Türk futbol tarihinin tozlu sayfalarından süzülüp gelen, sadece bir sporcunun değil, bir dönemin, bir kimliğin ve devasa bir yalnızlığın hikayesi: “Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi“. Yönetmen Can Ulkay, Ayla ve Müslüm filmlerinde ustalaştığı “duygusal biyografi” türünü bu kez yeşil sahaların en zarif ismi, Fenerbahçe’nin efsanevi 10 numarası Lefter Küçükandonyanis için sahneye koyuyor.
Kimlikten Kaçış: “Neyim ki Ben Şimdi?”
Film, bizi 1924 yılının Büyükada’sına, yoksul bir balıkçı ailesinin evine götürüyor. Lefter’in hikayesi, daha en baştan bir “aidiyet” savaşı olarak kurgulanmış. Rumcada “özgür” anlamına gelen Eleftherios isminin, sahalarda nasıl bir “gol makinesine” dönüştüğünü izlerken, arka planda yankılanan o ağır soru film boyu peşimizi bırakmıyor: “Ülkemde Rum tohumu, burada Türk tohumu… Neyim ki yani ben şimdi?”
Film, Lefter’in sadece çalımlarını değil, vatanını taparcasına seven bir adamın, kökeni nedeniyle zaman zaman örselenişini cesurca kadrajına alıyor. Özellikle 6-7 Eylül 1955 olaylarının tasviri, bir efsanenin kendi mahallesinde yaşadığı o ağır travmayı ve “kendi evinde yabancı olma” hissini seyircinin boğazına bir düğüm gibi atıyor.
Bir Profesör Değil, Bir Sanatçı
Babasının “profesör ol” baskısına karşın, hayatın cilvesiyle futbolun **”Ordinaryüs”**ü olan bir adamın portresi bu. Erdem Kaynarca, Lefter’in vakur duruşunu ve sahadaki o şiirsel zarafetini muazzam bir enerjiyle sırtlıyor. Filmin çatışma noktaları ise oldukça katmanlı:
-
Derine İtilen Sevgiler: Sert babasıyla olan, yaşarken asla tam ifade edilemeyen o gizli sevgi bağı, filmin en naif ama en can yakıcı damarlarından biri.
-
İki Kadın, Tek Fırtına: Gençlik aşkı Stavrini’nin huzurlu limanı ile içindeki maceracıyı besleyen Meri’nin fırtınalı tutkusu arasında sıkışan bir adam. Lefter’in insani zaafları, onu bir “heykel” olmaktan çıkarıp kanlı canlı bir karakter haline getiriyor.
Teknik İhtişam mı, Dijital Yapaylık mı?
Can Ulkay sineması, her zamanki gibi görsel anlamda kusursuz, tertemiz bir “mamul” sunuyor. Kostümlerden mekanlara kadar her şey bir kartpostal estetiğinde. Ancak bu durum, madalyonun diğer yüzünü de beraberinde getiriyor: Dijital Yapaylık. Filmde kullanılan yoğun yeşil ekran (green screen) teknolojisi, sahnelerin pürüzsüzlüğünü sağlasa da, biyografilerde o dönemin “kirini, tozunu ve gerçek terini” arayan sinefilleri tam anlamıyla tatmin etmeyebilir. Lefter’in futbol hayatı, neredeyse bir peri masalı gibi pürüzsüz resmediliyor. Aynanın görünen yüzü harika; ancak aynanın arkasındaki karanlık noktaları, ruhsal şiddeti ve karakterin daha “gri” özelliklerini merak edenler için film, güvenli bölgede kalmayı tercih ediyor.
Sonuç: Arşivlik Bir Vefa Borcu
Her şeye rağmen, Halit Kıvanç’ın sesinden Metin Oktay ile olan o centilmenlik dolu dostluğa kadar, film tam bir vefa projesi. Futbol sahnelerindeki o oyun zekası ve zarafet vurgusu, bugünün endüstriyel futboluna verilmiş şık bir ders niteliğinde.
“Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi“, sadece Fenerbahçelilerin değil, bu topraklarda “insan kalabilmenin” zorluğunu ve güzelliğini merak eden herkesin izlemesi gereken bir yapım. Belki çok derin yaralar açmıyor ama açık kalmış yaralara nazikçe dokunmayı biliyor.
Kamil Hızer / Magazinname.com
Instagram: @kamilhizer
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri