Hayatta en ağır yüklerden biri, “keşke” kelimesinin sırtımıza bıraktığı ağırlıktır. İnsan bazen bir kararın, bir sözün ya da bir tercihin bedelini yıllarca taşır. Oysa hiçbirimiz geleceği göremeyiz. Yaptığımız seçimler, o anki aklımızın, kalbimizin ve şartlarımızın ürünüdür. Ama yine de içimizde bir ses, “Başka türlü olabilirdi” diye fısıldamaktan hiç vazgeçmez.

İnsanın en büyük pişmanlığı, elindekinin kıymetini vaktinde bilmemesidir.”

Pişmanlık, zamanla içimizi kemiren görünmez bir kurda dönüşür. Önce ufak bir “ah”la başlar, sonra zihnimizin en sessiz anında büyüyerek bir çığlığa dönüşür. “Keşke şunu söyleseydim, keşke oraya gitmeseydim, keşke ona değer verseydim…” derken bir bakmışız, geçmişe zincirlenmişiz. Bu zincir, çoğu zaman insanı ağır depresyonların eşiğine sürükler. Çünkü geçmişin gölgesinde yaşayan, bugünün güneşini göremez.

Dünü düşünmekle bugünü tüketme, çünkü yarın zaten sana dar gelecek.”

Hayatın en acı tarafı, geri sarma düğmesinin olmamasıdır. Hepimiz hata yaparız. Hata insana mahsustur, ama hatayı kabullenememek ve onu “keşke”lerle beslemek, ruhumuzun çürümesine neden olur. Psikologların en sık dile getirdiği gerçeklerden biri şudur: Uzun süreli pişmanlık duygusu, kişinin öz değerini zedeler, karamsarlığı büyütür ve zamanla derin bir depresyona kapı aralar.

Oysa insanın önünde iki yol vardır: Ya hatalarını kabullenip ders çıkaracak, ya da onları sürekli hatırlayıp kendini cezalandıracaktır.

Keşke ile yaşamayı seçen, aslında geleceğini geçmişe rehin bırakır.”

Kamil Hızer / Magazinname.com

Bir yanıt yazın