Ölümünün üzerinden neredeyse 30 yıla yakın bir süre geçen Marianne Bachmeier hala konuşulmaya devam ediyor.
Peki neden hala konuşulmaya devam ediyor biliyor musunuz?
Marianne Bachmeier neredeyse ergenliğe geçiş döneminden itibaren şiddetin, kayıpların ve dışlanmaların kıyısında büyüdü. Belki de 46 yıllık ömründe hayatının en mutlu yılları kızına sarıldığı birkaç yıldan ibaretti. Ama o mutluluğu elinden alınınca ve adalete olan güveni kalmayınca adaleti kendince sağlamadı.
Almanya’nın Sarst kasabasında neredeyse ikinci dünya savaşının kalıntıları arasında 3 Haziran 1950’de dünyaya gelen Marianne Bachmeier evi ağır alkolün kokusu ile doluydu. İçki bağımlısı hatta alkolik denilebilecek bir baba aile ortamında şiddet, huzursuzluk onun için o kadar olağandı ki adeta sevgisiz bir şekilde büyüdü.
Annesinin babasından ayrılıp tekrar evlenmesi de Marianne Bachmeier’in hayatını değiştirmemişti. Nerdeyse kendi öz babasını mumla aratacak bir üvey baba hayatını daha sorunlu hale getirdi. Ve beklenen oldu. Üvey babası ve annesi tarafından kapının önüne konuldu.
Artık sokaklar onun evinde idi. Zor koşullar altında yaşadıkları, günü birlik beraberlikleri derken daha 16 yaşında iken ilk çocuğunu doğurdu. Kendisi neredeyse çocuk iken artık bir çocuk sahibi olmuştu. Çocuğunu doğurduktan sonra çocuğunu evlatlık verdi.
18 yaşına geldiğinde tekrar hamile kaldı ama bu kez kader daha ağır bir şekilde vuracaktı onu. Ancak bu kez hamileliği uğradığı bir tecavüz sonrasında meydana geldiği için yine bir kayıp ve bir evlatlık verme ile son buldu.
İlk kez 22 yaşında aşkı tadan Marianne Bachmeier üçüncü kez hamile kaldı. Ama bu hamileliği kendi isteği ile gerçekleşmişti ve 14 Kasım 1972’de küçük Anna dünyaya geldi. Bekar bir anne olduğu için geceleri bir bar tarzı yerde çalışıp sabahları yorgun bir şekilde uyuyorken küçük Anna 7 yaşına gelmiş ama annesinin partilerin müdavimi olduğu bar ortamlarında uyuyordu.
Marianne Bachmeier kızı Anna’ya ne sıcak bir yatak bile vermeden yaşamına devam ederken aslında geçmişte yaşadıklarının izlerini kızına da yaşatıyordu. Anna öylesine çok zor şartlar altında büyürken Marianne Bachmeier bir anne olarak hep kendini yetersiz görüyor ve alttan alta kızı için en iyisinin onu yine diğer çocukları gibi evlatlık vermeyi düşünmeye başlamıştı.
Tarihle 5 Mayıs 1980’ı gösterdiğinde Marianne Bachmeier için neredeyse . Takvimler sıradan bir ölüme en yakın olduğu gün olacaktı. O sabah minik Anna yataktan kalkar kalkmaz annesine adeta baş kaldırırcasına tartışmaya başlamış ve okula gitmeme kararı almıştı. O gün evden öfke ile ayrılan minik Anna yaşadıkları mahallede yaşayan daha önce kedileri olduğu için birkaç kez uğradığı mahallenin kasabı da olan Klaus Grabowski.’inin evine gitmişti. Grabowski 35 yaşında ve geçmişte iki küçük kıza istismar nedeniyle mahkum olmuş bir cezaevine girmiş, sonra kendi isteğiyle hadım edildikten sonra tahliye olmuş bir suçluydu.
Ve o sabah minik Anna o evde saatlerce Grabowski’nin kurbanı olarak dört duvar arasında sesini kimseye duyuramadığı için tecavüze uğramaya başlamıştı. Artık insanlık bile kendi insanlığından utanıyordu. Grabowski tecavüz ettiği yetmezmiş gibi sonrasında nişanlısının taytıyla minik Anna’yı boğdu. Daha sonra çok soğukkanlı bir şekilde savcılık iddiasına göre onu bir kutuya yerleştirerek tıpkı bir çöp gibi bir kanalın kenarına bıraktı.
Grabowski’nin nişanlısı vicdanına hakim olamayarak polise ihbarda bulunması sonucu tecavüz ve cinayet ortaya çıkmıştı. Ama hiçbir mahkeme bir annenin minicik yavrusunun önce tecavüze uğrayıp ardından boğularak öldürülüp bir kanal kenarına atılmasına karşılık verilecek cezanın bedelini ödetemezdi.
İşin en kötüsü savcılıkta ifadesi alınan Grabowski’nin “Anna beni hem annesine şikayet etmekle tehdit etti hem de benden şantajla para istemeye kalktı. Bende cezaevine tekrar dönmek istemediğim için öldürüp bir kutuya koyarak kanalın kenarına attım” dedi.
7 yaşında annesinin çalıştığı barlarda bar taburesinde uyuyan doğru dürüst oyuncak bir bebeği olmayan bir kız çocuğunun bunları söylediğine kim inanırdı ki? Zaten inanmadı da!
Ve büyük gün gelmiş Graboswski ilk kez yargılanmak üzere 6 Mart 1981, Lubeck Bölge Mahkemesi’nde yargılanmasına başlanacaktı. Marianne Bachmeier o gün mahkeme salonuna çantasında bir silah ile ağır adımlarla girdi. Sessiz sakin bir şekilde davayı izliyor görünse de içinde fırtınalar kopuyordu. Ve önünde minik kızını kendisinden koparan Klaus Grabowski. duruyordu.
Belki de yılların kendisinde yarattığı öfke ile kızının acısı ile çantasındaki silahı çıkaran Marianne Bachmeier 7 yaşında ellerinden kayıp giden kızı Anna için Grabowski’ye 7 el ateş eti. O kurşunlardan 6 tanesi isabet etmiş ve Grabowski yere düştüğünde son bir kez nefes almış ve ölmüştü.
Grabowski’nin ölümü ile salona bir ölüm sessizliği de indi. O an bir annenin yasının hukuk önünde dile dökülmediği, bir annenin gözyaşlarının tutanaklara geçmediği bir anın çığlıydı.
Adaletin eksik kaldığı, sistemin sustuğu yerde bir anne konuştu.
Marianne Bachmeier olaydan sonra ne kaçmaya yeltendi ne en ufak bir tepki verdi. Ama gözlerinde hiçbir suçluluk ifadesi de yoktu. O gün Mariana sadece kelepçelenmedi. Aynı zamanda binlerce annenin iç sesi haline geldi.
Bir anda Marianne Bachmeier başta tüm Almanya olmak üzere dünyanın dört bir yanından gelen medyanın tek ilgi odağı olmuştu. Herksin tek düşündüğü kucağında kızıyla mücadele vermek zorunda bırakılan toplumun neredeyse dışladığı bir annenin nasıl olup da mahkeme salonunda bir can aldığını anlayamıyorlardı.
Mariana tutuklandıktan kısa bir süre sonra kendi hayat hikayesini Almanya’nın en büyük medya kuruluşlarından biri olan Stern dergisine 100 bin Mark karşılığı satınca hakkında eleştiriler gelmekte gecikmedi.
Bir anda bazı kişiler Marianne Bachmeier bu cinayeti para için yapmış olabileceğini düşünmeye ve ifade etmeye başladılar.
Cezaevi günleri başlayan Marianne Bachmeier’e bu süreçte ciddi destekçiler oldu. Ve tarihler
2 Kasım 1982’yi gösterdiğinde Marianne Bachmeier yeniden mahkeme salonunda ama bu kez sanık sandalyesinde idi. Duruşmaları 28 gün sürerken bu duruşmalar sonucunda 2 Mart 1983’te 6 yıl hapis cezası aldı ama 3 yıl yattıktan sonra tahliye edildi.
Cezaevinden çıktıktan sonra Marianne Bachmeier tarihler 1985 yılını gösterirken bir öğretmenle evlenerek Nijerya’ya taşıdı. Burada geçmişini geride bırakmak istemesine rağmen bu evliliği kısa sürdü ve eşinden ayrıldıktan sonra Sicilya’ya gitti. Burada pankreas kanserine yakalanmış ve tarihler 1994’ü gösterdiğinde Almanya’ya geri dönmüştü.
Marianne Bachmeier uzun sessizliğini bir radyo kanalına bozduktan sonra belgeseli çekilirken yayınlanırken şok bir gerçek ortaya çıktı. Marianna’da aslında yıllar evvel defalarca tecavüze ve istismara uğramıştı. Hem de çalıştığı bir barda.
Marianne Bachmeier asla Grabowski’yi öldürdüğü için pişmanlık duymadı. Çünkü pişmanlık
yanlış bir seçimden sonra gelir. Yıllar geçtikçe kanser artık vücudunu tamamen sarmaya başlamış ve kendisi de kanserle mücadele etmekten vazgeçmişti.
Ve tarihler Eylül 1996’yı gösterdiğinde bir hastane odasında henüz 46 yaşında iken huzur içinde son nefesini verdi. Yetkililer onu dünyada en çok sevdiği insanın yanına
küçük kızı ananın mezarına defnettiler. Artık yan yana yatıyorlardı. Biri çocukluğunu yaşayamamış, diğeri anneliğini tamamlayamamıştı. Ama sonunda yıllar süren hasret aynı toprağın altında son buldu.
Kamil Hızer / Magazinname.com
Magazin Name Güncel Magazin Haberleri
