Sitemiz yazarlarından Serdar Karadeniz, Leman Aydın ile “Aynı Şeylerin Oyunu”na dair bir röportaj gerçekleştirdi. İşte o röportajdan çarpıcı kesiteler…
Serdar Karadeniz : ” Son Çıkış “, ” Gizli Emir “, ” Haman Böcekleri “nin ardından “Aynı Şeylerin Oyunu”nu…bu projeye nasıl dahil oldunuz ? Kimlerle çalıştınız ?
Leman Aydın: Aslında “Aynı Şeylerin Oyunu” bizim kendi projemiz. 2025 yılında Mehmet Şerif Tozlu ile birlikte Fabel Tiyatro’yu kurduk. Amacımız, oyunculuğun ve anlatım biçimlerinin daha özgür dolaşabildiği, farklı tiyatro dillerini araştıran işler üretmekti. Geçtiğimiz yaz yaptığımız oyun okumaları sırasında Barış Yücedağ bize yazdığı metni okumamızı önerdi. Metni okuduğumuzda özellikle Brechtyen, epik yapısı ve seyirciyle doğrudan ilişki kuran, dördüncü duvarı kıran anlatım biçimi bizi çok heyecanlandırdı ve oyunu sahnelemeye karar verdik. Süreç içinde Mahir Akgündoğdu yönetmen olarak projeye dahil oldu ve böylece ekip olarak yola çıktık. Oyunun dans ve hareket düzeninde Bilge Atasayar, müziklerinde Nida Şan, ışık tasarımında Abrek Bayseç ve reji asistanı olarak Şevval Antep de ekibimizin bir parçasıydı.
Serdar Karadeniz : Nena karakterini yorumlarken nelere dikkat ettiniz, hangi detayları ön plana çıkarttınız ?
Leman Aydın: Nena’yı yorumlarken onun içindeki uyanış ve fark ediş haline odaklandım. Prova sürecinde oyunun yardımcı yönetmeni Mehmet Şerif Tozlu bana Valerie Solanas’ın “Erkekleri Doğrama Cemiyeti Manifestosu”nu okumamı önerdi. Bu metin Nena’nın dünyasını anlamak için önemli bir kapı açtı. Biz de buradan yola çıkarak Nena’nın yaşadığı dönüşümü ve kırılma anlarını Valerie Solanas’ın düşünsel dünyasından ilham alarak kurmaya çalıştık.
Bu süreçte bana eşlik eden metinlerden biri de Pınar Kür’ün “Asılacak Kadın” romanıydı. O roman, toplumda kadının yerinin yıllar geçmesine rağmen nasıl aynı yerde sayabildiğini bir kez daha düşündürdü bana. Romandaki kadın karakter kendini savunmaz, konuşmaz; ama ben hep şu soruyu düşündüm: Konuşsaydı gerçekten ne değişecekti?
Zaten yaşadığımız toplumda kadın olarak var olmanın zorluklarıyla büyüyoruz, büyütülüyoruz. Bu deneyimler de ister istemez oyuncu olarak karaktere yaklaşımımı etkiledi. Nena’yı oynarken onun öfkesinden çok, o fark ediş ve uyanış anlarını görünür kılmaya çalıştım. Çünkü bana göre Nena’nın asıl hikâyesi tam da o “anlama” ve “uyanma” anlarında başlıyor.
Serdar Karadeniz : Kim bu Nena ? Ya Frank ?
Leman Aydın: Nena, aslen Bavyeralı, eğitimli ve kültürlü bir kadın; kitap okumayı ve müzik dinlemeyi seven, düğüm planlamacısında çalışan, orta sınıf yaşam tarzına sahip, günümüzde daha çok beyaz yakalı diye tanımlanan biri.
Frank ise ataerkil tüketim toplumunun yetiştirdiği işbirlikçi bir erkek. Üniversitedeyken tiyatro yapmak istiyor, olmayınca bir şekilde okul radyosuyla başlayan kariyeri ülke çapında bir radyocu olabilecek kadar ilerliyor.
