Keanu Reeves… Biz onu başyapıt denilebilecek filmleriyle tanıdık. Oynadığı yapımlar milyonlarca dolar para kazandırdı. Kimi zaman kiralık bir katil, kimi zaman başka bir evrenin savaşçısı, kimi zaman da doğaüstü varlıklarla mücadele eden bir kahramandı. “Kasımda Aşk Başkadır” filmiyle aşkı doruklarda yaşatmıştı yeri geldiğinde. Ama ne aşk, ne aksiyon, ne de gizem, onun gerçekte yaşadıklarıyla boy ölçüşemez. O, metro ile yolculuk eden, centilmenlikle çığır açan, değişik bir Hollywood yıldızıydı. Ne kadar kazanırsa kazansın şımarmayan bir adamdı. O, Hollywood’un yalnız, üzgün ve kırılgan çocuğuydu. “Matrix” filminden kazandıklarını set ekibine dağıtacak kadar tok gözlü bir oyuncu…
Zorlu Başlangıçlar: Çocukluk ve Gençlik Yılları
Keanu Reeves, annesi ve babasının Beyrut’ta tanışması sebebiyle 2 Eylül 1964 tarihinde Lübnan’da dünyaya geldi. Annesi İngiliz kökenli bir kadındı, babasının kökenleri ise Çin, İngiltere, İrlanda ve Portekiz’e dayanıyordu. Onun Yeşilçam oyuncularını aratmayan trajik hayatı, üç yaşındayken başladı; babası Samuel Kianu Reeves, o henüz üç yaşındayken ailesini terk etti. Ünlü oyuncu, babasıyla 13 yaşındayken Hawaii Adası’nda tanıştı. Annesi önce Sydney, sonra Broadway, daha sonra New York’a taşındı.
Annesi evlilik yönünden şanssız bir kadındı. Yönetmen Paul Aaron’la yaptığı evlilik yürümeyince Keanu Reeves’in hayatı daha da zorlaştı. Küçük yaşlarda öğrenme bozukluğu olarak adlandırılan disleksi hastalığına yakalandı ama zaman içinde bu hastalığını yenecek ve bir kütüphaneye dönüşecekti. Keanu Reeves tiyatroyla dokuz yaşında tanıştı. Yaşadığı buhranlı dönemde tiyatro ona iyi gelmişti. Annesinin ikinci eşi Paul sayesinde “Hedgerow Theatre”da düzenli olarak oyunlarda yer aldı. 14 yaşına geldiğinde annesi üçüncü evliliğini yaparak rock müzik organizatörü Robert Miller ile evlendi. Ancak bu evlilik dört yıl sürdü. Annesi daha sonra Jack Bond adında bir kuaförle evlendi; bu evlilik ise 1994 yılına kadar devam etti. Keanu Reeves, bu dönemlerde annesinin üçüncü eşinden olan kardeşi Karina Miller ile vakit geçirdi.
Lise hayatı ise okuldan atılmalarla geçti; bu yüzden dört farklı lise değiştirmek zorunda kaldı. Lise zamanlarında buz hokeyine merak saldı ve içindeki öfkeyi bu sporla dindirdi fakat birkaç yıl sonra geçirdiği sakatlık sebebiyle hokeyi bırakmak zorunda kaldı. 17 yaşındayken liseyi bırakıp tek başına Los Angeles’a taşındı. Tiyatro eğitimi sayesinde iyi bir oyuncu olmuştu.
Hollywood Yükselişi ve İlk Başarılar
Keanu Reeves, Los Angeles’a taşındıktan sonra birçok reklam filminde ve tiyatro oyununda yer aldı. İlk sinema filmi ise 1986 yılında geldi; “Youngblood” isimli gençlik filminde bir kaleciyi canlandırdı. 1990’lı yıllara kadar “Flying”, “The Night Before”, “The Prince of Pennsylvania”, “Parenthood” ve son olarak beceriksiz bir kiralık katili canlandırdığı “I Love You to Death” filminde rol aldı. 90’lı yıllarda ise daha ciddi rollere geçiş yaptı. 1991’de Dogstar isimli bir rock grubu kurdu. Burada bas gitar çaldı; müzik kariyeri kısa sürse de müziği hayatından asla çıkarmadı.
