O, Yeşilçam’ın kötü adamı, kadınların korkulu rüyasıydı. “Merhaba. Atla arabaya, götüreyim seni. Ücretimi hak etmek için hazırım. Soyunayım mı? Öyle sırtüstü malak gibi yatmak yok. Okşan, sana neden hoşlandığımı anlatmıştır.”
Üzerindeki Redingot’u, elindeki viskisi ile kimi zaman bir mafya babası, kimi zamansa bir beyaz zehir satıcısıydı. Soğukkanlı… “Sen delikanlı olmayı Yusuf’a öğretemezsin ama o bize orospuluğu öğretti. Bırak ulan boğazları! İçinizde var ki bu yola düştünüz.”
Evden kaçan kızların madalyonlu beyaz Mercedes Prensi. “Sağ olun, bu iyiliğinizi asla unutmayacağım. Bugünlerde böyleleri çoğaldı. Paranız tamam mı?” “Kirlenmek güzeldir” felsefesini yaşayan ve yaşatan adamdı. “Öldürdünüz onu, öldürdünüz! Korkuyorsun ha?”
O bir babaydı, babayarısı, yengesini namerde mahcup etmeyen amcaydı. “Babayarısıyız oğlum, babayarısıyım ben ulan babayarısıyız be! Bizi yılan gibi sokarken babayarısı değil miydi?”
Kadınlara tokat atar, ağzından kan getirir, kezzap döker, yatağa atıp kameraya çeker, şantaj yapardı ama bir şekilde kurtulurdu işin içinden. “Ne olursun bir daha canımı yakma benim, elin çok ağır.”
Gazozun kullanım alanını değiştirmiş kişiydi o. Bir kadına ikram edecek olsak şişeyi getirip gözü önünde bardağa doldurup sonra aynı şişeden kendimize bir bardak koyup ilk yudumu bizim almamıza mecbur bırakan karakterdi. “Bir kazık yersiniz. Hay, kendine soğuk bir şeyler al. Hadi güzelim, niyetim sadece biraz eğlenmek. Hadi bir nefes de sen çek. Üşüdüysen arkana kalın bir şeyler vereyim.” gibi replikleri slogan haline gelen oyuncuydu. “Bindiğin dalı kesiyorsun güzelim.” Teşkilatın hem beyni hem de vurucu gücüydü. “Hep yatakta soyunacak mısın, yoksa ben mi soyunayım? Dur, Anthony Hopkins gibi ava çıkardı ama o kadın avlardı. Zorla aldın, sarhoş ettin beni. Yılan gibi sokuldu.”
Namuslu, iyi niyetli bir genç olup konvoyuyla kız istemeye gittiği zamanlar da oldu ama kapılar hep yüzüne kapandı. “Babam şerefiyle yaşadı ve öldü. Ben ekmeğini şerefiyle kazanmaya and içmiş biriyim. Peki ya sen kimsin Tahir Bey? Dur gitme, yalvarırım babama aldırma, sana söylemiştim Bahar, ne yazık ki babanı tanıyamamışsın.”
Onun hep filmlerde canlandırdığı kötü karakterlerden bahsettik ancak bu kadar kötü karakteri oynayıp bu kadar çok sevilmesinin bir nedeni vardı: O da gerçek hayattaki yumuşacık kalbiydi. O bir vefa örneğiydi; vefat eden oyuncu dostlarının cenazesine en önde saf tutan, gözyaşı döken adamdı. Rol icabı Türkiye’nin en güzel kadınlarıyla sevişse de hiçbirine yan gözle bakmayan, güzel yürekli kişilikti. Kısacası o, filmlerde tanıdığımız adamdan çok daha fazlasıydı. İşte bu hikâye, soğuk bir gazozla hayatı değişen bir adamın kariyeri boyunca neler yaşadığını anlatır sizlere. “Allah’ım bana bugünleri gösterdin ya, benim yerimde kimler olmak isterdi şimdi düşün. Dilek dile yavrum, bir dilek dile. Şu anda içimden kim geçiyor biliyor musun? Şu anda benim yerimde Fatih Yürek olmak ister, Nuri Alço.”
İlk Yılları ve Sanat Hayatına Girişi
Nuri Alço, 26 Nisan 1951 tarihinde Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Eskişehir’de doğdu. Dedesi meşhur Kırkpınar güreşçisi Kel Aliço’ydu; bu yüzden onun fiziksel özellikleri Nuri Alço’ya da geçmiş, o da dedesi gibi iri yarı bir genç olmuştu. Askerlikten sonra Eskişehir’deki Altay Spor Kulübü’nde ve Ordu takımında profesyonel olarak voleybol oynadı. Ardından bankacılık ve ilaç mümessilliği yaptı. İlaç firmasında çalıştığı zamanlarda Saklambaç gazetesinin düzenlediği “Kral ve Kraliçe” yarışmasına katıldı. Burada birinci olunca mankenlik yapmaya başladı, sonrasında fotoromanlarda oynadı.
Sinemaya ilk adımını ise Sevda Karaca ve Ünsal Emre’nin başrolde olduğu “Ah Bu Ne Dünya” filmiyle attı. Ardından birçok filmde karakter oyuncusu olarak yer aldı. İlk başrolünü ise “Kayıp Kızlar” filmiyle Türker İnanoğlu verdi ona. Kötü adam kariyerinin başlangıç hikâyesi ise yine Türker İnanoğlu sayesinde olur ve o günleri şöyle anlatır:
“Türker Abi kötü adam oynayacaksın dediğinde tereddüt ettim. Bu çok büyük bir olay, o karakter çok kötüydü. Ben de gayet çizgisi düzgün bir adamım, nasıl oynarım diye düşündüm. Ailem de bu konularda tutucuydu. Çok düşünsem de Türker Abi’ye hayır demek mümkün değil. ‘Seni bir iyi rolde bir kötü rolde oynatacağım, onu ayarlayacağım.’ dedi. Ben de kabul ettim. Bu çizgiyi o zaman belirledik. Tipi güzel, iyi bir fiziği kuşama olan kötü adam karakteri yaratıldı Yeşilçam’da. Bu düzeyde kötü adam yoktu. Kariyerim bu şekilde başladı.”
“Konuşacak mısın lan? Konuşmayacağım. Yarınki gazetelerde yakışıklı Kenan’ın resmini görmeliyim. Yakışıklı ama delik deşik!”
Bu kariyer başlangıcı ona yeni filmlerin kapısını açtı. Artık o, Cüneyt Arkın’lı, Ahu Tuğba’lı, Oya Aydoğan’lı, Fatma Girik’li, Hülya Avşar’lı, Ferdi Tayfur’lu, Orhan Gencebay’lı filmlerin kötü adamıydı. “Ama bir iş yaparsak köşeyi dönersin. Mesela birini bitireceksin. Ekipler Amiri Kenan’ı yapar mısın? Yapamam.”
Kariyeri boyunca “Günaha Girme”, “Nasıl İsyan Etmem”, “Yakılacak Kadın”, “Bir Sevgi İstiyorum”, “Yosma”, “Kayıp Kızlar”, “Taçsız Kraliçe”, “O Kadınlardan Biri”, “Sevgi Çıkmazı”, “Vazife Uğruna”, “Kurtar Beni”, “Ayrılamam” ve “Sözde Kızlar” gibi 200’den fazla filmde rol aldı. Son rolünü 2017 yılında alan Nuri Alço, “Vallahi Hortladı” filminde Nuri Hoca karakterine hayat verdi. “Büyük bir hocaya gidiyoruz. Şimdiye kadar iyileşmediği kadın kalmamış. Kör, topal, sağır, dilsiz, hepsini yetmiş. Kanka bu bildiğin Nuri Alço. Bu adamı tut. Hanginiz hastasınız? Hiçbirimiz hasta değiliz. Biz en iyisi kalkalım. Bir gazozumu içmeden bırakmam.”
Özel Hayatı ve Toplumsal Algı
Sadece filmleriyle değil, insani yanıyla da birçok kez gündeme gelen usta oyuncu, bugüne kadar Erol Günaydın, Levent Kırca, Kayahan, Zeki Alasya, Tarık Akan ve Halit Akçatepe’nin başta olmak üzere 150’den fazla cenazeye katıldı. Bu cenazelerde en ön safta yer aldı. “Yavrucuğum kanepeye geçmek ister misin? O güzel sesini sabaha kadar dinlemek istiyorum seni.”
Filmlerinde kadınlar ondan korkup çekinse de özel hayatında olaylar tam tersiydi; etrafındaki kadınlar tarafından sevilen bir isimdi. “Uf, ama ay! Kırma beni sevgilim lütfen ya. Senin gibi sevgilim olsa önce kendi gazozumla çatışırdım, uyurdum ya. Yapma lütfen ya!”
Nuri Alço ilk evliliğini 1970’li yıllarda ünlü sanatçı Füsun Uras’ın anneannesi Sevinç Gül’le yaptı. Füsun Uras’ın anneannesi kendisinden epeyce büyük olsa da bu evlilik 1988 yılına kadar sürdü. Boşanma sebebi ise Füsun Uras’ın anlatımına göre aldatmaydı. Nuri Alço’nun eşini dönemin ünlü sanatçısı Serpil Örümcer’le aldattığı öne sürüldü. Bu evliliğin ardından uzun yıllar bekar hayatı yaşayan Nuri Alço, 2020 yılında kendisinden 33 yaş küçük olan Burcu Sezginoğlu ile evlenerek magazin basınının gündemine oturdu. “Çünkü babam bir erkek arkadaşım olmasını asla kabul etmez. Ben senin erkek arkadaşın değil Gamze, hayat arkadaşın olmak istiyorum. Babana böyle söyle.”
Bir programda kötü adam rolü oynarken yaşadıklarını ve başına gelenleri şöyle anlattı:
“Kızlar bana gelip ‘Bekâretimi al.’ diyorlardı. 1978’de, yani en parlak dönemlerimde, çok oldu böyle şeyler. Hatta ortaokul talebelerinden bile böyle teklifler geldi. Hepsine nasihat edip geri gönderdim. Hülya Avşar ve Ahu Tuğba’yla birkaç kez tecavüz ve sevişme sahnem oldu. En çok zorlandığım sevişme sahneleri. Bizim meslekte bir kadının elinden tutanı olmalı, güçlü muhiti olan bir erkek hoşuma gitti bu konuşma. ‘Ben elinden tutacağım kadını iyice tanımak isterim. Yatakta nasıldır, kabiliyetli midir bilmek isterim.’ Açıkçası malı denemeden almak istemiyorsun öyle mi? Bu ‘tecavüzcü’ lakabı insanın sırtına yapışıp kalıyor. Mesela bizim Coşkun hayatında kadına kıza bakmamış bir adam, üç kız çocuğu yetiştirmiş, üniversitelerde okutmuş. O kadar beyefendi bir insan ki anlatamam ama yapışıp kalmış ona laf. Bir sanatçı bir rolü oynayacaksa mutlaka etütünü yapmalı. Ben uyuşturucu olayını öğrenmek için Bakırköy’deki AMATEM’den çıkmazdım. Ben giyimimle kuşamımla daha ağırbaşlı bir tecavüzcüydüm.”
Ailelerden teşekkür aldığını iddia ederek sözlerini sürdüren Nuri Alço, aileler küçük kızlar okul çağına geldiğinde “Aman tanımadığın biri sana gazoz verirse alma, içme.” diye uyarıyordu.
“Bu şekilde anılmaktan rahatsız değilim. Bilakis çok mutluyum. Zira anne ve babalar beni gördüğünde ‘Allah razı olsun, kızımız senin vesilenle kurtuldu.’ diyordu. Çok kişinin hayatı kurtuldu gerçekten.” diyerek tecavüz sahnelerinin önemini anlattı. “Sizi namerde muhtaç eder miydim yengemi? Abimin yetimlerini kollamaz mıyım, sahip çıkmaz mıyım? Allah razı olsun.”
Posta’dan Alev Gürsoy Cimin’e verdiği röportajında ise sinemanın bugününü, dününü, ne kadar para kazandığını ve yaşadıklarını şu şekilde anlattı:
“Bizim dönemimizle bu dönemi kıyaslamak çok yanlış olur. Biz yoktan var ediyorduk her şeyi. Teknoloji ve imkânlar kısıtlıydı. Buna rağmen çok ama çok iyi işler çıkardık. Şimdi adamların elinde bırak kamerayı resmen uçak var! Özel karavanlar, kostümcüler, makyözler, kuaförler… Yok yok! Biz elbiselerimizi bile kendimiz alıyorduk. Bir minibüse en az 15 kişi doluşurduk. Ta un yan role kadar herkes dolardı iç içe. Neler çektik neler ama işimize tutkuyla bağlıydık. Cüneyt Arkın Abimizin yapmış olduğu hareketleri şimdi bir tanesi bile yapamaz. Önemli olan en kötü karakteri oynayıp halk tarafından sevilmektir. Karakter oyuncusu olup da sevilmek kadar güzel bir şey yoktur. Beni ilk keşfeden Türker İnanoğlu’dur. Çok şık giyinen, yakışıklı ama kötü adam tiplemesini hayata o geçirdi. Ben filmlerimi oynarken çok zorlandım, korktum. Kadın satıcısı, uyuşturucu pazarlayan terleri oynadım. Bu yüzden zorlanıp ürperdim. Sinemadan kazandığımız tek bir kuruş bile yok. Filmlerde sürekli zengin adam oynuyordum, sürekli de elbise değiştiriyordum. Sponsor denilen bir şey yoktu o dönem. Evden çıkarken ev sahibim elimdeki onca elbiseyi her gördüğünde ‘Neo taşınıyor musun?’ derdi. Şimdilerde rahmetli anne babamdan kalanlarla idare ediyorum. Çok lüks yaşamayı da sevmem zaten. Şimdikiler bir haftada ev alacak para kazanıyor. Ben ömrümün yarısında oyunculuk yaptım ama hâlâ kiradayım. Sağlık olsun.
Ben, Deniz Akçatepe, Eşref Kolçak, Serdar Gökhan, Engin Çağlar, Ediz Hun, Filiz Akın, Selda Alkor ve bir dolu isim… Bunlar gibi birçok Yeşilçam oyuncusuna sahip çıkılmadı. Yeni nesil bir ekip kurmuş, aynı isimler sürekli benzer senaryo içeren filmlerde rol alıyor. Sinemanın oluşumuna hizmet etmiş ustaların hiç payı yok burada. Türk sinemasını bizler bir noktaya getirdik, yeni nesile ekmek kapısı açtık. Genç sinemacılar Yeşilçam ruhuna hiç sahip çıkmıyor, Yeşilçam’a sırtını döndüler. Sinema sektörüne ekmek kapısı açan isimleri dışlamak gerek. Yeşilçam oyuncularına biraz üvey evlat muamelesi yapılıyor. Yeni nesil 5 lira alıyorsa bize 1 lira versinler, sorun değil. Yeşilçam’da emeği olan insanlara bakın. Bugüne kadar hep kendi imkânlarıyla ayakta durdular, imkânsızlıklarda imkân yarattılar. Sinemada bugün böyle insanlar yok. Az paralara çalışıyorduk. Şaryo yok, jimmy jib yok ve hiçbir şey yok. Elektrik İdaresinin kamyonlarını bekliyorduk, onların vincine kameraman yerleşiyor, öyle çekiyorduk filmleri. Teknolojiyi bırakın, yemeklerimiz bile tek öğündü. Size komik gelecek ama en çok ben maddi zarar içindeyim. Yapımcı bir çek verirdi, ödemeler altı ay sonraya. Set kapılarında tefeciler bekler, senetleri onlara kırdırırdık. Sağlığım da görselliğim de yerinde. Her türlü aktörlük yeteneğine sahibim. Bize her filmde bir sürü rol var, Allah’a şükür bir sakatlığım yok, bir şeyimiz yok, bir filmde oynayabiliriz. Şu anda güzel diziler var. Sinemadan uzak kalmış olabilirim ama ekranlara küsmüş de değilim. Gelsin hesaplaşalım, karı gibi korkup kaçalım mı?”
Evet, Nuri Alço gerçekten de sinemanın en zor zamanlarında ayakta kalmayı başarmış önemli bir isim. Yeşilçam’ın yaşayan efsanelerinden biri, oynadığı rollerle hafızalara silinmemek üzere kazınmış bir yetenek. Girdiği her rolün hakkını veren usta bir oyuncu. Sinemanın en janti kötü adamlarından biri olan, bir dönem Küçük Emrah’ın en büyük düşmanı olarak gösterilen, geçmişten günümüze kadar karizmasını hiç kaybetmeyen, dünyada sarı bornozuyla insanları korkutabilen tek oyuncu…
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri
