Para, para, para, para, para, para… Varlığı bir dert.
Aslında o, çok bilinmese de Türkiye’nin ilk televizyon yıldızı. Türkiye’de televizyon dahi yokken Amerika’da ekranlarda şarkı söyleyen bir caz sanatçısı, Eurovision Şarkı Yarışması’na katılan ilk ustamız. Dünya yıldızı olma fırsatını, sevdası uğruna ülkesine dönerek geri tepen bir aşk kadını: Rüçan Çamay.
Çocukluk Yılları ve Müziğe İlk Adımları
Rüçan Çamay, 1931 yılında İstanbul’da Mebrure Hanım ve Asım Bey’in çocuğu olarak dünyaya geldi. O henüz bir yaşındayken anne ve babası boşandı. Altı yaşına geldiğinde ise babası tarafından tamamen terk edildi. Çocukluk yıllarını şöyle anlatmıştı Rüçan Çamay:
“İstanbul’da yaşıyorduk. Babam bizi terk edince altı yaşımda annemle Ankara’ya, anneannemin evine taşındık. Türk Maarif Koleji’nde okurken iyi bir talebe değildim. Müzik hocamız Celal İnce’ydi. Anneme ‘Bu kızın sesi fevkalade, bir kabiliyettir. Mutlaka konservatuvara gitmesi lazım.’ dedi. Çünkü o sıralarda beni çocuk müsamerelerine çıkartır, piyeslerde oynatırdı. Daha sonra da konservatuvara gönderdiler. Önce piyano talebesi olarak başladım. Şan derslerine de girip çıkıyordum çünkü şarkı söylemek istiyordum. Okulun meşhur caz sesi Erdoğan Çaplı’ydı. O bana caz şarkıları söylememi tavsiye etti. Radyolardan Amerikan caz müzisyenlerini dinlerdim. O şekilde de caz sanatçılığım ortaya çıktı.”
Türkiye’nin İlk Caz Divası
Aldığı şan ve piyano eğitimlerinden sonra birçok koroda görev yaptı. Daha çocuk denecek yaşta Ankara Radyosu’nda caz söyledi. 1940’lı yıllarda sahneye çıkmak hiç kolay değildi; özellikle Türklerin sahneye çıkması engelleniyordu. Gazino ve kulüpler yabancı şarkıcıların kontrolü altındaydı.
Sahneye ilk çıkışı 1947 yılında Taksim Belediye Gazinosu’nda oldu. Daha 16 yaşındaydı ve okuduğu “My Heart Belongs to Daddy” şarkısıyla gazinoyu adeta ayağa kaldırmıştı. Bir Türk olarak sahneye nasıl çıktığını ise şöyle anlatıyor usta müzisyen:
“O yıllarda gazino ve kulüplerde Türk şarkıcılarına iş vermiyorlardı. Maalesef Türk olduğum belli olmasın diye Fransız şarkıcı yani Şantöz Rüçan diyorlardı. Nadir olarak rahmetli Sevinç’e iş bulabiliyorlardı. Bir dost toplantısında iyi şarkı söylediğimi gören Gregor isimli bir organizatör, beni ‘Fransız Şantöz Rüçan’ adıyla sahneye çıkardı. Çoğunluğu turist gruplardan oluşan gazinoda hep yabancı şarkılar söyledim. Kimse Türk olduğumu anlamadı. Bir gece gerçekten çok alkış alıp tekrar tekrar sahneye çağrılıyorum. İşte ne oluyorsa o gece oluyor. Seyircilerin alkışlarına ‘Çok teşekkür ederim’ diye cevap verince tabii beni hemen vokalistlikten alıp dans orkestrası şarkıcısı yapıyorlar.”
Sahnelerle birlikte sinemaya da adım atan Rüçan Çamay, aynı yıl Cahide Sonku’nun başrolünde olduğu “Yuvamı Yıkamazsın” filminde rol aldı. Daha sonraki yıllarda “İstanbul Geceleri”, “Zorla Evlendik”, “Aşk ve Kin” gibi yapımlarda yer aldı.
Amerika Yılları, Aşk ve Kariyerin Çatışması
1950’li yıllar Rüçan Çamay için bambaşka geçecekti. Sesini İstanbul Radyoevi sayesinde tüm Türkiye’ye duyurunca, 1951 ve 1953 yılları arasında çok aktif bir şekilde çalıştı. Bu ona Amerika’nın kapılarını da açtı. 1953’te Frank Sinatra, Marilyn Monroe ve Steve McQueen gibi isimleri meşhur eden William Morris’in özel davetiyle Amerika’ya gitti. Burada defalarca konser verdi, New York’ta kaldığı 2,5 ay içinde Maisonette isimli kulüpte çalıştı ve çok sayıda radyo programına katıldı. Bu sırada ünlü Amerikan televizyonu CBS’in dikkatini çekti ve bir program daveti aldı. Rüçan Çamay, Türkiye’de televizyonun henüz yaygınlaşmadığı dönemde iki solo programla ekrana çıktı. Programda pop değil, Türk halk müziği parçalarından oluşan bir repertuvar sundu.
Tüm dünya onu tanımak üzereyken araya aşk girdi. O dönemlerde yapımcı Turgut Demirağ ile aşk yaşıyordu Rüçan Çamay ve onun isteği üzerine her şeyi geride bırakıp tek bir çantasıyla ülkesine geri döndü. 3 Aralık 1953’te Turgut Demirağ’la dünya evine girdi. Bu evlilikten Muhteşem ve Melike adında iki çocuğu oldu.
İleriki yıllarda Muhteşem Demirağ 2003 yılında kendi evinde canına kıyacak ve bu olay Rüçan Çamay’ı derinden sarsacaktı. Ünlü isim Türkiye’ye döndükten sonra uzun süre sahnelere ara verdi çünkü eşi sahnelerde olmasını istemiyordu. O günleri şöyle anlatmıştı usta sanatçı:
“Turgut Demirağ ile daha önce de karşılaşmıştık. Beni dinlemişti fakat ilgilenmemişti. ‘Rüyamda bir ses, o adam senin kocan olacak.’ dedi. Amerika’da çok meşhur olacakken döndüm ve evlendim. Sahnelere de ara verdim. 1956’da kızım Melike dünyaya geldi. Evlilikten sonra mutlu bir hayatım olmadığı ve kocamla iyi geçinemediğim için boşandım. Keşke daha iyi bir kariyerim olsaydı. Çünkü kocam bana çok üzüntülü yıllar yaşattı. Aşk ve kariyer bir arada gitmedi. Âşık oldum ve eski eşim kariyerimi engelledi. Aşk o zamanlar benim için her şeyin üstündeydi. Uğruna yapamayacağım hiçbir fedakarlık yoktu. Yaptığımda çok yanlış kararlar ve seçimler yapmama sebep oldu elbette ama aşk hali bilirsiniz; bir çeşit ruhun delilik dönemi. Kör eder, sağır eder, sizi aklınızdan eder. Geriye o yıllara baktığımda şimdiki farkındalığım ve yaşam tecrübemle ne çok şeyi farklı yapardım diyorum elbette herkes gibi. Aşık olduğum adamın, ben tam Amerika’da bu hayallerimi yaşamaya başlamışken sırf başka bir kadına kızgınlığından ‘Hemen Türkiye’ye dönmezsen başkasıyla evleneceğim.’ tehdidine boyun eğmezdim.”
Yeniden Yükseliş ve Gönüllü İnziva
Rüçan Çamay, uzun süre sahne hayatına ara verdikten sonra 1967 yılında ikinci kez Amerika’ya gitti. “Art Linkletter Show” isimli programda Zsa Zsa Gabor ve Griffin gibi isimlerle beraber yer aldı. 1968’de ilk Türkçe sözlü plağı olan “Rüzgarlı Bir Akşamüstü” ile “Gölgen Yeter Bana”‘yı yayınladı. Ardından 1978’e kadar “İncinen Hatıralar”, “Babam Gibi”, “Tanrım İnsaf Et”, “Para Para”, “Ne Haber?” ve “Gönlüm Çok Zengin” gibi plaklarını çıkardı. Özellikle 1976’da çıkan “Para Para” plağı kısa zamanda en çok satılanlar arasına girdi.
Öylesine şöhret olmuştu ki, 1980 yılında Leyla Sayar’la birlikte fidye için silahlı üç kişi tarafından alıkonuldu. Dönemin gazetelerine sansasyonel bir şekilde yansıyan bu haber, sanat dünyasında korku yarattı. Fakat polislerin yoğun çabası sonucu Leyla Sayar ve Rüçan Çamay, 24 saat sonra zarar görmeden kurtarıldı.
Her şey muhteşem ilerlerken, yeniden yükselişe geçmişken 12 Eylül darbesi geldi. Birçok sanatçı gibi onun da üzerinden silindir gibi geçmişti bu askeri darbe. Ve tam bir yıl sonra Gönül Akkor, Leyla Sayar, Selçuk Kural ve Nilüfer gibi sanatçıların katıldıkları bir jübile programıyla sahnelere veda etti. 40 yıldan fazla süren inziva süreci böylece başlamış oldu.
12 Eylül sonrası yaşadıkları, şarkılarının yasaklanması, Cem Karaca, Yılmaz Güney ve kızı Melike Demirağ’ın vatandaşlıktan çıkarılması, kendisine yurt dışına çıkış yasağı konması gibi olaylar bardağı taşıran son damla oldu. Çok yakın dostları ve ailesi dışında kimseyle görüşmedi. Kendisini tamamen ruhsal gelişimle ilgili öğretilere adadı.
Bugün: Hayat, Hatıralar ve Tekâmül
Aradan yıllar geçse de Rüçan Çamay adı her daim akıllarda kaldı. Öyle büyük bir isim ve öylesine büyük bir hayat yaşamıştı ki, unutmak mümkün değildi zaten. 2001 yılında bu efsane hayat kitap oldu. Dilek Yaraş’ın kaleme aldığı biyografi kitabı “Kayıp Diva” ismiyle yayınlandı.
Rüçan Çamay şimdilerde 93 yaşında ancak hâlâ dinç, hâlâ enerjik ve hâlâ hayat dolu. Hürriyet Kelebek’e verdiği röportajında bir gününün nasıl geçtiğini şöyle anlatıyor:
“Sabah kahvaltı ederim. Gazete ve kitaplarımı okurum. Instagram için özel olarak çektiğim videolarımı yaparım. Bir süre televizyon izlerim. Akşam olunca yemeğimi yer, yatarım. Yaşlı olduğum için dışarı çıkamıyorum maalesef. Artık hiç şarkı söyleyemiyorum. O iş tamamen kapandı. Şimdi ruhsal gelişimimi yaşıyorum. İnsanların ruhunun gelişmesine hizmet etmeye çalışıyorum. Ben sadece tekâmül etmenin yollarını arıyorum. Başlangıçta çok sıkıntılarım olmasına rağmen geri dönüp baktığımda çok güzel bir ömür geçirdim.”
Rüçan Çamay, başardıklarıyla unutulmazlar listesine adını çoktan yazdırmış durumda. Ardında bıraktığı eserlerse onu daha yüzyıllar boyunca yaşatacak gibi görünüyor. Türk kadınlarının sahneye çıkamadığı dönemde sahnelerde fırtına gibi esen, daha reşit bile olmamışken Türkiye’yi dünyaya tanıtan, yaşadığı acılara yenik düşmek yerine bunlarla ruhunu güçlendiren, müziğe olan tutkusu, şarkı söyleme aşkı, cesur kararları, aşk için harap ettiği yılları ve sarsılmaz inancıyla korkusuz bir cumhuriyet kadını geçti bu hayattan.
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri
