“Lucy” film incelemesi: Bir bilim kurgu mu, yoksa zihinsel bir uyanış rehberi mi?

“Lucy” film incelemesi: Bir bilim kurgu mu, yoksa zihinsel bir uyanış rehberi mi?

Modern sinemanın en çok tartışılan, aksiyon ambalajı altında derin ezoterik ve felsefi mesajlar barındıran yapımlarından biri olduğuna inandığım” Lucyfilm incelemesi ile sizlerle birlikteyim. Bana göre Lucy filmi 2014 yılında vizyona giren ve aradan geçen 10 yıla rağmen tazeliğini koruyan bu Luc Besson başyapıtı.

Bundan tam on yıl önce sinema salonunda bu filmi izlediğimde, görsel efektlerin büyüsüne kapılmıştım. Ancak yıllar içinde yaşadığım bireysel deneyimler, kadim bilgiler üzerine yaptığım araştırmalar ve zihinsel sınırları sorgulama sürecimden sonra anladım ki; Lucy, bize kurgudan çok daha fazlasını anlatmaya çalışıyor.

Afişteki Geometri ve “Y” Kuşağı Patlaması

İncelemeye filmin afişinden başlamak gerek. Scarlett Johansson’ın bakışlarının altında yatan o “LUCY” yazısına dikkat edin. “Y” harfinde kaotik bir patlama, bir moleküler dağılma görürsünüz. Bu sadece estetik bir tercih değil; yönetmen Luc Besson’un hem kendi ismine (Luke) bir imzası hem de “Y jenerasyonu”nun maruz kaldığı bilgi bombardımanı ve zihinsel evrimle ilgili bir metaforudur. Hepimiz belirli sistemlerle programlanırken, bu “Big Bang” etkisi aslında zihnimizin içindeki uyanışı simgeliyor.

Leopar mı, Ceylan mı? Belgesel Estetiğiyle Av ve Avcı

Filmi efsane kılan en güçlü detaylardan biri, araya serpiştirilen doğa belgeseli görüntüleridir. Hikaye Tayvan’da başladığında, Lucy’nin bir otel lobisinde uyuşturucu mafyasıyla karşılaştığı sahnede paralel kurguyla leoparları ve ceylanları izleriz.

  • İlk Algı: Lucy, üzerine giydiği leopar desenli ceketiyle aslında korunmasız bir “ceylan” gibi avcıların (mafyanın) kucağına düşer.

  • Dönüşüm: Ancak karnındaki sentetik madde (CPH4) patlayıp kanına karıştığında, roller değişir. Gerçek leopar, bilinci yükselen ve doğayı, maddeyi, zamanı kontrol etmeye başlayan Lucy’nin ta kendisidir.

Morgan Freeman ve Evrim Çizelgesindeki “Siyah” Detayı

Morgan Freeman, filmde evrimci bir bilim insanını canlandırıyor. Onun öğrencilere ders anlattığı sahnede arkasındaki klasik evrim çizelgesine dikkat edin. Çizelgenin en son aşamasındaki “modern insan” figürü; kıvırcık saçları ve fiziksel özellikleriyle Morgan Freeman’a, yani siyahi bir karaktere aşırı derecede benziyor. Sinemada hiçbir kare tesadüf değildir. Burada insanlığın köklerine ve evrimin ulaştığı (veya ulaşacağı) noktaya dair çok sert ve bilinçli bir gönderme mevcuttur.

Epifiz Bezi ve “Görmenin” Ötesi

Filmin en vurucu sahneleri, Lucy’nin bilincinin %20’lerden %60’lara tırmandığı anlardır. Lucy bir ağaca baktığında sadece yaprakları değil, toprağın metrelerce altına uzanan parıldayan kökleri, yaşam enerjisini görür. Arkadaşının vücuduna dokunduğunda bir röntgen cihazı gibi damarları ve organlardaki aksaklıkları fark eder.

  • Kendi Deneyimim: Bu noktada bir parantez açmak isterim; “Üçüncü Göz” veya “Epifiz Bezi” aktivasyonu üzerine çalışanlar bilir ki, zihin kısıtlamalardan arındığında algı kapıları açılır. Alex Grey gibi ressamların eserlerinde gördüğümüz o enerji katmanları, filmde Lucy’nin gördükleriyle birebir örtüşür. Bizler akıllı telefonlarımızın teknolojisine hayran kalırken, kendi içimizdeki biyolojik teknolojiyi (zihin kapasitemizi) sistemin bize verdiği sığ bilgilerle köreltiyoruz.

Final: Bilgi, Zaman ve Ölümsüzlük

Lucy, annesiyle yaptığı o duygusal veda konuşmasında, bebekken içtiği sütün tadına kadar her şeyi hatırladığını söyler. Bu, hafızanın değil, hücresel bilincin uyanışıdır. Filmin finalinde Lucy bir süper bilgisayara, ardından saf enerjiye ve bilgiye dönüşürken zamanda bir yolculuğa çıkar.

  • Adem’in Yaratılışı: İnsanlık tarihinin ilk dişisi olarak kabul edilen “Lucy” (Australopithecus) ile karşılaştığı sahne, Michelangelo’nun meşhur tablosuna yapılan muazzam bir atıftır. Tanrı’nın Adem’e dokunuşu gibi, Lucy de adaşına dokunarak bilginin devir teslimini yapar.

Sonuç: Bir Başyapıtın Mirası

Lucy, bize internetin ve bilginin “mavi” rengiyle (filmdeki uyuşturucunun rengi) bir tercih sunar. Ya sistemin sunduğu teorik bilgileri kabul edip birer “tüketici” olarak kalacağız ya da zihnimizin sınırlarını zorlayıp “dehamızı” ortaya çıkaracağız.

Luc Besson’un bu eseri, aradan geçen 10 yıla rağmen hala şu soruyu fısıldamaya devam ediyor: “Bize muazzam bir kapasite verildi, peki biz onunla ne yapıyoruz?”

Kamil Hızer / Magazinname.com

Instagram: @kamilhizer

Bir yanıt yazın