Mistik bir film “Three Thousand Years of Longing” film incelemesi “Spoilersiz”

Bu filmi izlediğinizde başkalarına önermek için bir çok nedeniniz olabilir!

Mistik bir film “Three Thousand Years of Longing” film incelemesi “Spoilersiz”

Bazen bir filmi izlemek için binlerce sebebiniz olabilir.

 

Vakit öldürmek, sevdiğiniz bir oyuncunun o filmde oynaması veya yönetmeni.

 

İşte bu noktada “Three Thousand Years of Longing” adlı film benim direk izleme sebeplerimin bir çoğunu bir arada barındıran film olduğu için filmi izledim.

 

Benim başlıca iki sebebim vardı. Birisi başrol oyuncularından birisinin İdris Elba olması, diğer sebebim ise Mad Max serisinden beri neredeyse tüm filmlerini izlediğim yönetmen George Miller.

 

Ama filmi izledikçe arka arkaya şoklar yaşadım.

 

Filmi orijinal dilinde izlerken Türkçe konuşmalar mı desem, Türk oyuncular mı desem yoksa filmin neredeyse tamamın Türkiye’de geçmesi mi desem.

 

Filmi izlerken Alaaddin filmi ile bağdaştırabileceğiniz bazı şeyler de yok değil.

 

Neyse senaryosunu ve yönetmenliğini George Miller’ın yaptığı, başlıca rollerini İdris Elba, Tilda Swinton’un üstlendiği bu filmde Zerrin Tekindor, Ece Yüksel ve Erdil Yaşaroğlu’nu görünce çok mutlu oldum.

 

Filmimiz bir cinin 3 bin yıllık yaşantısını ele alıyor. Bir kavanoza hapsedilen cin İstanbul’a bir hikaye anlatıcının gelmesi ve Kapalıçarşı’da renkli bir cam kavanozu satın almasıyla başlıyor. Aldığı cam parçasını temizlerken cinin serbest kalması ve yazarın hayatına girmesini anlatan bu film aslında epik bir aşk hikayesini muhteşem bir dille anlatıyor.

 

Büyük ihtimalle bu filmin Türkçe dublajı yapılacaktır diye düşünüyorum. Ve yapılırsa özellikle İdris Elba’nın canlandırdığı cin karakterini muhakkak ya Haluk Bilginer veya Okan Bayülgen seslendirmeli.

 

Çünkü filmde anlatımlar sizi sizden alıp götürüyor.

 

İngilizce olması hiç önemli değil.

 

Hatta İngilizce bilip bilmemeniz dahi önemli değil.

 

O kadar tatlı bir anlatım var ki!

 

Anlatılamaz sadece izlediğinizde o tadı alabilirsiniz.

 

İdris Elba muhteşem bir tat katmış filme.

 

Hem sesi, hem oyunculuğu ile.

 

Filmde her ne kadar da gerçek olsa da 3 Osmanlı padişahının kötü gösterilmesinden rahatsızlık duyanlar olduğuna tanık oldum.

 

Ama maalesef anlatılanlar gerçek ve bunu beğensek de beğenmesek de değiştiremeyiz.

 

Bunun yanında uzun zamandır ilk kez günümüz Türkiye’sini göstermişler.

 

Birçok filmin aksine bu filmde Türkler fesli, gerici yobaz bir şekilde gösterilmemiş.

 

Filme aynı zamanda mükemmel müzikler ve görüntüler var.

 

İstanbul sahnelerinin tamamı Covid-19 önlemleri yüzünden Avustralya’da çekilirken Topkapı Sarayı ve Pera Palas oteli gibi yerler dijital olarak baştan yaratılmış.

 

Filmin içinde Türkçe diyalogları duymak ayrı bir tat vermiş filme.

 

Bazılarımız Osmanlı torunuyuz filan derken kimse deli İbrahim gibi padişahları sahiplenmiyor.

 

Bu arada bu filmde de Hürrem Sultan tıpkı Muhteşem Yüzyıl’daki gibi fettan ve lobici bir kadın olarak gösterilmiş.

 

Zerrin Tekindor bana göre filme ayrı bir tat ve ayrı bir hava katmış.

 

Film bittiğinde George Miller usta işi iş çıkarmış derken, İdris Elba sesi ve oyunculuğuyla döktürmüş dedim içimden.

 

İMDB puanı 6.8.

 

Bana göre biraz düşük geldi.

 

Filmin nasıl bittiğini anlamadığımı söylememe gerek yok sanırım.

 

Bir an kendinizi bir çocuk olarak düşünün ve çok güzel bir hikaye anlatan bir kişiden epik birkaç hikayeyi arka arkaya dinlediğinizi hayal edin.

 

Düşüncesi bile sizi mutlu edecektir.

 

O zaman bu düşüncenizi aynı zamanda güzel görsellerle süsleyecek olan “Three Thousand Years of Longing” filmini izleyin derim.

 

Kamil Hızer / Magazinname.com

 

Bir yanıt yazın