıcak, samimi, sahici, inandırıcı bir karakteri tüm boyutlarıyla aktarırken, askıya alınmış duygu ve yaşamlara da ustalıkla değiniyor.Dahası malzemesi bol oyunculuğuyla, her sözcüğün, her repliğin iç sesini, makamını, özünü bulup çıkartıyor. Karanlık bir dehlize sızan ziya, içinde firuzelerin,
eflatunların, erguvanların, bin bir ışık çakımının menevişlendiği, debisi yüksek bir nehire dönüşüyor adeta.
" Tiyatrocu demek, tiyatro sanatçısı demektir.Tiyatroya gönül vermiş olan demektir.İster okullu olsun, ister alaylı, kendini bu alanda yetiştiren, eğiten, sevdiği için, istediği için, tutkunu olduğu için, onsuz yapamayacağı için tiyatro yapana tiyatrocu denir. "
Zeynep Oral'ın " Seksen Yaşım Merhaba " (2026) adlı kitabında yer alan bu tanım neredeyse 50.Sanat Yılı'nı dolduran Ayşe Kökçü'yü ne güzel anlatıyor, öyle değil mi ?
" ...sevdiği için, istediği için, tutkunu olduğu için, onsuz yapamayacağı için tiyatro yapan..."
Lafı yine şirazesinden çıkarttım, farkındayım.Ne yapayım, " Raporlu Çatlak " beni bütün bu hatırlayışlara, çağrışımları götürdü.Bu oyunu mutlaka izleyin derim. Hem de hiç vakit kaybetmeden.
(*) Saklambaç. Söz: Fecri Ebcioğlu
HABER: Pınar Çekirge / Magazinname.com
Yorumlar (0)
Henüz yorum yazılmamış. İlk görüşü siz bildirin!
Fikir Belirt