Yeni sezonun yola erken çıkan yapımlarından biri ile sahneye ışık ve alkış yağdı dün gece. Çok konuşulacak cesareti ve yeni arayışlara açılan kapılarıyla 'Terzi Fikri' izleyiciden tam not aldı.

Yakın tarihin politik figürlerinden birinin hayattaki duruşunu, ideallerini, kavgalarını ve insanlığa verdiği dersi ibretle seyrettik. Terzi Fikri lokal bir halk kahramanı, kendi halkının sevgilisi. Güler yüzlü, tatlı dilli bir insanlık örneği. Tolstoy'un hayat kurtaran idealine benzer bir yaşam felsefesi var. Bütün mutlulukları insanlara dağıtmak ve onları refah içinde görmek için tabiri caizse elindeki iğne ile kuyu kazıyor. Yırtıkları yamaları dikiyor. Gözü yükseklerde değil. Mütevazı kişiliği öyle aydınlık ki; Fatsa halkı O'nu istisnasız bağrına basmış. Fikri, kendi savaşında alçakgönüllü ama ülküsünde hırslı ve tutkulu. Hizmetlerini çıkar gözetmeksizin hemşehrileri için seferber ediyor. İyilikten ve barıştan yana bir yol izliyor. Dünya malında, komşu bağında gözü yok.
İşte böylesine sempatik ve idealist bir kişiyle tanıştık dün gece. Tanıyanlar ve tanımayanlar için biyografik bir tiyatro örneği gibi de düşünülebilir.

Fiedel'den Afife'ye, Bernarda'dan Van Gogh'a kadar bir çok insan hikâyesi izledik sahnelerde. Başarılı ve iyi örneklerdi hepsi de. Terzi Fikri'nin farkı, hem metin hem de yönetim olarak daha önce denenmemiş yeni bir yol seçmesi.
Şirin İnci, bir portre kişisi olarak Fikri'nin tüm yaşamını ve hayat gailesini kusursuz bir dikkatle araştırıp incelemiş, dedektif misali belgelerin izini sürmüş, sonra da kendi pusulasında özgün bir doğrusallıkla metne aktarmış. Masa başı çalışmasında uzun zamanlar isteyen bir ön incelemenin izlerini dramaturjide de okumak mümkün. Özge Ökten Yılmaz ile işbirliğinde titiz bir yaklaşımın ayırdına varmak mümkün. Gelecek ve umut vaat eden genç bir yazarın kanıtlanmış ilk gerçek tecrübesi olarak açık yollarda yürüyeceğini söylebiliriz. Bu memnun edici ortaklığın, yerli oyun yazarlığındaki eksikliğe ferahlatan bir soluk kattığını görmek ayrıca gurur verici.

Biyolojik olarak ikiz olan yetenekli iki oyuncunun sahnedeki parıltısı görülmeye değer. Hüseyin Önder ve Cevahir Önder oyunda eş kişilik olarak olumlu anlamda bir tür 'Jekyll ve Hyde' yaratmışlar. Yeteneklerini Terzi Fikri'yi merkeze alan bir uzamda diyalog akışını diğer gölge ikizine yansıtarak, sorgu yargıcı kimliğinden kendi iç sesine kadar değişen versiyonlarda ustaca kullanıyorlar. İzleyicinin belleğinde unutulmaz izler ve düşünceler bırakan bu ikili izleme zevki, oyuna özel bir kimlik ve değer katıyor.

Tasarımların ve genel atmosferin profesyonel biçimde, karanlık ve sepya tonlarda tüm salonu kuşatması yönetmenin seçimi. Gayet de isabetli. Hücresine kısılıp kalan her bir canlının hissedeceği türden genel bir klostrofobi, Mustafa Türkoğlu'nun ışık tasarımdan ya da Barış Manisa'nın müziklerindeki yürek dağlayan notalardan besleniyor ve kasvet yaratıyor. Üzerimize gelen böceklerin ürkütücü gölgeleri uçurtma ya da beyaz ışıktan kuş kanatlarına dönüşürken bile kurtuluşa ve güneşe hasret. Bir o kadar da tekinsiz.
2027'de çok konuşulacak olan 'Terzi Fikri', yerli oyun yazarlığına temiz ve yürekli bir örnek, sahneleme ve oyunculuk yönetimine yaklaşımı ile de başarılı bir yeniliğin önünü açarak ezber bozan, 'riskten korkmayın!' diyen bir yapım olmuş.
HABER: Mustafa İri / Magazinname.com
Yorumlar (0)
Henüz yorum yazılmamış. İlk görüşü siz bildirin!
Fikir Belirt