Alp Balkan için “iyi oyuncu” demek yetmezdi. Çünkü o, yalnızca rol yapan biri değil; oynadığı karakterin içine ruhunu üfleyen gerçek bir sahne emekçisiydi. Bugün geriye dönüp baktığımda, onu ilk kez ekranların unutulmaz yapımlarından Mahallenin Muhtarları dizisindeki “Eczacı Yusuf” karakteriyle tanıdığım günü dün gibi hatırlıyorum. O dönem televizyonlarda bağırış çağırışın, yapay entrikaların değil; samimiyetin, mahallenin, insan sıcaklığının karşılığı olan işler vardı. Alp Balkan da o dünyanın en sahici yüzlerinden biriydi.
Ekranda ilk dikkatimi çeken şey oyunculuğundaki doğallıktı. Oynadığı karaktere bakarken bir oyuncu izlediğinizi unuturdunuz. Çünkü o rol yapmazdı; yaşardı. “Eczacı Yusuf” sadece bir dizi karakteri değildi, sanki gerçekten mahallenin köşesindeki eczanede çalışan, derdi olana çare arayan, yüzünde güven taşıyan bir insandı. İşte Alp Balkan’ın büyüsü tam olarak buydu.
Yıllar sonra yollarımız tiyatro sahnesinde kesiştiğinde ise ekranlarda gördüğüm o güçlü oyuncunun çok daha ötesinde bir insan tanıdım. Son derece mütevazı, kırmadan konuşan, sesini yükseltmeden saygı uyandıran bir adamdı. Günümüzde sanat dünyasında sıkça rastlanan gösterişli egoların aksine, onda yalnızca sanatına duyduğu büyük bir sadakat vardı. Sahneye çıkmadan önceki heyecanını, oyun sonrası kulisteki tevazusunu görmek insana oyunculuğun neden hâlâ kutsal olduğunu hatırlatıyordu.
Bazı oyuncular kamera karşısında büyüktür, bazıları sahnede… Alp Balkan her iki dünyanın da ustasıydı. Ancak tiyatro sahnesinde bambaşka bir güce dönüşürdü. Perde açıldığı an sanki bütün salonun enerjisi onun üzerinden akardı. Ses tonu, bakışı, duruşu, sahnedeki hakimiyeti… O an anlardınız ki karşınızda yalnızca bir oyuncu değil, yıllarını sanatın mutfağında geçirmiş gerçek bir usta vardır.

Ve belki de onu en özel yapan şeylerden biri, yalnızca sahnede bıraktığı izler değil; insanların kalplerine yaptığı o sessiz dokunuşlardı. Aramızdan ayrılmadan kısa süre önce, uzun yıllardır yol arkadaşlığı yaptığı Çiğdem Tunç Tiyatrosu bünyesinde sahnelenen Kanlı Nigar oyununu otizmli çocuklar ve aileleri için hiçbir karşılık beklemeden ücretsiz sahnelemişti. O gün salonda yalnızca bir tiyatro oyunu sergilenmedi; umut, sevgi ve merhamet alkışlandı. O özel çocuklarımızın yüzündeki tebessümde, ailelerinin gözlerindeki mutlulukta onun ne kadar büyük bir yüreğe sahip olduğunu bir kez daha gördük.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, en büyük tesellilerimden biri de o gün hem kendi adıma hem de o güzel meleklerimiz adına kendisinden helallik almış olmam… Meğer bazı vedalar yaklaşırken insanın kalbi sessizce hissedermiş.
Bugün ne yazık ki o büyük ustayı kaybetmenin derin hüznünü yaşıyoruz. “Üzüntünün tarifi yok” derler ya, işte bazı kayıplar gerçekten kelimeleri anlamsız bırakıyor. Çünkü bazı insanlar yalnızca ölmez; bir dönemi de beraberinde götürür. Alp Balkan’ın vedası biraz da o eski televizyon günlerine, tiyatronun emek kokan kulislerine, sanatın gösterişsiz ama çok değerli zamanlarına edilen bir veda gibi…
Geride onlarca rol, sayısız anı ve onu tanıyan herkesin kalbinde silinmeyecek bir iz bıraktı. Ama en önemlisi, arkasında “iyi ki tanımışız” dedirten tertemiz bir insan hikâyesi bıraktı.
Sahne ışıkları şimdi sensiz biraz daha eksik usta…
Mekânın cennet olsun Alp Balkan.
Kamil Hızer / Magazinname.com
Instagram: @kamilhizer
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri