Nuray Altay Özkan “ ‘Müzeyyen’ Yeşilçam filmi tadında bir dönem romanıdır

Yazar Nuray Altay Özkan ile yazın hayatına ve ‘Müzeyyen’ adlı kitabına dair konuştuk. Keyifli sohbetimiz sizlerle…

Nuray Altay Özkan “ ‘Müzeyyen’ Yeşilçam filmi tadında bir dönem romanıdır

Yazar Nuray Altay Özkan ile yazın hayatına ve ‘Müzeyyen’ adlı kitabına dair konuştuk. Keyifli sohbetimiz sizlerle…

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Nuray Altay Özkan kimdir?

1 Mayıs 1972‘de İstanbul‘da doğdum. İlk, orta ve lise tahsilimi İstanbul’da tamamladım. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirdim. Evliyim, bir oğlum ve bir kızım var.

Yazın hayatınız nasıl başladı?

Henüz öğrenciyken yazmaya olan ilgimden dolayı kompozisyonlarım, öğretmenlerim tarafından beğenilirdi. Sabahları erkenden yola koyulur, okulun yanındaki kitapçının önünde durur, dakikalarca birbirinden güzel çocuk kitaplarını seyrederek iç geçirirdim. Harçlığım yetmezdi. Alıp okuyamazdım. Buna rağmen haftada bir okuluma gelen gezici kütüphaneden kitap alıp okumayı ihmal etmezdim. Büyüdükçe edebiyata olan ilgim artarak devam etti. Lise ve üniversite çağlarımda yazdığım birçok şiiri hâlâ saklarım. Sonra bir gün “Neden olmasın?” dedim ve iki ay gibi kısa bir sürede romanım Müzeyyen’i yazdım.

Yazarken nelerden esinlenirsiniz?

Pek çok insan gibi film seyretmeye bayılıyorum. Güzel manzaraları seyretmeyi, yeni yerleri keşfetmeyi seviyorum. İste böyle zamanlarda insanları gözlemlemeye, tanımaya çalışıyorum. Gözlemlerimi ve hatıralarımı hayal gücümle kaynaştırarak zihnimde adeta bir film gibi baştan sona kurguluyorum. Ayrıca rüyalarımdan da esinlendiğim oluyor.

2020 yılında okurlarınızla buluşturduğunuz ‘Müzeyyen’ adlı kitabınızdan bahseder misiniz?

Luna Yayınları’ndan satışa sunulan kitabım ‘Müzeyyen’ gerçek olaylardan esinlenilmiş; 1940’lı ve 1950’li yılların nostaljik İstanbul, Ankara ve İzmir’inde geçen yeşilçam filmi tadında bir dönem romanıdır. Ana karakter Müzeyyen, 1936’da İstanbul’da yoksul ve tutucu göçmen bir ailenin kızı olarak dünyaya gelir. Ailesinin ve toplumun baskısından kurtulmak uğruna sevginin ve aşkın peşinden koşar. Roman, Müzeyyen’in kendini bulma ve topluma kabul ettirme yolunda verdiği mücadeleyi anlatıyor. ‘Müzeyyen’ bir aşk, aksiyon, macera romanı olduğu gibi aynı zamanda bir mücadele romanı.

‘Müzeyyen’ ile okurlarınıza hangi mesajları vermek istediniz?

Bir yazar olarak vermek istediğim bireysel ve toplumsal olarak iki türlü mesajım var. İlki, bizi mutsuz eden durağan kaderimizden kurtulmak için sadece hayal kurmakla yetinmeyip harekete geçerek ve asla pes etmeyerek hayatımıza azimle yön vermeye çalışmamız gerektiği. İkincisi ise toplumu oluşturan bizlerin cinsiyet eşitliğine inanan çocuklar yetiştirmemiz gerektiği. Çocuklarımıza ihtiyaçları olan sevgi ve ilgiyi göstermeli, onları şiddetten ve baskıdan uzak, özgüven ve bilinç sahibi bireyler olarak büyütmeliyiz. Toplumun ancak bu şekilde iyileşeceğini düşünüyorum.

 

Kitabın ismi, nereden geliyor?

Kitabımın sevgi dolu kahramanı Müzeyyen’in annesi bir Müzeyyen Senar hayranı olduğu için kızına süslü ve ışıklı varlık anlamına gelen bu ismi vermeyi uygun görüyor. Bu durumda romana ana karakterin ismini vermek, benim açımdan da kaçınılmaz hale geldi.

 

‘Müzeyyen’ beklediğiniz başarıya ulaştı mı?

Çok güzel geri dönüşler aldığım okuyucularım, bir duygu seline kapılarak ‘Müzeyyen’ ile hem hüzünlenip hem sevinirken onunla aynı hayatı yaşamışçasına etkilendiklerini “ söylüyorlar. İlk kitabım olmasına rağmen yazdıklarımın insanların kalplerine dokunmuş olmasını kendim için bir başarı olarak görüyorum.

Müzeyyen’i bir okur gözünden nasıl değerlendirirsiniz?

Son derece güzel bir kadın olan Müzeyyen, maddi manevi içinde bulunduğu şanssız durumlara başkaldırırken sevmekten hiç usanmaz. Müzeyyen, hayattan yer koparma savaşında kendi olma mücadelesini büyük bir azimle ve cesaretle verir.

Hazırlık aşamasında olan yeni projenizi anlatır mısınız?

Yakında Hemera Yayınları‘ndan çıkacak olan ‘Günyüzü Edebiyatı’ adlı antoloji kitabında 15 yaşındayken yazdığım sevda kokan bir şiirim var. Bu aralar büyük bir hazırlık içindeyim. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Rumeli’de yaşayan, birçok savaş ve baskı görmüş, sonrasında Türkiye‘ye göç eden mübadil bir ailenin gerçek yaşam öyküsünü anlatacağım tarihi bir roman projem var.

Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

Empati kurma becerilerini artırmalarını, hayatı ve insanları anlayabilmek için çok okumalarını dilerim.

Bir yanıt yazın