N1 Aşk Radyo

Jim Carrey’in inişli çıkışlı hayatı. Jim Carrey kimdir?

Jim Carrey’in inişli çıkışlı hayatı. Jim Carrey kimdir?

Hollywood’un gördüğü en komik adam o. Her zaman gülen, her şeyi alaya alabilen, denizde dalga onda şaka diyebileceğimiz umursamaz biri… Gerçekten de öyle mi dersiniz? Belki öyleydi ama çok değişti. Karısı intihar ettikten sonra hayata bakışı farklıydı. Artık Jim Carrey olmaktan mutsuzdu ve onun sadece sahte bir karakter olduğunu düşünüyordu. Dünyanın maddi güzelliklerinin hiçbir anlamı yoktu artık onun için.

Ödül töreninde yaptığı konuşmada milyonlarca insana birçok şeyin önemsiz olduğunu anlattı. Hazreti İsa resimleri çizmeye başlamıştı. Belli ki kaybolan ruhunu arıyordu. Programlara çıkıp garip davranışlar sergiliyor, belki de kendi felsefesini anlatmaya çalışıyordu. İzleyiciler şaşırıyor, verdikleri tepkilere anlam veremiyordu.

Zorlu Çocukluk ve Mizahın Doğuşu

Jim Carrey, 17 Ocak 1962 tarihinde, iş hayatında başarısız bir babanın oğlu olarak Toronto, Kanada’da dünyaya geldi. Yedi-sekiz yaşlarındayken yeteneğini keşfetti ve aynanın önünde esnek yüzüyle taklitler yapmaya başladı. Bu dönemlerde bile kendini ruhsal açıdan kötü hissediyordu çünkü annesi çok fazla sigara içtiği için çocuk aklıyla onun erkenden öleceğini düşünüyordu. Jim de onun moralini yüksek tutmak için taklitler ve şakalar yapıyordu. Hatta bir keresinde o gülsün diye kendini merdivenlerden aşağı bile bırakmıştı.

Lise yıllarıysa hiç kolay geçmeyecekti. Babası bir lastik fabrikasında çalışıyordu. O da kardeşiyle beraber okuldan sonra fabrikaya gidiyor ve sekiz saat mesai yapıyordu. Bu durum bir süre böyle devam ettikten sonra babasını işten çıkardılar. Aile biriken faturaları ve kirayı ödeyemeyince ev sahibi tüm aileyi evden çıkardı. Bu zor günlerde Jim, ailesiyle birlikte bir minibüsün içinde yaşamaya başladı. Daha sonraki süreçte ise aylarca çadırda kaldılar ve koskoca bir kışı çadırda geçirmek zorunda kaldılar.

Jim Carrey okulu bırakmak zorunda kaldı. Zaten kötü olan sosyal hayatı iyice dibe vurdu. Yalnız kaldığı bu dönemde en büyük dostu aynalar oldu. Kendince değişik yüzler yaparak moralini düzeltmeye çalıştı. Uzun geçen bu zamanın ardından babası bir fabrikaya muhasebeci olarak girdi. Durumları biraz da olsa düzelmişti. Fabrikanın hemen karşısında iş yerine ait bir eve yerleştiler. Fakat karşılıksız değildi bu ev; Jim ve kardeşi John, biri kapıcı diğeri güvenlik olmak kaydıyla akşam 6’dan sabah 8’e kadar fabrikada çalışmak zorunda kaldı.

Küçük yaşlarda iş hayatına atılan Jim, komedyen olmaya karar verdiğinde 13-14 yaşlarındaydı. İlk kez sahneye çıktığında 15’indeydi. Bir bodrum katında yaptığı gösterisi hiç beklediği gibi olmadı. Sahneye sandalyeler fırlatıldığı gibi dakikalarca yuhalandı. Ancak vazgeçmedi. Jim, 1979’da yeniden sahne aldı. Bu iki yıllık süreçte kendisini çok yetiştirmişti. İzleyicinin ne istediğini biliyordu. Artık şovları da ücretliydi. Onu izlemek isteyen para ödemeliydi. 1981 yılındaysa Kanada’da tanınan bir şovmen oldu. Yaptığı gösterilere binlerce insan geldi. 19 Haziran 1982’de Kanada’da son kez sahneye çıktı. 3500 kişilik salonu tıklım tıklım doldurdu. Kapalı gişe oynayan bu gösterisinden sonra artık Kanada’yı bırakma zamanı gelmişti onun için.

Yıldızlığa Yükseliş: Altın Çağ

İnanılmaz mimikleri ve espri yeteneği sayesinde Amerika’da kısa sürede tanınır hâle geldi. Filmlerde küçük roller almaya ve televizyon programlarına çıkmaya başladı. 1985 yılında bir korku-komedi olan “Once Bitten”da başrol oynadı. Bu dönemde şarkıcı Linda Ronstadt’la sekiz aylık bir ilişkisi oldu. İlk yıllarında daha çok özel gösteriler yaptı ve bu gösteriler sayesinde hatırı sayılır bir hayran kitlesine ulaştı. Sahne şovları devam ederken ilk evliliğini yaptı. 28 Mart 1987 tarihinde oyuncu Melissa Womer’la evlendi. Altı ay sonra kızları Jane dünyaya geldi. Fakat bu birliktelik 1995 yılında son buldu.

Sinemada daha fazla yer almak için büyük çaba gösteren Jim Carrey, bu çabalarının karşılığını 1994 yılında aldı. O yılın Şubat ayında vizyona giren ve Türkçeye “Hayvan Dedektifi” olarak çevrilen “Ace Ventura: Pet Detective” filminde başrolde yer aldı. Film, 72 milyon dolarlık yüksek bir hasılat elde etti. Ardından gelen “Maske” filmi ile de sinemada şöhreti yakaladı. Jim Carrey bu film için 5 milyon dolar aldı. “Maske” filminde birçok görsel efekt olsa da mimikleri, dansları tamamen kendisine aitti. Bu filmdeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında Altın Küre’ye aday gösterildi. “Maske” filmi 351 milyon dolarlık bir hasılat getirdi.

“Maske” filminin ardından gelen ve Türkçeye “Salak ile Avanak” olarak çevrilen “Dumb and Dumber” filmi geldi. Bu film içinse Jim Carrey’ye 10 milyon dolar ödendi. “Salak ile Avanak” 270 milyon dolarlık gibi yüksek bir hasılat elde etti. Bu yapımlarla birlikte Jim Carrey, en çok para kazandıran ikinci aktör olarak seçildi. Birinci sırada usta isim Bruce Willis vardı. 1995’te “Batman Forever”da kötü adam Riddler’ı canlandırdı. 1996’da yer aldığı “The Cable Guy” filmi içinse Jim Carrey’ye 20 milyon dolar ödendi.

“Yalancı Yalancı” filminin çekimleri devam ederken “Salak ile Avanak” filminden rol arkadaşı olan Lauren Holly ile evlendi. Fakat bu evlilik sadece 11 ay sürdü.

Kayıplar, Dönüşümler ve Ruhsal Arayış

1997 yılı onun için uğursuz bir yıl olacaktı. Bu yıl, yüzünü güldürmek için saatlerce sevimli şaklabanlıklar yaptığı biricik annesini kaybetti. Hayatta en değer verdiği varlık birdenbire gidivermişti. Tam acısı hafiflemişti ki birkaç yıl sonra babasını kaybetti. Ama tüm acılarına rağmen gülen yüzünü göstermeye devam etti. Yıllar sonra yaptığı açıklamasındaysa yansıttığı kişinin kendisi olmadığını söyleyecek, içinde fırtınalar koparken başka bir kişiliğe bürünmenin ne kadar boş ve gereksiz olduğunu anlatacaktı:

“Jim Carrey, hatta Joel [bir karakteri] dahil olmak üzere, bunların hepsi karakterler. Jim Carrey daha az kasti bir karakterdi, değil mi? Çünkü sadece insanların beğeneceği bir şey inşa ettiğimi düşünüyordum, ama o bir karakterdi. Ben endişelerinden arınmış bir adamı canlandırıyordum ki beni izleyen insanlar da endişelerinden arınsın.”

Tüm bu ruhsal karmaşanın içinde 1999’da “Ben, Kendim ve Sevgilim” filminden rol arkadaşı olan Renée Zellweger’la nişanlandı. İçindeki arayış özel hayatına da yansıyacaktı ve doğru insanı bir türlü bulamayacak, defalarca kalp kırıklıkları yaşayacaktı. Renée ile kısa süren bir nişanlılık döneminin ardından Jim Carrey, oyuncu ve model Christine Jones’la ilişkiye başladı. 2005’te ise yine model ve oyuncu Jenny McCarthy ile aşk yaşadı. 2012’de İrlandalı makyöz Cathriona White’la tanıştı. Bu ilişki de 2015 yılında son buldu.

Kariyerine dönecek olursak, 1998 yılı onun zirveye ulaştığı yıl oldu. O yıl gösterime giren “Truman Show” filmi ile dram filmlerinde de oynayabileceğini gösterdi. Komediyi ve trajediyi bir arada yaşatan film, eleştirmenlerce övgü yağmuruna tutuldu. “Truman Show” filmi ile üçüncü kez Altın Küre ödülüne aday gösterildi. Herkes bu performansın ardından Akademi Ödülü’ne aday gösterileceğini öngördü ancak gerçekleşmedi. Altın Küre’yi alsa da Oscar’a seçmenlere göre çok uzaktı. 1999 yılında ünlü komedyen Andy Kaufman’ı canlandırdığı ve muhteşem bir performans sergilediği “Man on the Moon” filmi geldi. Andy Kaufman rolüyle ikinci kez Altın Küre’nin sahibi oldu. 2007 yılına kadar “Aman Tanrım!”, “Grinç”, “Talihsiz Serüvenler Dizisi”, “Dick ve Jane İş Başında” gibi filmlerde oynadı. “Sil Baştan” filmi ise diğer yapımlarından farklı olarak çok fazla dram içeriyordu. Eleştirmenlere göre Jim Carrey’nin en iyi ve en olgun performansıydı.

Oynadığı her film 300 milyon doların üzerinde hasılat yapıyordu. 2007 yılında değişimler başlamıştı Jim Carrey’de. Hem oynadığı filmlerde hem de davranışsal olarak farklılıklar vardı.

“Tüm bunların ne kadar soyut olduğunu anlıyorum. Neden Amerikalıyım? Neden Kanadalıyım? Nedir bu? Ne anlama geliyor? Birisi bir çizgi çizip ‘Burası bu.’ dedi. Sonra bir aileye doğduk. Böylece aile ismimiz bize söylendi. Sonra ebeveynleriniz bir isim seçer ve ‘Adın Joel olacak ve Harvard’a gideceksin, doktor olacaksın ve bu arada Katoliksin ya da Yahudisin ya da her neysen.’ derler. Sanki her şey size verilen bu soyut yapılar ve bunların sizi bir şekilde bir arada tutması bekleniyor. Ve ben onlardan vazgeçtim. Bir arada tutulmaya ihtiyacım yok. İyiyim. Sadece uzayda süzülüyorum…”

2007’de gösterime giren “The Number 23” filmi ise ilk gerçek korku filmi oldu. Usta ismin 2008’de “Yes Man” isimli aksiyon-komedisinde yer aldı. 2009 yılındaysa kendi tarzının bir hayli dışında olan “I Love You Phillip Morris”le çıktı karşımıza. İki erkeğin birbirine olan aşkını anlatan film Jim Carrey’yi bambaşka bir seviyeye çıkardı. Yine aynı yıl bir Disney yapımı olan “A Christmas Carol” geldi. Bu animasyonda birçok karakteri Jim Carrey seslendirdi. 2015’e kadar “The Incredible Burt Wonderstone” ve “Dumb and Dumber To” yapımlarında rol aldı. Bu yıllardaki değişimi daha çok fark edildi. Kendini sanata ve resme verip Hazreti İsa resimleri çizmeye başladı. Artık zirveye ulaşmıştı ve her şeyin boş olduğunu anladı. Jim Carrey ismi onun için sadece bir karakterdi, daha fazlası değildi. Evren ve ruh ile ilgili söyledikleri ise derin felsefe içeriyordu.

Jim Carrey: Bir Felsefeci ve Dönüşümün İzi

Tüm bunların üzerine büyük bir acı yaşadı usta isim: sevgilisi Cathriona White’ı aşırı dozda reçeteli ilaç kullanmaktan kaybetti. Ölüm sebebi, tıbbi muayenenin ardından intihar olarak belirlendi. Jim Carrey sevgilisinin cenazesini kendi omuzlarında taşıdı, fakat sıkıntıları bitmemişti. Cathriona White, iddialara göre canına kıymadan önce bir not bırakmış ve ölümü için Jim Carrey’yi suçlamıştı. Catriona White’ın ölümünden bir yıl sonra annesi Brigid Sweetman, Jim Carrey’ye dava açıp kızının ölümünden usta oyuncuyu sorumlu tuttu. Bu ölüm, Jim Carrey’yi depresyona sürükledi ve uzun bir süre ilaç kullandı. Artık Jim Carrey eskisi gibi değildi.

Yıllar sonra kendini bulmuş bir adam olarak çıktı karşımıza. Zirveyi görmüş, her şeyi olan bir adam olsa da artık elle tutulur hiçbir şeyin önemi yoktu onun için. Söyledikleri, verdiği demeçler, yaptığı konuşmalar, hâl ve hareketleri bunları kanıtlar nitelikteydi. Eskisi kadar film de çevirmiyor, kendi içinde yaşıyordu. Bu değişim fiziğine ve görünüşüne de yansımıştı; iyice zayıflamış, yanakları çökmüştü. Bu bunalım sürecinin ardından yeniden dönüşü 2020 yılını buldu ve o yıl gösterime giren “Sonic The Hedgehog” filminde Doktor Robotnik karakterine hayat verdi. 2022 yılındaysa serinin ikinci filmi geldi. Jim Carrey düzelmişti düzelmesine ama birçok insana göre o hâlâ depresyondaydı. Mutlu olmadığına dair binlerce haber yayınlandı.

“Bir partiye randevu mu lazım? Ne oluyor? Hayır, hayır, iyiyim. Bütün bunların hiçbir anlamı yok. Bu yüzden katılabileceğim en anlamsız şeyi bulmak istedim. Ve işte buradayım. Kutluyorlar. Tamamen anlamsız olduğunu itiraf etmelisiniz. Şey, ikonları ikonların içinde kutladıklarını söylüyorlar. İkonlara inanıyor musunuz? Ben kişiliklere inanmıyorum. Sizin var olduğunuza inanmıyorum. Sanatçı. İyi olanlardan birisin. Hayır, ikonlara inanmıyorum. Kişiliklere inanmıyorum ve umursamıyorum. Ama Jim, bu özel gün için gerçekten çok şık giyinmişsin. İyi görünüyorsun. Hayır, ben giyindim. Giyinmedim. Ben yokum. Sen yoksun. Burada değiliz. Bu bir rüya. Bu bizim dünyamız değil.”

Evet, değişen çok şey vardı onda. Belki eski Jim Carrey değildi. Dünyaya eskisi gibi bakamıyordu. İnancıysa evrim geçirmişti. Ama o içinde hâlâ iyi bir adamdı. Belki de eski versiyonunun bir üst modeliydi. Anlaşılmak istenen ama anlaşılamayanlardan. Huzuru buldu mu bilinmez ama gözlerinde hâlâ büyük bir arayışın izleri var.

“Bir gece LA’de fark ettim ki hayatımın amacı her zaman insanları endişeden kurtarmak olmuş. Ve bunu fark ettiğimde, yeni adanmışlığımı ‘Endişeden Özgürlük Kilisesi’ olarak adlandırdım. Çünkü hayatta kazandığın her şey çürüyecek ve parçalanacak, geriye senden sadece kalbinde olan kalacak. İnsanları endişeden kurtarmayı seçmem beni bir dağın zirvesine çıkardı. Neler yapabildiğime bakın. Gittiğim her yerde insanların bana en iyi yönlerini sunmasını sağlayan bir şey yaptım. Dağın tepesindeydim ve kendimden başka kimseyi özgürleştirememiştim, işte o zaman kimlik arayışım derinleşti. Şöhretim olmasa kim olurdum diye düşündüm. İnsanların duymak istemediği şeyler söylesem ya da benden beklentilerini boşa çıkarsam kim olurdum? Aradığımız huzur, kişiliğin ötesinde, başkalarının algısının ötesinde, icat ve kılık değiştirmenin ötesinde, hatta çabanın bile ötesinde bir yerlerde yatıyor. Oyuna katılabilir, savaşları yapabilir, formla istediğin kadar oynayabilirsin, ama gerçek huzuru bulmak için zırhı bırakmalısın. Bu formdan yansıyan ışığın önüne hiçbir şeyin geçmesine izin verme. Tüm ihtişamınla görünme riskini al. Birçoğunuz gibi ben de dışarı çıkıp kendimden daha büyük bir şey yapmaktan endişe duyardım, ta ki benden daha zeki biri bana kendimden daha büyük hiçbir şey olmadığını fark ettirene kadar.

Korku hayatınızda bir oyuncu olacak, ama ne kadar olacağına siz karar verirsiniz. Tüm hayatınızı hayaletleri hayal etmekle, geleceğin yolunu düşünmekle geçirebilirsiniz. Ama her zaman sadece burada olan şey olacak. Umut değil, inanç. Ben umuda inanmıyorum. Umut bir dilencidir. Umut ateşin içinden yürür ve inanç atlar. Ve bugün o kapılardan geçtikten sonra, sadece iki seçeneğiniz olacak: Sevgi ya da korku. Sevgiyi seçin ve korkunun asla eğlenceli kalbinizi size karşı çevirmesine izin vermeyin. Gerçekten istediğimiz şey imkansız derecede ulaşılamaz ve beklememiz saçma görünüyor. Bu yüzden evrenden onu istemeye asla cesaret edemeyiz. Ben evrenden onu isteyebileceğinizin kanıtıyım.”

Daha çocuk denecek yaşta onlarca dertle boğuşmak zorunda kalan, annesini güldürebilmek için canının acımasını bile göze alan, zihinsel olarak geçirdiği evrimle milyonlarca insanı şaşkınlığa uğratan, Hollywood’un göz kamaştıran ışıkları içinde doğru yolu bulmak için var gücüyle çabalayan bir Jim Carrey geçiyor bu hayattan.

Bir yanıt yazın