Tüm etiketlerimden arınarak, en sade vatandaş halimle belirtiyorum ki, asla ve de kata Kadıköy Belediyesine ait hiç bir telefona cevap vermeyeceğim gibi, selamı sabahı da bu gün itibariyle kesmiş bulunuyorum.
Okuyanlar hatırlayacaktır, ilk defa bu yazımı okuyanlar içinse hatırlatayım, aylar, aylar önce Kadıköy Belediyesinin Kültürel etkinlikler için uyguladığı taraflı, sübjektif ve üzücü sanat politikaları ile ilgili eleştirel bir kaç yazı kaleme almıştım. Eleştiri bizi geliştirir, yeniler, hataları telafi etmek için yeni yollar açar, en azından ben böyle öğrendim. Bu yazılarımın da faydası olacağı gibi saf ve iyi niyetli bir düşünceye kapıldım. Varsın bu da benim sübjektif yanlışım olsun, insan hata yaptığında bile kaçınılmaz olarak doğruyla yüzleşir.
Sanırım son yazımın yayınlandığı günün sabahı telefonum erken saatlerde çalmaya başladı. Sabah çok erken uyanmayı sevmediğim için direnip açmak istemesem de arayanın ısrarı benden inatçıydı, daha fazla dayanamadım ve uyku sersemi açtım telefonu. Karşımda Kadıköy Belediyesi Kültür Müdürlüğü çalışanı olduğunu söyleyen kişi, beni yüz yüze görüşmek için belediyeye davet ettiğini söylüyordu. Henüz uyandığımı, şu an kafamın yeterince çalışmadığını, bir kaç saat toparlandıktan sonra, yani akşam üstü gibi müsait olabileceğimi söyleyebildim. Olur dedi, bende tamam dedim, o sırada yazımın dün yayınlanmış olabileceği geldi aklıma ve bu ısrarlı aramaların sebebini o uykusuz halimle bile anlayabildim.
Kendime geldikten sonra birlikte çalıştığım bir sanatçı dostumu aradım ve birlikte gitmemizin daha uygun olacağına karar vererek düştük Hasanpaşa, Kadıköy yoluna... Bizi nazik bir hanımefendi karşıladı kapıda ve sonra Kültür Müdürlüğündeki görüşmeyi gerçekleştireceğimiz asıl yetkilinin huzuruna vardık. Bu beyefendi de çok nazikti, kahveler çikolatalar ikram edildikten sonra geldik asıl konumuza. Ben Tiyatro salonları tahsislerinin adil olmayışından, Tiyatrolardan çok organizatörlerin kayrılmasından, son yazımdan sonra görevden alınan kişi ile ilgili görünen sorunlardan dem vururken, yani yazımın içeriği olan konularla ilgili eleştirilerimi sıralarken nazik beyefendi de bir yandan bu çoğu hatalı kararları savunmaya yahut haklısınız demeye yetişiyordu.
Bu sıkıcı ve kırıcı konuları görüşürken altını çizerek belirtmeliyim ki, sadece kendi Tiyatromuzun bir sorununu çözmek için orada bulunmuyorduk. Pek çok Tiyatronun ortak meselesi olan rahatsızlıkları dile getiriyor, bir çözüm üretilmesi konusunda katkıda bulunmaya çalışıyorduk. Nazik ve yetkili beyefendi de bizi dikkatle dinliyor, not alıyor ara ara da bize hak veriyordu. Gördüğümüz bu nazik karşılamanın ve misafirliğin sonucu olarak, daha dikkatli olunacağı konusunda da umudumuz yeşeriyordu.
Aradan bir kaç gün geçtikten sonra yine telefonum çaldı, nazik ve yetkili beyefendi, bize tahsis edilemeyen Selami çeşme Özgürlük Parkında gerçekleşecek olan festival için bir boşluk oluştuğunu ve bir günün bize tahsis edilebileceğini bildirdi. Çok sevindirici evet, zira tam 3 yıldır çeşitli bahanelerle tahsis edilmeyen sahne nihayet bizim için de müsait olabilmişti. 3 Yıldır sahnelediğimiz, her yıl yeni bir ödül alan oyunumuzu nihayet Kadıköy seyircisi ile buluşturabilecektik. Bundan daha iyi bir haber olabilir miydi? Bir kaç dakika süren bu telefon görüşmesi sırasında benim aklımdan geçenler ise bambaşkaydı.
Evet o sahnede olmayı, Kadıköy seyircisi ile yıllar sonra yeniden buluşmayı çok istiyorduk "ama" kocaman bir "ama" vardı beynimi kemiren. Ben o yazıyı kaleme aldığımda kendi meselelerimi çözmek için başlamamıştım cümleye. Pek çok Tiyatronun ortak sorunlarını dile getirmek, biraz olsun belediyenin dikkatini bu sorunlara çekmekti amacım. Yüz yüze yaptığımız görüşmede de niyetim bundan başka bir şey değildi. Şimdi bu teklifi kabul etmek "etik" olur muydu? Ağzımıza sürülecek bir parça şekere tamam dersek eğer ne farkımız kalırdı belediyenin kayırdıklarından! Nazik ve yetkili beyefendiye bu teklif için teşekkürlerimizi sunarak girdim cümleye. Bir şeyler yoluna girecekse herkes için girmeli, hem kim bilir bizim yüzümüzden başka bir Tiyatro üzülecek, mağdur olacak belki... ("Durum gayrı ahlaki") Madem hatalar düzelecek, her şey olması gerektiği gibi olacak, o halde varsın bu sezonda oynamayalım Kadıköy de...
Yeni sezonda herkes gibi yeni başvurumuzu yapar, yeni normalin içinde alırız yerimizi biz de... Dedim ve saf bir iç huzuruyla tam 1 yıl daha bekleyerek yaptık üzerimize düşeni. Yaptık yeni baş vurumuzu ve aldık boyumuzun ölçüsünü. Şöyle diyor gelen bildirimSMS i; Sayın, ....... başvurunuz sonuçlanmıştır. Sonuç: Kadıköy Belediyesi Selamiçeşme Özgürlük Parkı 2026 etkinliği için yapmış olduğunuz ........ referans numaralı başvurunuz olumsuz sonuçlanmıştır. 2026-2027 vs, vs, vs... Seneye yine deneyin şansınızı diyor, yersen.
Bu bildirim geldiğinde günlerden Perşembe, henüz resmi açıklama yapılmamışken, yani programda yer alacak Tiyatroların hiçbiri güya belli değilken kuşlar haber vermiş olsa gerek bazı Tiyatrolar resmen açıklanmadığı halde bilet sitelerinde bilet satışına başlamıştı. Hikaye bu ya, ben ve pek çok meslektaşım saf saf resmi açıklamayı bekliyorken, atı alan çoktan Üsküdar'ı geçmişti. (Bir yerden hatırlıyorum bu sözü, kim demişti, at, Üsküdar...) Kıvırma payı da yok maalesef zira bilet satış sitelerinde, afişlerde tarihler buz gibi açık. Yani bizim anlayacağımız kim atı alacak, kim Üsküdar'ı geçecek belliymiş. Sanatçının iyi niyetlisi olur,optimisti olur, safı olu da "aptalı" olmaz! Bunu anlayamayan kalın kafalı varsa yazılı olarak da belirtiyorum avucunun içine yazsın, en çok bakacağı yer orası, unutmak mümkün olmaz böylece.
Bildirim geldiğinde gün Perşembe demiştim, Cumartesi yani bildirimden iki gün sonra Ankara' da oyunumuz var. Davetliler arasında genel başkan ve hatırı sayılır sayıda millet vekili de olacak. Oyundan sonra bazı siyasiler ile birde yemek programımız var. Ve ben bu konulardan söz etmeyi kesinlikle düşünmüyorum. Torpil yapmadan, araya bir tanıdık koymadan, çıkar ummadan da bir şeylerin değişebileceğine olan inancım, saflığımdan değil bu inanca sahip çıkma arzumdandır. En başta söylediğim gibi en sade vatandaş halim ile belirtiyorum ki bundan sonra söyleyeceğim her sözü yazı dizisi halinde söyleyeceğim. Kurumlar şahısların değil milletin malıdır. Tiyatro salonları da Tiyatrocuların ve seyircilerindir. Ucuz ve çıkarcı politikalarla kimse bu ülkenin onurlu sanatçılarını terbiye edemez, eğip bükemez. Yazıma başlarken de belirttiğim gibi aradığınız bana artık ulaşılamıyor... Bu çürümüş yapı değişene, hizmetkarları orayı terk edene kadar maalesef ki Kadıköy de perde açmayı düşünmediğimi belirtmeliyim. Bu karar önünde eğildiğimiz seyircimize karşı olmadığı gibi çürümüşlüğe karşı da net bir tavırdır düşüncesindeyim. Fakat, küstüm oynamıyorum dan da fazlasıdır.
Uzun ve sıkıcı bir metin olması hasebiyle okuyucuların hoş görüsüne sığınıyorum. Fakat yazıların devamının anlaşılabilir olması için konuyu baştan özetleme ihtiyacı duyduğumdan bu defalık hoş göreceğinizi umuyorum. Daha kısa ama daha aksiyon dolu bir sonraki yazımda görüşmek dileği ile sanatla kalın, hoş kalın...
İLK YAZIMIN LİNKİ
https://magazinname.com/yonetmen-erkan-celikoldan-kadikoy-belediyesine-mektup-h60893.html
Erkan Çelikol
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
Bir Yorum Bırakın