Nena ve Frank aslında günümüz ilişkilerinin içinde sıkışmış iki karakter. Nena, yaşadığı ilişki içinde zamanla bir uyanış yaşayan, kendini ve bulunduğu döngüyü sorgulamaya başlayan bir kadın. Frank ise bu ilişkinin içinde kendi alışkanlıkları ve konfor alanıyla var olmaya çalışan bir karakter. İkisi arasındaki ilişki zaman zaman çatışmalı, zaman zaman da komik bir yerden ilerliyor. Oyun boyunca seyirci bu iki karakter üzerinden hem bir ilişkinin kırılma anlarını hem de tekrar eden döngülerini izliyor. Bir yerde dışarıdan tanıklık ediyor.
Aslında iki karakter de bizden biri; onların yaşadıkları, kararları ve duyguları bizim de tanıdığımız hayatların bir yansıması.

Serdar Karadeniz : 2005 yılında Meksika da “Puerta Vallarta ” yarışmasında Almanya’yı temsil edip, üçüncü oldunuz. Aynı yıl “Women Of The Year” seçilerek Güney Amerika’ya gidip foto modellik ve mankenlik yaptınız. Ve ardından Almanya’ dönüp
Schauspielschule Bochum’ da tiyatro bölümü oyunculuk eğitimi almaya basladınız…neden tiyatro ?
Leman Aydın: Ben Erzincan’da doğdum ve kendimi bildim bileli balerin olmayı hayal ettim; ama o zamanlar orada böyle bir imkân yoktu. Almanya’ya taşındığımızda okulda tiyatro metinleri okumak ve baladlar öğrenmek çok önemliydi, müzik ve dans dersleri de ilgi alanımın merkezindeydi. Bu yüzden her zaman tiyatro ve müzikaller ilgimi çekti. Bale unutulmuştu ama 14 yaşında gitar, orkestra çanı ve flütle tanıştım. Daha küçükken, Almanya’daki akrabalarımızla yılbaşı geceleri aile arasında piyes tadında oyunlar sergilerdik; bunu çok severdim ve yazmayı, oynamayı tutkuyla sürdürdüm.
Güzellik yarışmaları ise daha çok bir iddia üzerine başladı: 165 cm boyumla seçilir miyim, seçilmez miyim? 2004’te Miss RTL’de Vize Miss oldum, ardından Meksika’da Almanya’yı temsil ederek üçüncü oldum. Sonrasında “Maxim Women of the Year” seçilerek Güney Amerika’ya gidip foto modellik ve mankenlik yaptım. Bunlar tamamen kendiliğinden gelişen fırsatlardı.
O dönemlerde Wolfgang Bahro ile tanıştım; o bana oyunculuğa yönelmeyi önerdi ve ilk oyunculuk eğitimine başlamamda yol gösterdi. Sonrasında Schauspielschule Bochum’un sınavına girip kabul edildim ve resmi eğitimime orada başladım.
2012’de Ay Yapım’dan bir dizi projesi için Türkiye’ye geldim. Maalesef o iş gerçekleşmedi ama ben burada kalıp tiyatro yapmaya karar verdim ve o günden beri Türkiye’de çeşitli projelerde yer alıyorum.
Serdar Karadeniz: Türkiye de oyunculuk kariyeriniz ne zaman başladı hangi oyunlarda rol aldınız ?
Leman Aydın: Türkiye’de oyunculuk kariyerim 2012’de başladı. Abdullah Şahin’in kurucusu olduğu Nokta Tiyatrosu’nda sahnelenen “Kanlı Nigar” oyununda yer aldım; bu deneyim bana geleneksel Türk tiyatrosunu yakından tanıma ve öğrenme fırsatı verdi. Ardından Versus Tiyatro’da “Bu Yaşta Hâlâ Saklanarak Sigara İçiyorum”, Tiyatro Alesta’da “Beş Sevim Apartmanı” ve “Gizli Emir”, İstanbul Sanat’ta “Son Çıkış”, Kuzgun Yapım’da “Hamamböcekleri”, Etkinlik Zamanı’nda “Hayat De Geç” ve Fabel Tiyatro’da “Aynı Şeylerin Oyunu” gibi projelerde yer aldım. Fabel Tiyatro ile ayrıca “Delibo – Gençliğim Kara Kuyusu” oyununda yönetmen olarak da çalıştım.
Nena ve Frank için herşey o kadar hızlı gelişmişti ki, boşlukları dolduracak zamanları olmamıştı.
Küçük kavgalar, kopukluklar, gerginlikler, günlük hayatın sıkıntıları…
” Sen bana geldin, ben sana gittim…” diyerek özetlemişlerdi o durumu…
Serdar Karadeniz / Magazinname.com
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri
