TİYATRO OYNANIYOR!

Gökhan Yetiş 22.08.2026 - 21:01 8 Dk Okuma

Bu ülkede ne çok tiyatrocu varmış!

Gökhan Yetiş
Köşe Yazarı 1 Köşe Yazısı

Gökhan Yetiş

Magazinname Resmi Köşe Yazarı. Güncel gelişmeler, kültür-sanat, magazin ve cemiyet hayatına dair özel analiz ve köşe yazıları.

Köşe Yazıları ve Analizleri Yazarın Tüm Yazıları

TİYATRONUN BU DURUMDAN HABERİ VAR mı?

Son yıllarda bir cümle hayatımıza iyice yerleşti:
“Tiyatro oynanıyor.”
Siyasette bir gelişme olur, insanlar birbirlerine şüpheyle bakar:
“Bunların hepsi tiyatro.”
Bir açıklama yapılır:
“Bize tiyatro oynuyorlar.”
İki insan önce kavga eder, sonra aynı masada oturur:
“Gördün mü? Tiyatro!”
Birileri kameraların önünde birbirine sert sözler söyler:
“Bunlar senaryo.”
Öyle anlaşılıyor ki memleketçe bir süredir bütün olayların sorumlusu tiyatro.
Oyuncuların bundan haberi var mı, bilmiyorum.
Ama tiyatro sanatçılarının artık bu konuda bir basın açıklaması yapması gerekebilir:
“Değerli kamuoyu, son günlerde yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmelerle herhangi bir ilgimiz bulunmamaktadır.”

TİYATRO NEDEN “SAHTELİK” ANLAMINA GELDİ?

Aslında bu ifadeyi kullanan insanların çoğu tiyatroyu küçümsemek istemiyor.
“Bizi kandırıyorlar” demek istiyor.
“Görünenin arkasında başka bir şey var” demek istiyor.
“Samimi değiller” demek istiyor.
Yani anlatılmak istenen şey çoğunlukla tiyatro değil, samimiyetsizlik.
Fakat dilin tuhaf bir tarafı var.
Bir kelimeyi o kadar çok belli bir anlamda kullanırsanız, zamanla o kelime gerçek anlamının dışına taşmaya başlıyor.
Böylece tiyatro;
yalanın,
kandırmacanın,
kurmacanın,
ikiyüzlülüğün
ve hatta siyasi manevraların günlük hayattaki metaforu oluveriyor.
Oysa burada küçük bir yanlışlık var.
Tiyatro kurmacadır ama yalan değildir.
Bu ikisi aynı şey değildir.

SAHNEDEKİ YALAN, GERÇEĞİ ANLATABİLİR

Bir oyuncu sahnede ağlar.
Gerçekte ağlamıyor olabilir.
Ama seyirci gerçekten etkilenebilir.
Bir oyuncu sahnede ölebilir.
Gerçekte ölmez.
Ama seyircinin ölüm fikriyle yüzleşmesine neden olabilir.
Bir oyuncu bir katili oynayabilir.
Oyuncu katil değildir.
Hatta eve gidip çocuğuna:
“Bugün yine birini öldürdüm.”
demesi gerekmez.
Çünkü herkes bunun bir oyun olduğunu bilir.
Ve belki de tiyatronun en büyük paradoksu tam olarak budur:
Herkes bunun gerçek olmadığını bilir ama yine de gerçeği hisseder.
Bu nedenle tiyatro sahte değildir.
Tiyatro, gerçeğe başka bir yoldan ulaşma biçimidir.

HAYATTAKİ ROLLER DAHA TEHLİKELİ

Asıl ilginç olan ise şu:
Tiyatroda herkes rol  oynadığını bilir.
Seyirci bilir.
Oyuncu bilir.
Yönetmen bilir.
Dekorcu bile bilir.
Kimse sahnenin ortasında:
“Arkadaşlar, burada gerçekten bir saray var!”
diye bağırmaz.
Oysa günlük hayatta bazen insanlar rol yaptıklarının farkında bile değildir.
İşte burada tiyatro ile hayat birbirinden ayrılır.
Tiyatroda rol oynamak sanattır.
Hayatta rol yapmak ise bazen insan ilişkilerinin en büyük problemlerinden biridir.
Dolayısıyla “Tiyatro oynanıyor” cümlesini biraz değiştirmek gerekebilir.
Belki:
“Burada samimiyetsizlik var.”
demeliyiz.
Ya da:
“Bize gösterilenle gerçek arasında bir fark olabilir.”
Hatta çok kızdıysak:
“Bizi işletiyorlar.”
diyebiliriz.
Ama tiyatroyu rahat bırakalım.
Çünkü tiyatro zaten yeterince zor durumda.

TİYATRO BİZİ BİRBİRİMİZE YAKLAŞTIRIR

Bir tiyatro salonuna girdiğinizde yanınızdaki insanın kim olduğunu bilmezsiniz.
Hangi görüşe sahip?
Hangi partiye oy veriyor?
Hangi takımı tutuyor?
Hangi hayatı yaşıyor?
Bilmiyorsunuz.
Ama ışıklar söndüğünde bütün bu ayrıntılar bir süreliğine önemini kaybediyor.
Sahne açılıyor.
Hepiniz aynı hikâyeye bakıyorsunuz.
Aynı yerde gülüyorsunuz.
Aynı yerde susuyorsunuz.
Bazen aynı yerde ağlıyorsunuz.
Ve çok garip bir şey oluyor:
Tanımadığınız insanlarla ortak bir duygu yaşıyorsunuz.
Bugün toplum olarak belki de en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri bu.
Ortak duygu.
Ortak hikâye.
Birbirini dinleyebilme yeteneği.
Başkasının hayatına birkaç saatliğine de olsa bakabilmek.
Tiyatro tam olarak bunu yapıyor.

TİYATRO, BAŞKASININ YERİNE GEÇME SANATIDIR

Bir oyuncu sahneye çıkar.
Bugün bir kraldır.
Yarın bir işçi.
Sonra bir anne.
Bir baba.
Bir çocuk.
Bir suçlu.
Bir mağdur.
Bir yabancı.
Bir düşman.
Ve seyirci bütün bunları izlerken farkında olmadan bir şey öğrenir:
İnsan yalnızca kendi hayatından ibaret değildir.
Belki de tiyatronun en eğitici tarafı budur.
Size “iyi insan olun” diye bağırmaz.
Size bir insan gösterir.
Onun hikâyesini anlatır.
Sonra kararınızı size bırakır.
Bazen karakterden nefret edersiniz.
Bazen onu anlarsınız.
Bazen ikisini aynı anda yaparsınız.
İşte sanatın eğitimi de biraz burada başlar.

TİYATRO YALNIZCA GÜLDÜRMEZ

Tiyatro denince bazı insanların aklına yalnızca eğlence geliyor.
Oysa tiyatro tarih boyunca toplumların aynalarından biri olmuştur.
İnsanların korkularını, aşklarını, savaşlarını, sınıf farklılıklarını, aile ilişkilerini, iktidar mücadelelerini, yalnızlıklarını ve umutlarını sahneye taşımıştır.
Bazen kahkahayla.
Bazen trajediyle.
Bazen müzikle.
Bazen sessizlikle.
Ama hep insanı merkeze alarak.
Çünkü tiyatronun asıl malzemesi dekor değildir.
Işık değildir.
Kostüm değildir.
Hatta oyuncu bile değildir.
Tiyatronun asıl malzemesi insandır.
İnsanın çelişkileri.
İnsanın zaafları.
İnsanın umutları.
Ve en önemlisi:
İnsanın kendisini anlama çabası.

BELKİ DE DAHA ÇOK TİYATROYA İHTİYACIMIZ VAR

Bugün birbirimizi dinlemekte zorlanıyoruz.
Bir insanın söylediği cümleden önce hangi tarafta olduğuna bakıyoruz.
Bir fikri tartışmadan önce o fikrin sahibinin kimliğini tartışıyoruz.
Birbirimizi anlamaktan çok birbirimizi sınıflandırıyoruz.
Oysa tiyatro bize tam tersini öğretiyor.
Önce insanı gör.
Sonra hikâyesini dinle.
Sonra düşün.
Belki katılma.
Belki itiraz et.
Ama önce anlamaya çalış.
Çünkü tiyatro bize başka bir insanın gözünden dünyaya bakma fırsatı veriyor.
Bu yüzden tiyatro, insanları birbirinden uzaklaştıran değil, doğru yapıldığında birbirine yaklaştıran bir sanattır.

PERDEYİ KAPATMADAN

O halde bir dahaki sefere bir olay gördüğümüzde ve içimizden:
“Tiyatro oynanıyor!”
demek geldiğinde bir saniye duralım.
Belki de tiyatro kelimesinin yerine başka bir kelime bulabiliriz.
Çünkü tiyatro;
yalan değildir.
Sahtekârlık değildir.
Aldatmaca değildir.
Tiyatro, bütün bunları anlatabilir.
Hatta insanlığın yalanlarını ve sahtekârlıklarını öylesine güçlü anlatabilir ki, salondan çıkan insan kendi hayatına başka gözle bakmaya başlayabilir.
Ve belki de tiyatronun bize verebileceği en büyük ders budur:
Başkasını anlamak için önce onun yerine bakabilmek.
Bir oyuncu sahnede başka bir insan olur.
Biz de onu izlerken bir süreliğine başka bir insanın hayatına gireriz.
İşte o anda tiyatro yalnızca bir oyun olmaktan çıkar.
Bir karşılaşmaya dönüşür.
Bir paylaşmaya.
Bir sorgulamaya.
Bazen bir yüzleşmeye.
Bazen de hiç tanımadığımız insanlarla aynı anda gülmenin, aynı anda susmanın ve aynı anda düşünmenin tuhaf güzelliğine…
O yüzden tiyatroya ve oyuncularına haksızlık etmeyelim.
Çünkü tiyatro  oyuncusu sahnede rol oynadığını bilir.
Asıl soru, hayatın içinde rol yapanların bunu bilip bilmediğidir.
Perde kapanır.
Oyuncular selam verir.
Seyirci dağılır.
Ama iyi bir tiyatrodan sonra hikâye 
İnsanın içinde devam eder.

Gökhan Yetiş

Etiketler

Yorumlar (0)

Henüz yorum yazılmamış. İlk görüşü siz bildirin!

Fikir Belirt

5 + 2 = ?