N1 Aşk Radyo

Yeşilçam yıldızı iken fuhuş batağına sürüklenen Funda Gürkan kimdir

Yeşilçam yıldızı iken fuhuş batağına sürüklenen Funda Gürkan kimdir

27 Aralık 1989 günü sessiz sedasız bir cenaze kalktı. Funda Gürkan‘ı adli tıptan son yolculuğuna üç kişi çıkardı: iki görevli ve cenaze arabasının şoförü. Erken yaşta komaya girmiş ve bir daha da gözlerini açamamıştı bu genç kız. Oysa ünlü bir oyuncu olmak için İstanbul’a geldiğinde çok büyük hayalleri vardı. Hayallerinin yarım kalacağını bilmeden, asla gerçekleşmeyecek düşler içine girmişti. Funda Gürkan’ın yaşamı, gerçek bir dram ve bir ibret öyküsü olarak tarihe geçti. 30 yıllık kısa yaşam çizgisinde başından geçen olaylar, hepimizin kulağına küpe olacak cinstendi. Ona ecel dozunu sunan polis parmaklıklar arasında çürürken, Funda’yı bu bataklığa düşürenler ise ne yapıyordu?

Yasaklı Madde Kurbanı Bir Yıldızın İtirafları

1989 yılının Şubat ayında Hafta Sonu gazetesinin Dobra Dobra köşesinde Yücel Şengül’ün “yasaklı kurbanı Funda Gürkan” ile yaptığı bir ibret söyleşisi yer alıyordu. Yetişkin film yıldızının itirafları, uyarıları ve yaşadıkları gerçekten içler acısıydı. Funda Gürkan, kendisine bunu yapanları suçluyordu. Kendisini bu maddeye alıştıranın Ayşen Selvi olduğunu açık açık söylüyor, sanki birilerinin harekete geçmesini, yeni Funda’ların bu bataklığa düşmesini engellemek istiyordu. O güzel yüzünden eser kalmayan Funda, sorulara şöyle cevap veriyordu:

“Ne kullanıyorsunuz? Ne bulursam kullanıyorum. Beyaz olan her şeyi içiyorum. Aklınıza gelebilecek, beni uyuşturan her maddeyi.” Sonra ekliyordu: “Beni buna Ayşen ve alıştırdı. Ayşen en az 6 kere polis tarafından yakalandı ama her seferinde serbest bırakıldı. Bu maddeler yüzünden polis peşindeydi. İki yıl arkadaşlık yaptım onunla. Aynı apartmanda altlı üstlü oturuyorduk. Allah onun belasını versin. Son kurbanı da Fatoş’tur. Saatini 250.000 liradan erkeklere satıyordu Fatoş’u. O daha körpecik bir kızdı. Sonra ablasının evinden kaçtı Fatoş, ayrı bir ev tuttu. Tabii arkadaşı Ayşen Selvi’ydi. Kısa süre sonra Fatoş da bu maddelerin kurbanlarından biri oldu. Artık alemlere üçlü katılıyorduk. Neler gördük, neler yaşadık anlatsam roman olur. Şu anda çok yorgunum. Çok.”

Şöhretin Yanıltıcı Işıltısı ve Karanlık Yüzü

Oysa yaşamına başlarken hiç de yorgun değildi Funda. Her genç insan gibi onun da hayattan pek çok beklentisi vardı. Fakat şansı ve bahtı hiç de onun istediği gibi davranmıyordu. Ailesiyle birlikte oturduğu ev birden dar gelmeye başladı ona. O yıllarda Ankara’da yaşıyordu. 18’ine bastığı gün valizini topladığı gibi İstanbul’da aldı soluğu. Aklınca artık özgürdü. Ancak hayat bubi tuzaklarıyla doluydu. Kendini hızla yayılan “erotik filmler furyasının” tam kucağında buluverdi.

Funda, çekingenliğini ve ürkekliğini kısa sürede üzerinden attı. “Muzdan bile daha rahat soyunuyordu artık.” İşinin hakkını verdiği için de iyi para kazanıyordu. Oynadığı filmlerle dönemin en önemli yıldızlarının önüne geçmişti. Yapımcılar 30-35 yaşındaki kadın oyuncular yerine daha genç ve alımlı olan Funda Gürkan’ı tercih etmeye başlamışlardı. Hızla yükseliyor, çevresi büyüyor, peşinden koşulan bir kadına dönüşüyordu. Şöhretin ve paranın ışıltısı başını döndürmüş, gece hayatının vazgeçilmez isimlerinden biri olmuştu. Kimin yanında olmak isterse onun yanında oluyor, kimseye eyvallahı yoktu. Her şeye rağmen o daha 18’li bir çocuktu. Etrafında dolaşan kurtlarsa onun toyluğundan faydalanmak isteyen açgözlü tiplerdi. Bu yüzden gencecik bir kızın harcanıp gitmesi birçoğunun umrunda bile değildi.

Filmler arka arkaya geliyor, dur durak bilmiyordu. 1977 yılından 1980 yılına kadar 50’den fazla filmde rol aldı Funda Gürkan. Filmlerle birlikte maddi gücü de artıyor, paranın getirdikleri karşısında ne yaptığını, nerelere sürüklendiğini fark etmiyordu bile. Zaman onun zamanıydı. Güzel, genç ve ilk tercih edilen yıldızlardandı. Hayal edip oynamak istediği filmler, bu tarz yapımlar olmasa da yaşamak istediği hayat bu hayattı. Ama hayatın bir sonu olduğu gibi her güzel şeyin de bir sonu vardı.

Bataklığa Sürükleniş ve Ölüm

Bu tür filmler devlet kararıyla yasaklanınca para kaynağı da kuruyuverdi. Alıştığı yaşamı sürdürebilmesi için artık tek çaresi vardı: bu çözüm, kendi bedenini satmaktan ibaretti. Yetişkin filmlerinden iyi referansları olduğu için talep açısından hiç sıkıntısı yoktu. Talebi karşılamak için arzı dengede tutmaya çalışıyor, üretimi aksatmamaya gayret gösteriyordu. Fakat bu arada sermayesi de günden güne yıpranıyordu. Artı değer pozitifti ama bu işin revizyonu yoktu ki.

Derken bir gün piyasaya daha yakın olabilmek amacıyla Şişli’de bir ev tuttu. Ama Azrail’in alt katında oturan, aynı yolun yolcusu Ayşen Selvi ile işbirliği yaptığını elbette ki bilemezdi. Kısa sürede kaynaştılar birbirleriyle. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Birbirlerinden ayrılmaz birer parça olmuşlardı ve ardından o gün gelir. Klasikleşmiş o cümleyle birlikte: “Aman canım bir seferden bir şey olmaz.” Cümlesine kanması, acı sonun bir başlangıcıydı. Evet. O artık bir madde müptelası Funda Gürkan olmuştu. O günden sonra yıllar sonra itiraf ettiği gibi Ayşen Selvi’nin ağına düşmüş ve minicik dairesinin içinde debelenip duruyordu.

O gün şöyle açıklayacaktı her şeyi: “Bu maddeyi alabilmek için kendimi satıyordum. Bunun yolunu da Ayşen açtı. Erkeklere o götürdü beni. Evde alemler yapardık. Kazandığımız parayla da ihtiyacımız olan o beyaz şeyi alırdık. Her alemden 500.000-1.000.000 lira alırdım ben. Sinema dünyasının birçok ünlüsü de katıldı bu alemlere ama onların ismini açıklayamam.” Aslında bu açıklamasıyla tehlikenin boyutunun ne denli büyük olduğunu gözler önüne sermişti. Adeta “Beni yaktı, başkalarını da yakmasın. Herkes ayağını denk alsın!” diyerek bazı kişileri uyarıyordu. Fakat tüm bunlara rağmen çember genişliyor, yasaklı madde zincirinin halkaları ürkütücü bir şekilde çoğalıyordu.

Tabii bu genişleyen halkalar iş alanını da zorluyordu Funda’nın. Çünkü bedeni oldukça yıpranmıştı. Bu yüzden ilk tercih olmuyordu. Artık maddi sıkıntı yavaş yavaş kendisini göstermeye başlamıştı. Zaman zaman beş parasız kalan Funda, madde bulamadığı için krizlere girmeye başlamıştı. Çoğu zaman da baş ucunda gerçekten sevdiği ve harcanmasını istemediği sevgili arkadaşı Fatoş bulunuyordu. İkisi de birbirine yardım etmek istiyor, bu bataklıktan kurtulmak için çok çaba sarf ediyorlardı. Ama beter bir şeydi bu zehir, insanın her şeyini zayıflatıyordu: bedenini, sağlığını, iradesini.

Son Durak: Cezaevi ve Ölümcül Doz

Dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkmıştı Funda. Kara topraktan bir önceki durağı cezaevi oldu. Yasaklı madde bulundurmak suçuyla 5 ay boyunca kapalı kaldığı Muğla Cezaevi’nin parmaklıklarından kurtulduğu 22 Aralık 1989 Cuma gecesi, Şişli’deki günah yuvasında aldı soluğu. Uzun süre ayrılmak zorunda kaldığı maddeye yeniden kavuşacak olmanın heyecanıyla kendisini bu illete alıştıran Ayşen Selvi’nin kapısını çaldı. Hiçbir şey görmüyordu gözü. Bir an önce “uçmaktan” başka hiçbir düşüncesi yoktu. Ayşen Selvi’nin kapısı sudan bir bahane ile yüzüne kapandığında kalan son çağrı olarak 2. Şubede görev yapan polis Mehmet’i aradı ve ondan madde istedi. Ama polis Mehmet’ten istediği şey aslında eceliydi Funda’nın. Yüksek doz aldığı madde onu bu bataktan kurtarmıştı. Değişen dünyayı göremeden dünyası değişmişti Funda’nın. Arkasında çok çeşitli duygular bırakarak, kandırılarak, tuzağa düşürülerek, harcanarak ayrıldı aramızdan. Evet. O bağıra bağıra, haykıra haykıra göçüp gitti bu dünyadan. Bütün masumiyetini dünyada bırakarak aramızdan ayrılan bir Funda Gürkan geçti bu hayattan.

Bir yanıt yazın