90’lı yılların ilk yarısında “Point Break”, “Bram Stoker’s Dracula” ve “Much Ado About Nothing” gibi filmler geldi. Ancak patlama yaptığı filmi, 1994 yılında vizyona giren ve Sandra Bullock’la başrolü paylaştığı “Speed” filmi oldu. Bu film sayesinde milyonlarca hayran kazandı. Karizmatik, arzu edilen ve sevilen bir isimdi, hatta MTV Film Ödülleri’nde “En Çok Arzu Edilen Erkek” ödülünü kazandı. Ancak bunların hiçbiri onun karakterini değiştirmedi; o hâlâ mütevazı hayatını yaşamaya devam etti.
Bu yıllarda yetişkinlik dönemindeki ilk büyük acısını yaşadı. Ailesinin bile ondan uzak olduğu yıllarda ona en çok desteği veren ve en yakın arkadaşı olan River Phoenix’i kaybetti. Onun yasını tutmak için film serüvenine kısa süreli bir ara verdi. Yeniden dönüşünü 1995 yılında vizyona giren “Johnny Mnemonic” filmiyle yaptı. Hemen sonrasında Morgan Freeman’la “Chain Reaction” ve Cameron Diaz’la “Feeling Minnesota” filmlerini çekti. Ama en çok ses getiren filmi, Al Pacino ve Charlize Theron’la başrolü paylaştığı “Şeytanın Avukatı” filmi oldu. Şüphesiz Al Pacino’nun performansı bu filmin başarısında çok büyük bir etkendi ancak film için düşünülen ilk isim Al Pacino değildi çünkü yapımcılar Al Pacino’nun ücretini karşılayamayacağını düşünüyorlardı. Keanu Reeves bunun üzerine Al Pacino’nun filmde oynaması için kendi ücretinin de ona verilmesini istedi ve bu sayede Al Pacino gibi usta bir isim bu filmde yer almış oldu. Onun fedakârlığı olmasaydı belki de “Şeytanın Avukatı” bu kadar başarılı bir yapım olmayacaktı.
Yıkıcı Kayıplar ve Umutsuzluk Dönemi
1998 yılı ise onun için en hüzünlü yıllardan biri olacaktı. Keanu Reeves bu yıl Jennifer Syme’la tanıştı. Bu tanışıklık zaman içinde büyük bir aşka dönüştü ve Keanu Reeves aynı yıl baba olacağını öğrendi. Mutluluğu verdiği demeçlere bile yansıyordu ancak 1999’da büyük bir umutla beklediği biricik bebeği sekiz aylıkken ölü olarak doğdu. Bu acının da etkisiyle çift ayrılma kararı aldı. Ayrı olarak geçen 4-5 ayın ardından yeniden barıştılar fakat Keanu Reeves’in acısı bununla da bitmeyecekti. 2 Nisan 2001 tarihinde hayatının aşkı olarak nitelendirdiği Jennifer Syme’ı korkunç bir trafik kazasında kaybetti. Onun cansız bedenini omuzlarında taşırken yüzündeki acı apaçık ortadaydı ve yıllar sonra şöyle diyecekti bir röportajında: “Acı şekil değiştirir ama asla bitmez.”
Sonrasında bir darbe de kardeşinden geldi; gençlik yıllarında her zaman onun yanında olan biricik kardeşinin lösemi olduğunu öğrendi. Keanu Reeves zaten hassas bir insandı ve bu yaşananlar onu daha da içine kapanık bir hâle getirdi. Paranın ise hiçbir önemi yoktu onun için. Kardeşinin hasta olduğunu öğrendiği yıl lösemili hastalar için gönüllü hizmet vermeye başladı ve sağlık merkezlerine 120 milyon doları bulan bağışlar yaptı.
Bu trajediler onu sinemadan bir süre uzaklaştırdı. Kızının ölümü üzerine “Matrix”in çekimlerine bir süre ara verdi. Sonrasında tamamlanan film, 1999 sonunda gösterime girdi. Bu film dünya çapında çok büyük bir hasılat elde etti. “Matrix”, En İyi Kurgu, En İyi Görsel Efektler ve En İyi Ses dalında Akademi Ödülü aldı. Bir yıl sonra bir kez daha gişe rekorları kıran “The Replacements” yapımı geldi. Bu filmde yine Gene Hackman’ın başrolde oynaması için kendi maaşının kesilmesini istedi. Aynı yıl emekli bir FBI ajanını takip eden bir seri katili canlandırdığı “The Watcher” filmi geldi. 2001’de hepimizi gözyaşına boğan ve Türkçeye “Kasımda Aşk Başkadır” olarak çevrilen “Sweet November”da yer aldı. 2005 yılına kadar “Hardball”, “Matrix”in devam filmleri ve “Something’s Gotta Give” isimli yapımlarda oynadı. “Matrix” üçlemesi, felsefesinin de etkisiyle, en sevilen filmleri oldu ta ki “John Wick”e kadar.
Geri Dönüş ve Hollywood’un Yalnız Kovboyu
2005 yılında muhteşem bir yapım olan “Constantine”de rol aldı. 300 milyon dolara yakın hasılatıyla en başarılı yapımlarından biri oldu. Her oyuncuda olduğu gibi Keanu Reeves’in de düşüş yaşadığı yıllar oldu. 2005’ten sonra yer aldığı “A Scanner Darkly”, “The Lake House”, “Street Kings” ve “Man of Tai Chi” gibi filmleri gişede hayal kırıklığı yaşattı. Ancak 2014 yılında “John Wick” filmi ile muhteşem bir dönüş yaptı. 2017 ve 2019’da serinin devam filmleri geldi. Bunlar da serinin ilk filmi gibi büyük gişe başarısı elde etti. Serinin dördüncü filmi ise Türkiye’de 24 Mart 2023’te vizyona girdi.
Keanu Reeves, yaşadığı acılarla değişen ve gelişen bir adamdı. 2005’te Times dergisinde yayımlanan bir makale onu Hollywood’un en içe dönük adamı olarak lanse etmişti. Ayrıca aşırı derecede utangaçtır, seyircilerin alkışlaması bile onu utandırırdı. 2010 yılında bir parkta üzgün bir şekilde oturduğu fotoğrafı dünya çapında viral oldu. Ne yaşadığı, ne gördüğü, ne hissettiği bilinmez ama yüzündeki hüzün net bir şekilde belliydi.
Öyle ki, herkesin adını hatırlayan, herkese saygı duyan biriydi. Sette çalışırken dublöründen set çalışanına kadar herkesin adını bilir, ismiyle hitap ederdi. Kimi zamansa yolda gördüğü bir evsizin yanına oturur, onunla uzun uzun sohbet ederdi. Hoşlandığı kadına açılamayacak kadar çekingendir ve yıllar sonra bir programda Sandra Bullock’tan hoşlandığını anlatmıştır.
En hassas davranışlarından bir tanesi de fotoğraf çekinirken kadınlara mesafeli durması ve ellerine dokunmamasıdır. Sebebi ise onlara rahatsızlık vermekten ve özel alanlarına girmekten çekinmesidir. Metroda yaşadığı olaylar kadar olmasa da hassasiyetini gösteren bir başka davranışı daha kameralara yansıdı: Bineceği uçak arıza yapınca tüm yolcularla beraber ortada kalır. Keanu Reeves filmin çekimlerine yetişmek zorunda olduğu için kocaman bir minibüs kiralar ve yolda kalan diğer yolcuları da yanına alarak gidecekleri yere doğru yola koyulurlar. Sadece kendini değil, diğer insanları da düşünür. Hatta yolcular sıkılmasın ve eğlenceli vakit geçirsin diye turist rehberliği bile yapar.
1993’te vizyona giren “Little Buddha” filmi onu çok etkilemişti. Bu film dünyaya bakışını değiştirmiş ve ölümü yeni bir başlangıç olarak değerlendirmiştir. Ölümden korkmasının sebebi buydu aslında. Ölümün onu üzen tarafına şu şekilde cevap vermişti: “Ölümün beni üzen tek yanı, sevdiklerimden bir daha ayrı kalmak.”
İşte böyle bir adam Keanu Reeves. Ne kadar kendisinin bir motosiklet kazasında öleceğini düşünse de yaşlanmayan bir adam o ve bu durumu programlarda defalarca eğlence konusu olmuştur. Hatta bazı hayranları onun ciddi ciddi ölümsüz olduğunu düşünüyor, bir kısmı ise vampir olduğu konusunda ısrarcı davranıyor.
Bugüne kadar yüzlerce ismin biyografisini hazırladık, kimi zaman başarılardan, kimi zaman yanlışlardan bahsettik. Ama Keanu Reeves videosunu hazırlarken bir şey fark ettim: Gerçekten hiçbir aktör onun kadar sevilmemiş ama yine de tüm bu sevgiye rağmen Hollywood’un en yalnız oyuncusu o. Hassasiyeti, merhameti, kırgınlıkları, kaybettikleri ve kazandıklarıyla bir Keanu Reeves geçiyor bu hayattan.
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri