Bu ülkede uzun zamandır siyasetin sesi halkın sesini bastırıyor. Meclis kürsüsündeki tartışmalar, ekranlarda saatler süren polemikler, sosyal medyada birbirini boğan fikir fırtınaları… Ve bütün bu gürültünün ortasında, bu ülkenin gerçek sahipleri olan vatandaşlar sessizliğe mahkûm edilmiş durumda.
Ekonomi daralıyor, enflasyon cep yakıyor, kiralar uçmuş, faturalar taşınamaz hale gelmiş; ama hâlâ birbirine benzeyen açıklamalarla umut tazelendiği sanılıyor. Oysa halk gerçeği mutfağında görüyor, cüzdanında hissediyor, çocuklarının yüzünde okuyor. Siyasetin dili umut satarken toplumun gerçekliği acıyla çoğalıyor.
Bugün gençler başka ülkelere gitmenin hayalini değil, zorunluluğunu konuşuyor. Bu ülkede eğitim almış, bu ülkenin geleceği diye gururla gösterdiğimiz gençler; diplomalarını bavullarının yan cebine koyup gitmek için fırsat kolluyor. Bir ülkenin gençleri umut aramak için başka ülkelere bakıyorsa, o ülkenin gündemi büyüme değil, kayıp demektir.
Bir de adalet meselesi var. Yıllardır rafa kaldırılıp gündemin arka sıralarına itilen en temel sorumluluk. İnsanların adalete güveni kalmadığında, hiçbir siyasi vaat gerçek karşılık bulmaz. Adaletin olmadığı yerde demokrasi dekor olur, sandık ritüele dönüşür, halk da mecburiyetle seçmen olur.
İnsanların vicdanı artık mahkeme salonlarından daha yüksek sesle hüküm veriyor.
Siyaset birbirine laf yetiştirirken;
Bir işçi mesaisini arttırıyor ama aldığı ücret artmıyor.
Bir emekli ay sonunu getirmek için borçlanıyor.
Bir anne çocuğuna süt almayı hesaplarken nefesi kesiliyor.
Bir öğrenci barınma derdi yüzünden okuldan kopuyor.
Bir esnaf kapıyı açık tutmak için kendi hayatını kapatıyor.
Bu tablo kimsenin hayal ürünü değil; hayatın tam ortasında, her sokakta, her evde yaşanan gerçek.
Üstelik toplumda baskı sadece ekonomik değil. İnsanlar artık fikirlerini özgürce söylemekten çekinir hale geldi. Sözün bedeli ağır, eleştirinin faturası yüksek. Oysa demokrasi dediğimiz şey, iktidarı alkışlamak değil; gerektiğinde uyarabilmek, gerektiğinde sorgulayabilmek ve gerektiğinde değiştirebilmek gücüdür.
Toplumun sabrı son yıllarda büyük bir sınavdan geçiyor. Politikacıların “Her şey yolunda” cümleleriyle halkın yaşadığı gerçeklik arasında derin bir uçurum var. Halk artık süslü cümleler değil, somut çözümler istiyor.
Adalet istiyor.
Eşitlik istiyor.
Güvence istiyor.
Ve en çok da insan gibi yaşamak istiyor.
Bu ülke, yönetenlerin değil; yönetilenlerin omuzlarında duruyor. Sessiz çoğunluk bunca zamandır sabrediyor, bekliyor, tahammül ediyor. Ama unutulan bir şey var: Sessiz çoğunluğun çığlığı bir gün duyulursa, bu kez susturulamaz hale gelir.
Toplum artık değişim istiyor; yüzünü aydınlığa değil, aydınlığı yüzüne isteyen bir kitle var.
Siyaset bu sesi duyar mı bilinmez.
Ama halk artık sırtından yük, omzundan ağırlık, kalbinden korku kalksın istiyor.
Belki de bu ülkenin en politik cümlesi şudur:
“Biz bu ülkeyi daha iyi bir yere taşımaya hazırız. Peki, yönetmeye talip olanlar buna hazır mı?”
Gülay Polat / Magazinname.com
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri