Sağlık Haberleri - Magazin Name https://magazinname.com Güncel Magazin Haberleri tr-TR Magazin Name © 2026 | Tüm hakları saklıdır. Sağlık Sun, 11 Oct 2026 00:07:18 +0000 5 hourly 1 <![CDATA[Evcil Hayvanlarda Kene Kaynaklı Tehlikeler: Uzman Veteriner Hekim Ertan Aytaç’tan Kritik Uyarılar]]> https://magazinname.com/evcil-hayvanlarda-kene-kaynakli-tehlikeler-uzman-veteriner-hekim-ertan-aytactan-kritik-uyarilar-h66371.html Ancak bu güzel havalar, kedi ve köpekler için ciddi bir parazit tehdidini de beraberinde getiriyor. Doğru yapılmayan parazit mücadeleleri, dostlarımızın hayatını riske atan kan hastalıklarına yol açabiliyor. Beylerbeyi Yalıboyu Veteriner Kliniği hekimlerinden Uzman Veteriner Hekim Ertan Aytaç, kene kaynaklı hayvan hastalıklarına ve klinikte uygulanan modern tedavi protokollerine dair önemli bilgiler paylaştı.

Dostlarımızı Bekleyen Gizli Tehlike: Kene Kaynaklı Kan Hastalıkları

Keneler sadece basit birer dış parazit değildir; ısırma yoluyla hayvanların kanına doğrudan patojen zerk ederler. Ertan Aytaç, bu durumun yol açabileceği klinik tabloları şu şekilde özetliyor:

  • Ehrlichiosis ve Anaplasmois: Köpeklerde halsizlik, yüksek ateş, iştahsızlık ve eklem ağrılarıyla karakterize, erken müdahale edilmediğinde organ yetmezliğine giden ciddi kan hastalıklarıdır.
  • Lyme Hastalığı: Özellikle eklemleri etkileyen ve dostumuzun yaşam kalitesini ciddi derecede düşüren bir diğer kene kaynaklı enfeksiyondur.

Kliniğimizde Uygulanan Profesyonel Teşhis ve Tedavi Süreçleri

Ertan Aytaç, kene vakalarında kulaktan dolma yöntemlerle paraziti evde çıkarmaya çalışmanın kenenin patojenleri hayvana kusmasına neden olabileceğini vurguluyor. Beylerbeyi Yalıboyu Veteriner Kliniği olarak, kene şikayetiyle gelen dostlarımıza gelişmiş laboratuvar imkanlarımızla hızlı test kitleri uyguluyor, paraziti steril ortamda özel aparatlarla uzaklaştırıyor ve koruyucu tedavi protokollerini derhal başlatıyoruz.

]]>
https://magazinname.com/evcil-hayvanlarda-kene-kaynakli-tehlikeler-uzman-veteriner-hekim-ertan-aytactan-kritik-uyarilar-h66371.html Thu, 13 Aug 2026 10:06:00 +0000
<![CDATA[JCI Akreditasyonunu Üst Üste 5 Kez Alan Türkiye’deki İlk 10 Hastaneden Biri]]> https://magazinname.com/jci-akreditasyonunu-ust-uste-5-kez-alan-turkiyedeki-ilk-10-hastaneden-biri-h65990.html Türkiye genelinde uluslararası sağlık hizmeti kalite standardı olan JCI onaylı yalnızca 32 hastane bulunmaktadır. Özel Pendik Bölge Hastanesi, bu unvanı art arda beş kez almayı başaran ilk 10 hastane arasında yer alarak Türk sağlık sektöründe önemli bir başarıya imza atmıştır.

Haziran 2011’den bu yana aralıksız sürdürülen bu akreditasyon süreci; yalnızca bir belge almak değil, her denetim döngüsünü gelişim fırsatına dönüştürmek anlamına gelmektedir.

“Her denetim döngüsünü yalnızca bir kontrol değil, aynı zamanda bir gelişim fırsatı olarak görüyoruz.”

JCI Nedir? Neden Bu Kadar Değerlidir?

Joint Commission International (JCI), 1994’ten bu yana dünyada en çok tanınan sağlık akreditasyon kuruluşudur. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir yapıya sahip olan JCI, hasta bakımı kalitesi ve güvenliği için küresel bir referans noktası olarak kabul görmektedir.

Özel Pendik Bölge Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Turgut Göksoy, akreditasyonun anlamını şöyle değerlendiriyor: “Bu süreç bizim için bir kontrol formalitesi değil, kurumsal bir öğrenme alışkanlığı haline geldi. Her denetimden önceki hazırlık, ekibimizin kendi süreçlerini yeniden sorgulamasına vesile oluyor.”

JCI denetimleri; hasta hakları, hasta bakımı, ilaç yönetimi, kalite iyileştirme, enfeksiyon kontrolü ve yönetim olmak üzere 6 ana alanda 300’den fazla kriteri kapsar. Bu belge, ömür boyu kullanılan bir sertifika değildir; her üç yılda bir yeniden denetim yapılır ve yükselen standartlara uyum zorunludur.

JCI Denetimi Neleri Kapsar?

Hasta Güvenliği: Tıbbi hataların en aza indirilmesi için doğrulanmış protokoller uygulanır.

Enfeksiyon Kontrolü: Hastane içi enfeksiyonları önlemeye yönelik sistematik denetim süreçleri.

İlaç Yönetimi: İlaçların doğru, güvenli ve kayıtsız biçimde uygulanması için standartlar.

Acil Durum Hazırlığı: Her türlü tıbbi acil senaryoya karşı hazır bulunuşluk planları.

Hasta Mahremiyeti: Kişisel sağlık verilerinin korunması ve hasta haklarına saygı.

Sürekli İyileştirme: Veriye dayalı karar alma ve yenilikçi uygulamaların hayata geçirilmesi.

Bu Başarı Hastamıza Ne Anlam İfade Ediyor?

JCI akreditasyonu salt bir prestij göstergesi değil, her hastanın günlük deneyimine doğrudan yansıyan somut bir kalite güvencesidir. Özel Pendik Bölge Hastanesi’nde bu standartlar; hasta karşılamadan taburculuğa, ameliyathane süreçlerinden rehabilitasyon protokollerine kadar tüm hizmet alanlarında uygulanır.

Özellikle uluslararası hastalara — sağlık turizmi kapsamında Türkiye’yi tercih eden yabancı uyruklu bireylere — JCI akreditasyonu evrensel bir güvence sunmaktadır. Hastanemizin 160 yatak kapasitesi, 52 yoğun bakım yatağı ve E-5 üzerindeki stratejik konumuyla bu kalite standardını taşıması, İstanbul’un sağlık turizmi haritasındaki yerini güçlendirmektedir.

Göksoy, hastane ekibinin bu süreçteki rolüne dikkat çekerek şunları söylüyor: “Beş kez üst üste bu belgeyi almak, tek bir kişinin başarısı değil. Temizlikten hekimliğe, idari kadrodan hemşirelik birimine kadar herkesin günlük rutininde standartları içselleştirmesinin sonucudur.”

“Kalite bir kez zirveye çıkmak değil, zirvede kalabilmektir. Beş kez üst üste JCI almak, bu kararlılığın en somut kanıtıdır.”

]]>
https://magazinname.com/jci-akreditasyonunu-ust-uste-5-kez-alan-turkiyedeki-ilk-10-hastaneden-biri-h65990.html Fri, 19 Jun 2026 12:34:00 +0000
<![CDATA[VETERİNER HEKİM ERTAN AYTAÇ UYARDI: "EVCİL HAYVANLARDA KENE KAYNAKLI KAN HASTALIKLARI BU AYDA ZİRVE YAPIYOR!"]]> https://magazinname.com/veteriner-hekim-ertan-aytac-uyardi-evcil-hayvanlarda-kene-kaynakli-kan-hastaliklari-bu-ayda-zirve-yapiyor-h65817.html Özellikle Üsküdar, Beylerbeyi ve Çengelköy sahillerinde köpek gezdiren hayvan sahiplerini parazit riskine karşı uyaran Beylerbeyi Yalıboyu Veteriner Kliniği hekimlerinden Veteriner Hekim Ertan Aytaç, kene ısırması sonucu kedi ve köpeklerde görülen kan hastalıklarının ölümcül riskler taşıdığını belirtti.

"Evde Bilinçsiz Müdahale Hayvan Sağlığını Riski Atıyor" Hayvan sahiplerinin evcil hayvanları üzerinde gördükleri keneleri kulaktan dolma yöntemlerle çıkarmaya çalışmasının yanlış olduğunu belirten Ertan Aytaç, "Kliniğimize gelen birçok vakada, kenenin üzerine yabancı maddeler döküldüğünü ya da yanlış teknikle çekildiğini görüyoruz.

Bu durum kenenin strese girerek midesindeki tüm bakterileri hayvana kusmasına ve Ehrlichia gibi tehlikeli kan hastalıklarının bulaşmasına zemin hazırlıyor" dedi.

7/24 Klinik Desteği ve Erken Teşhisin Önemi Kene kaynaklı hayvan hastalıklarında ilk saatlerin hayati önem taşıdığını vurgulayan Ertan Aytaç, "Kliniğimiz bünyesinde yer alan ileri laboratuvar testleri ve 7/24 hospitalizasyon (yatar hasta) süreçlerimizle, parazit kaynaklı enfeksiyonları erkenden tespit edip tedaviye başlayabiliyoruz.

Bölgedeki hayvan sahiplerinin parazit koruma aşı takvimlerini aksatmamaları ve kene durumunda mutlaka bir veteriner kliniğine başvurmaları gerekiyor" şeklinde konuştu.

Kaynak: https://beylerbeyiveterinerklinigi.com

]]>
https://magazinname.com/veteriner-hekim-ertan-aytac-uyardi-evcil-hayvanlarda-kene-kaynakli-kan-hastaliklari-bu-ayda-zirve-yapiyor-h65817.html Wed, 20 May 2026 08:12:00 +0000
<![CDATA[Safra Kesesi Ağrısını Günlük Sindirim Sorunlarından Ayırmak]]> https://magazinname.com/safra-kesesi-agrisini-gunluk-sindirim-sorunlarindan-ayirmak-h65720.html Ağrının Yeri ve Zamanlaması Neden Önemlidir Sindirim sistemiyle ilgili yakınmalar değerlendirilirken ağrının hangi bölgede hissedildiği ve ne zaman ortaya çıktığı önemli ipuçları verebilir. Örneğin özellikle yağlı veya ağır öğünlerden sonra belirginleşen rahatsızlıklar, farklı bir dikkat ihtiyacını gündeme getirebilir. Bu noktada safra kesesi ağrısı neden olur sorusu, benzer şikayetleri yaşayan kişilerin en sık yöneldiği başlıklardan biridir. Ağrıyla birlikte mide bulantısı, şişkinlik, hazımsızlık ya da omuz-sırt hattına yayılan bir baskı hissi görülmesi, yaşanan tablonun daha bütüncül değerlendirilmesini gerektirebilir. Bu tür belirtilerin sıklığı ve hangi koşullarda ortaya çıktığı, kişinin yaşadığı rahatsızlığı daha net anlamasına yardımcı olabilir. Sağlık konularında farkındalık geliştirmek için yalnızca belirtiyi bilmek yeterli olmaz; aynı zamanda o belirtinin nasıl anlatıldığını ve hangi çerçevede ele alındığını da görmek gerekir. Bu nedenle birçok okuyucu, gündelik sağlık sorularına daha anlaşılır yanıtlar bulabilmek için sağlıklı yaşam bilgileri sunan kaynaklara yönelir. Bilgilerin sade, erişilebilir ve günlük yaşamla bağlantılı biçimde ele alınması, okuyucunun kendi şikayetlerini daha bilinçli yorumlamasını kolaylaştırır. Özellikle sindirim sistemiyle ilgili başlıklarda, birbirine benzeyen yakınmaların farklı nedenlere bağlı olabileceğini görmek de bu bakış açısının önemli bir parçasıdır. Belirtileri Tek Başına Değil Genel Tabloyla Okumak Karın ağrısı, bulantı ya da hazımsızlık gibi şikayetler bazı dönemlerde hafif seyredebilir; ancak bunların tekrar edip etmediğini, belirli yiyeceklerden sonra artıp artmadığını ve başka belirtilerle birlikte görülüp görülmediğini fark etmek önem taşır. Kimi zaman kişi sadece bir yakınmaya odaklandığında genel tabloyu kaçırabilir. Oysa sağlıkla ilgili konular çoğu zaman birden fazla işaretin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bu nedenle farklı başlıkları bir arada sunan bir sağlık kategorisi içinde gezinmek, benzer belirtiler arasındaki bağlantıları daha iyi kurmayı sağlayabilir. Hayatbilgileri özelinde düşünüldüğünde, sağlık alanındaki içeriklerin sade dille ilerlemesi ve gündelik hayatta karşılaşılan sorulara odaklanması, okuyucunun kendi yaşadığı durumu daha bilinçli gözden geçirmesine katkı sağlar. Safra kesesiyle ilişkili olabilecek ağrıları değerlendirirken en önemli nokta, belirtileri küçümsememek ve onları vücudun genel işaretleriyle birlikte düşünmektir.]]> https://magazinname.com/safra-kesesi-agrisini-gunluk-sindirim-sorunlarindan-ayirmak-h65720.html Tue, 12 May 2026 13:30:06 +0000 <![CDATA[Op. Dr. Mirza Yıldırım “Anne estetiğini mutlaka devlet ödemeli”]]> https://magazinname.com/op-dr-mirza-yildirim-anne-estetigini-mutlaka-devlet-odemeli-h62716.html Op.Dr Mirza Yıldırım, anne estetiği olarak bilinen bedensel düzeltmelerin devlet desteğinde olması gerektiğine dikkat çekti... Doğum yapan kadınların, meme, karın ve vajinal deformasyonlarını gideren operasyonların estetik değil ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Yıldırım, ‘’devletimiz bu ameliyatlara destek olursa doğumlar artacak, boşanmalar ve aldatmalar azalacaktır’’dedi. Op.Dr Mirza Yıldırım ‘’Anne estetiği’’ diyoruz ama aslında  ‘’Aile estetiği’’ demek daha doğru’’dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her fırsatta 3 çocuk doğurun önerisine de dikkat çeken Yıldırım, kadınların bir bölümü vücut deformasyonlarından çekindiği için doğumdan kaçıyor. Oysa devlet ‘’aile estetiği’’ne destek olursa bu sorun ortadan kalkacak doğumlar da artacaktır. Unutmamalı ki mutlu kadın mutlu aile demektir. Estetik,Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı olan dr Mirza Yıldırım ayrıca bu operasyonların tecrübeli ellerde yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. ‘’Merdiven altı kliniklerden uzak durulmalı uygun fiyat ararken sağlıklarından olmasınlar yaptığım operasyonların %30’u düzeltme ameliyatları’ dedi...   En çok meme ve burun ameliyatları yaptığını söyleyen Dr Mirza Yıldırım BBL adı verilen şekillendirme operasyonlarının da revaçta olduğunu ve bu ameliyatlara için yurt dışından da büyük rağbet olduğuna dikkat çekti.]]> https://magazinname.com/op-dr-mirza-yildirim-anne-estetigini-mutlaka-devlet-odemeli-h62716.html Sat, 04 Oct 2025 16:55:05 +0000 <![CDATA[Katarakt ve görme kusurları artık tek operasyonla tedavi ediliyor]]> https://magazinname.com/katarakt-ve-gorme-kusurlari-artik-tek-operasyonla-tedavi-ediliyor-h60857.html Katarakt ameliyatında da kullanılabilir Premium mercek tedavilerinde, göz içindeki doğal merceğin alınıp yerine birden fazla odak kabiliyetine sahip merceklerin konumlandırıldığını söyleyen Op. Dr. Fatih Yenihayat, “Bu tedavinin en büyük getirilerinden bir tanesi ise, katarakt rahatsızlığından şikayet eden hastalarda, amel kataraktı tedavi etmenin ötesine geçerek, uzak-ara mesafe-yakın gözlük kullanımını da en aza indirilmesidir. Yapılacak detaylı muayene ve tetkikler sonucunda, hekim ve hasta bilgi alışverişinde bulunarak en uygun mercek modelinin hangisi olacağına beraber karar vermektedir. Yerleştirilen merceklerin ömür boyu kullanılabiliyor olması, alerji yapmaması ve göz dokusuna uyumlu olması ise en büyük avantajları” şeklinde bilgiler verdi. Hasta seçimi ve ön muayene önemli Tedavi uygulanacak hastanın ihtiyaçlarının doğru belirlenmesinin önemine dikkat çeken Op. Dr. Fatih Yenihayat, “Hasta için uzağı mı yakını mı görmenin daha önemli olduğuna dikkat edilmesi gerekiyor. Her şeyden önce, detaylı bir göz muayenesi yapılması lazım. Her hastanın göz yapısı bu ameliyata uygun olmayabilir. Hastanın pupil boyutlarının yanı sıra kataraktı olan hastaların mesleki durumu, yaşı, okuma alışkanlıkları gibi etkenler dahi hasta seçimini etkileyen faktörlerdir. Ameliyat öncesinde, doktor tarafından hastaya bilgilendirmenin detaylı olarak yapılması da ameliyatın başarısını direkt olarak etkileyecek faktörlerden bir tanesidir. Doğru hasta seçimi, uygun teknik, ameliyatın gerçekleştirildiği kurum ve hekimin tecrübesinin yanı sıra, kullanılan merceğin doğru seçilmesi ve belirli bir kalitenin üzerinde olması sayesinde bu ameliyatlarda yüksek bir başarı oranı yakalanmaktadır. Ameliyat sonrasında ise hastalar, yaklaşık 3-4 haftalık bir süreç boyunca damla kullanmalı ve gözlerine özen göstermelidir. Görme, yaklaşık 1-2 gün içerisinde normal seviyelerine ulaşırken, hastalar bu kısa sürenin ardından normal hayatlarına dönebiliyorlar.” diyerek sözlerini tamamladı. Dünyagöz Hastaneler Grubu Hakkında: 1996 yılında hizmet vermeye başlayan Dünyagöz, gözün tüm branşlarında ve en gelişmiş teknolojilerle sunduğu yüzlerce farklı tedavi yöntemiyle göz ve göz çevresi sağlığına dair sorunlara çözüm getiriyor. Ülkemizde branş hastaneciliği ile yeni bir dönem başlatan Dünyagöz Hastaneler Grubu, günde 8.000 poliklinik ve 1.000 ameliyat kapasitesiyle yurt içi ve yurt dışında toplam 31 ayrı noktada ilkeli sağlık hizmeti veriyor. Dünyagöz; sürekli yenilenen eksiksiz teknolojisi, 350’si öğretim üyesi ve uzman doktorlardan oluşan 800 kişilik deneyimli medikal kadrosu, 3500’ün üzerinde personeli ve çağdaş yönetim anlayışıyla kısa sürede dünyanın sayılı merkezleri arasında yerini aldı. Türkiye çapında İstanbul, Ankara, Antalya, İzmit, Adana, Samsun, Tekirdağ, Bursa, Konya, Sakarya, Gaziantep ve İzmir olmak üzere 12 ayrı ilde 21 şube ve yurt dışında Almanya’nın Frankfurt ve Köln’de 2 ayrı noktada, Gürcistan’ın Tiflis, Azerbaycan’ın Bakü, Kosova’nın Priştine, Kırgızistan’ın Bişkek’te 2 ayrı noktada, Özbekistan’ın Taşkent, Bulgaristan’ın Haskovo şehirlerinde olmak üzere 10 ayrı noktada hizmet vermektedir. 2026-2027 yılları içerisinde Almanya, Hollanda ve Avusturya başta olmak üzere Avrupa’da 15 ayrı noktada ilave klinikler açmayı hedeflemektedir. Dünyagöz, Türkiye’de sağlık turizminin öncülüğünü üstlenerek dünyanın 171 ayrı yabancı ülkesinden yılda ortalama 120.000 hastaya 7/24 hizmet veriyor. ]]> https://magazinname.com/katarakt-ve-gorme-kusurlari-artik-tek-operasyonla-tedavi-ediliyor-h60857.html Mon, 14 Jul 2025 08:52:52 +0000 <![CDATA[Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal narsisizm hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu]]> https://magazinname.com/uzman-klinik-psikolog-sedef-koc-bal-narsisizm-hakkinda-carpici-aciklamalarda-bulundu-h60135.html Psikolojik sağlamlığın temel taşlarından biri bireyin kendisini sevebilme kapasitesi… ‘Kendine Sarılma Günü’ gibi günlerin bireylerin kendileriyle olan ilişkilerini gözden geçirmeleri için anlamlı bir fırsat sunduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Kendine Sarılma Günü, bireylerin kendi iç dünyalarına dönerek kendileriyle barışık olma yolunda önemli bir hatırlatıcıdır.” dedi. Psikolojik sağlamlığın temel taşlarından birinin de bireyin kendisini sevebilme kapasitesi olduğunu vurgulayan Bal, bunun kesinlikle geliştirilebilen bir beceri olduğuna dikkat çekti. Her bireyin ‘sağlıklı bir ben’e ihtiyacı var!  Kendini sevmenin, bireyin kendisini kabul etmesi, kendi değerini nesnel ve şefkatli bir biçimde takdir etmesi olarak tanımlanabildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Kendini kabul demek bireyin her yönünü olduğu gibi yüceltmek anlamına da gelmemeli. Burada vurgu, kendine acımasızca yaklaşmadan gerekli durumlarda değişime açık olabilmekte.” dedi. Bu sürecin, kişinin kendine yönelik olumlu tutum geliştirmesi, özsaygısını güçlendirmesi ve kendine karşı eleştirel olmayan, destekleyici bir içsel diyalog geliştirmesi anlamına geldiğini ifade eden Bal, “Bunu gerek tek başına gerek profesyonel destek eşliğinde yapabilen birey, hayatın diğer alanlarında bir zorluk yaşadığında iç motivasyonundan destek alarak ayakta kalmayı başarabilir. Sağlıklı sınırlarda kendini sevme, psikolojik dayanıklılığı artırmakta ve bu sayede bireyin stresle başa çıkma mekanizmalarını olumlu yönde etkilemektedir. Her bireyin ‘sağlıklı bir ben’e ihtiyacı vardır.” açıklamasını yaptı. Kendini seven bireyler, başkalarını da sevme potansiyeline sahiptir! Kendini sevmenin aynı zamanda kendini görmekten geçtiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Kendini görmek dediğimiz ifade ötekini yok saymak gibi algılandığında narsistik örüntüleri konuşuyor oluruz. Toplumda kendini sevme ile narsisizm kavramları sıklıkla karıştırılmakla birlikte, klinik açıdan birbirinden net olarak ayrılır.” dedi. Bazı bireylerde ‘sağlıklı ben’ ihtiyacının, ‘sadece ben’ gibi bir noktaya evrilebileceğine işaret eden Bal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu durumda bireyin kendisi dışındaki diğerlerini görememesi söz konusudur. Bu dengeyi sağlayamayan birey klinikte ‘ben artık bencil olmak istiyorum’ gibi ifadelerde bulunabilir. Kendi ihtiyaçlarına kulak vermenin bencillik gibi algılandığı yanlış bir algı ortaya çıkıyor. Bununla birlikte bencil tutumlarda bulunan kişilerin davranışlarını öz değerlilik, öz farkındalık, öz şefkat gibi kavramlarla açıklaması da uygun değildir. Narsisizm, kendini aşırı abartma, empati eksikliği ve başkalarının ihtiyaçlarını görmezden gelme eğilimini içerir, büyüklenmeci bir tutum söz konusudur. Buna karşın, kendini sevme, sağlıklı sınırlar içinde, özsaygı ve öz şefkatin varlığı ile karakterizedir. Gerçek anlamda kendini seven bireyler, başkalarını da sevme potansiyeline sahiptir. Hem kendilerinin hem de çevrelerindekilerin ihtiyaçlarına saygı gösterme becerileri gelişmiştir. Bireyin kendini kabulünü artırmayı ve özsaygısını güçlendirmeyi hedefleyen öneriler… Kendini sevme sürecinde zorluk yaşayan bireylerde genellikle içsel eleştirinin yüksek, özsaygının düşük olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bu bireylerin uygulayabileceği bazı yöntemlerden bahsetti. Bal, “Bireyin kendine yönelik tutumunu yumuşatmak amacıyla, öz şefkat temelli bilişsel-davranışçı teknikleri uygulanabilir. Olumsuz ve yıkıcı iç seslerin farkına varılması ve bu seslerin destekleyici ifadeler ile yer değiştirilmesi teşvik edilebilir. Mindfulness teknikleri aracılığıyla, bireyin kendisiyle barışık bir ilişki geliştirmesi desteklenebilir. Bu desteği kendi kaynaklarıyla sağlayamayan bireyler için psikoterapi etkili bir yöntemdir. Psikoterapi bireyin kendini kabulünü artırmayı ve özsaygısını güçlendirmeyi hedefler.” önerisinde bulundu. Kendisiyle barış içinde olmayanlar, başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmakta da zorlanabilir Kendiyle barışık olmayan bireylerde, düşük özsaygı ve yüksek kendine yönelik eleştirinin kaygı, depresyon ve stres düzeylerinde artışa yol açtığının gözlemlendiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Bu durum, bireyin sosyal ilişkilerinde, iş yaşamında ve genel yaşam doyumunda olumsuz etkiler yaratır.” dedi. Bununla birlikte kendisiyle barış içinde olmayan bireylerin, çoğu zaman başkalarıyla da sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlandığının altını çizen Bal, “Bu da kişilerarası çatışmaların ve yalnızlık duygusunun artmasına neden olabilir. Psikoterapi ile kendini sevme becerisinin geliştirilmesi, bahsedilen psikososyal sorunların azaltılması ve yaşam kalitesinin artırılması açısından öncelikli hedeflerden biridir.” diyerek sözlerini tamamladı]]> https://magazinname.com/uzman-klinik-psikolog-sedef-koc-bal-narsisizm-hakkinda-carpici-aciklamalarda-bulundu-h60135.html Tue, 03 Jun 2025 16:51:32 +0000 <![CDATA[Prof. Dr. Hayat Kumbasar Karaosmanoğlu “Seyahatlerde hijyen bakanlık tarafından sosyal sorumluluktur”]]> https://magazinname.com/enfeksiyoprof-dr-hayat-kumbasar-karaosmanoglu-seyahatlerde-hijyen-bakanlik-tarafindan-sosyal-sorumluluktur-h60037.html Araştırma: Toplu Taşımada Hijyen Bilinci Yeterli Değil 15 yaş ve üzeri 750 kişiyle yapılan “Kamusal Alanda ve Evde Hijyen Alışkanlıkları” araştırması, toplu taşıma araçlarının kullanım sıklığı ve hijyen beklentileriyle ilgili çarpıcı veriler sundu. Araştırmaya göre, şehir içi toplu taşıma haftada ortalama 3,7 kez, şehirlerarası taşımacılık ise ayda 1,5 kez kullanılıyor. Katılımcıların yüzde 81’i belediye otobüslerini, yüzde 65’i metro, yüzde 63’ü minibüs ve dolmuşları tercih ediyor. Katılımcıların yalnızca yüzde 29’u toplu taşımada hijyen kurallarına yeterince dikkat edildiğini düşünürken, her iki kişiden biri hijyenin toplu taşımada hayati öneme sahip olduğunu belirtiyor. Ancak her 10 kişiden 7’si toplu taşımanın yeterince hijyenik olmadığını savunuyor. YHT’lerde Geniş Kapsamlı Temizlik Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı TCDD Taşımacılık A.Ş., yaklaşan bayram öncesi yüksek hızlı trenlerde (YHT) kapsamlı hijyen çalışması gerçekleştirdi. Hayat’ın temizlik markası Bingo iş birliğiyle yürütülen “Sevdiklerini Koru - Kamusal Alanda Hijyen Farkındalığı” projesi kapsamında 31 YHT aracı detaylı şekilde temizlendi. Temizlik çalışmalarıyla vatandaşların hijyen beklentilerine yanıt verilmesi hedeflendi. “Sadece Konuşurken Bile Mikrop Saçıyoruz” Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hayat Kumbasar Karaosmanoğlu, kalabalık ortamlarda enfeksiyon bulaşma riskinin ciddi boyutlara ulaştığını belirtti. Karaosmanoğlu, “Toplu taşıma araçları sınırlı havalandırma ve yüksek temas oranı nedeniyle mikroorganizmaların yayılması açısından en riskli alanlardan. Bir kişinin hapşırmasıyla 100 bin civarında mikrop ortama yayılabiliyor. Bu damlacıklar 5-6 metre uzağa ulaşabiliyor ve bazıları havada asılı kalabiliyor” dedi. Prof. Dr. Karaosmanoğlu ayrıca; tutacaklar, koltuk kenarları, kapı kolları ve bilet basma noktalarının hijyen açısından en riskli bölgeler olduğunu belirtti. Mikroorganizmaların bazıları yüzeylerde günlerce canlı kalabiliyor ve çok küçük bir dozla bile hastalık bulaşabiliyor. "Bir Saatte 15-20 Kez Yüzümüze Dokunuyoruz" “Yapılan çalışmalar gösteriyor ki insanlar ellerini saatte ortalama 15-20 kez yüzlerine götürüyor. Bu da hastalıkların yayılmasını kolaylaştırıyor” diyen Karaosmanoğlu, özellikle el hijyenine dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Karaosmanoğlu, “Hapşırırken dirseğimizle ağzımızı kapatmalı, hasta isek mutlaka maske takmalı, sık sık ellerimizi yıkamalıyız. Yetkililer ise düzenli temizlikle bu riski azaltabilir” ifadelerini kullandı.  ]]> https://magazinname.com/enfeksiyoprof-dr-hayat-kumbasar-karaosmanoglu-seyahatlerde-hijyen-bakanlik-tarafindan-sosyal-sorumluluktur-h60037.html Sun, 01 Jun 2025 14:33:25 +0000 <![CDATA[Denizli’de Hem Sağlığın Hem Güzelliğin Adresi: Dr. Sabri Barım Kliniği]]> https://magazinname.com/denizlide-hem-sagligin-hem-guzelligin-adresi-dr-sabri-barim-klinigi-h59984.html “Beden sadece iyileşmek için değil, aynı zamanda ışıldamak için de ilgi ister” diyor Dr. Sabri Barım.
Denizli merkezde yer alan kliniğinde, hem tıbbi müdahaleleri hem de medikal estetik uygulamaları bir araya getirerek bölge halkına bütünsel bir sağlık ve güzellik anlayışı sunuyor.
Klasik muayenehane anlayışının ötesinde, günümüz ihtiyaçlarını merkeze alan klinik; hem içten hem dıştan sağlığa hitap eden uygulamalarıyla dikkat çekiyor.
Dr. Barım, sadece reçete yazan bir hekim değil; aynı zamanda yaşam kalitesini artıran, bireyi bir bütün olarak ele alan modern bir tıp uygulayıcısı.

“Sağlık, sadece ilaçla değil; ilgiyle, güvenle, doğru dokunuşla başlar.”

Klinikte sunulan hizmetler arasında klasik sağlık müdahaleleri yer alıyor:
Serum uygulamaları, enjeksiyonlar, pansumanlar, EKG gibi işlemler hastaların günlük medikal ihtiyaçlarını güvenle karşılıyor.
Ancak bu kliniği farklı kılan sadece bunlar değil.
Dr. Sabri Barım, estetik dokunuşları da aynı hassasiyetle ele alıyor. Klinik bünyesinde uygulanan işlemler arasında:
•Terleme botoksu,
•Dolgu uygulamaları,
•Klasik botoks,
•Gençlik aşıları
•Hacamat ve benzeri tamamlayıcı tıbbi uygulamalar bulunuyor.
Dr. Barım, estetik uygulamaları yalnızca “güzellik” amacıyla değil, bireyin ruhsal ve fiziksel olarak iyi hissetmesi için destekleyici bir unsur olarak görüyor.

“Bir insan kendini aynada iyi hissediyorsa, bu onun iyileşme hızına bile yansır.”

Dr. Sabri Barım’a göre sağlık ve estetik birbirinden ayrılmaz iki kavram.
Röportajımız sırasında “Kliniğinizde neden bu kadar çeşitli hizmet var?” diye sorduğumuzda, şu yanıtı veriyor:
“Çünkü insanlar artık sadece iyileşmek istemiyorlar; aynı zamanda iyi hissetmek, iyi görünmek ve hayatlarında dengede olmak istiyorlar. Benim işim de sadece tedavi etmek değil, bu dengeye eşlik etmek.”

Güler yüzlü ekip, güven veren ortam

Klinikte sadece Dr. Barım değil, alanında deneyimli bir sağlık ve destek ekibi de görev yapıyor.
Steriliteye ve hasta mahremiyetine verilen önem, klinik tercih edilirken hastaların en çok dikkat ettiği konuların başında geliyor.
Üstelik hastalar, tedavi süreci boyunca kendilerini “beyaz önlük karşısında yalnız kalmış” gibi hissetmiyorlar. Tam aksine, karşılarında sabırla dinleyen, yönlendiren ve empati kuran bir ekip buluyorlar.

Bölge halkından yoğun ilgi

Dr. Barım’ın kliniği yalnızca Denizli’den değil, çevre illerden de gelen hastalarla yoğun bir tempoya sahip.
Özellikle medikal estetik işlemlerde doğal görünüm arayanların uğrak noktası hâline gelen klinikte randevular çoğu zaman haftalar öncesinden doluyor.
Kapanışta, Dr. Sabri Barım’a bir de şu soruyu yöneltiyoruz: “Tüm bu yoğunluk içinde sizi en çok ne motive ediyor?”
“İnsanların hayatına iyi bir şey kattığını hissetmek. O ilk adımı atarken yaşadıkları kararsızlığı, aynaya baktıklarında yerini güvene bıraktığını görmek… İşte bu, tüm emeğe değer.”
]]>
https://magazinname.com/denizlide-hem-sagligin-hem-guzelligin-adresi-dr-sabri-barim-klinigi-h59984.html Fri, 30 May 2025 21:33:07 +0000
<![CDATA[Dr. Selma Erciyas, insülin direncinin belirtileri, riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu]]> https://magazinname.com/dr-selma-erciyas-insulin-direncinin-belirtileri-riskleri-ve-tedavi-yontemleri-hakkinda-onemli-aciklamalarda-bulundu-h59926.html Modern yaşamın getirdiği hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları, insülin direncinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Batıgöz Sağlık Grubu Manisa Şubesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Selma Erciyas, insülin direncinin belirtileri, riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.

İnsülin direnci, vücudun ürettiği insüline karşı duyarlılığının azalması sonucu kan şekerinin düzenlenmesinde sorun yaşanmasıdır. Dr. Erciyas, “Bu durum zamanla tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.” diyerek insülin direncinin önemine dikkat çekti.

Belirtileri Göz Ardı Etmeyin

Çoğu zaman belirti vermeyen insülin direnci, yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Dr. Erciyas, özellikle şu belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini belirtti:

  • Sürekli mide kazınması hissi

  • Bel çevresinde yağlanma ve kontrolsüz kilo artışı

  • Yemek sonrası halsizlik ve aşırı uyku hali

  • Sürekli tatlı yeme isteği

  • Dikkat dağınıklığı ve odaklanma sorunları

  • Kadınlarda adet düzensizlikleri

Bu belirtileri yaşayanların vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerektiğini vurgulayan Dr. Erciyas, erken teşhisin tedavi başarısı için kritik olduğunu söyledi.

Tedavi ve Korunma Yolları

İnsülin direncinde en etkili tedavi yönteminin yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu belirten Dr. Erciyas, “Kompleks karbonhidratlar, sağlıklı yağlar ve yeterli protein içeren dengeli bir beslenme planı uygulanmalı, düzenli egzersiz yapılmalı ve uyku düzenine dikkat edilmelidir.” dedi. Gerekli durumlarda ilaç tedavisinin de sürece destek sağladığını ekledi.

Erken Müdahale Hayat Kurtarır

İnsülin direncinin tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini hatırlatan Dr. Erciyas, “Erken teşhisle insülin direnci kontrol altına alınabilir, uzun vadeli riskler minimize edilebilir. Batıgöz Sağlık Grubu Manisa Şubesi olarak, hastalarımızın sağlığını koruma ve yaşam kalitesini artırma yolunda yanlarındayız.” ifadelerini kullandı.

]]>
https://magazinname.com/dr-selma-erciyas-insulin-direncinin-belirtileri-riskleri-ve-tedavi-yontemleri-hakkinda-onemli-aciklamalarda-bulundu-h59926.html Wed, 28 May 2025 15:18:23 +0000
<![CDATA[Op. Dr. Ruhi Güngör "Mesane Çalışma Bozuklukları Sessiz ama Sinsi Bir Sorun"]]> https://magazinname.com/op-dr-ruhi-gungor-mesane-calisma-bozukluklari-sessiz-ama-sinsi-bir-sorun-h59744.html mesane çalışma bozukluklarıdır. Hem kadınlarda hem erkeklerde görülebilen bu durum, idrar kontrolüyle ilgili pek çok problemi beraberinde getirir. Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ruhi Güngör, mesane fonksiyon bozukluklarının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Mesane Çalışma Bozukluğu Nedir? Mesane, böbreklerden gelen idrarı biriktirip uygun zamanda dışarı atmamızı sağlayan bir organdır. Bu sistemin sağlıklı işlemesi sinirler, kaslar ve idrar yollarının uyumlu çalışmasına bağlıdır. Ancak bazı durumlarda bu uyum bozulur ve kişi idrarını tutmakta zorlanabilir, tam boşaltamayabilir ya da sık idrara çıkma ihtiyacı hisseder. Belirtiler Nelerdir? Mesane bozuklukları çok farklı şekillerde kendini gösterebilir. En yaygın belirtiler şunlardır:
  • Sık idrara çıkma
  • İdrarı tutamama (idrar kaçırma)
  • Aniden başlayan, yoğun sıkışma hissi
  • İdrarı yaparken zorlanma
  • Mesaneyi tam boşaltamama hissi
  • Gece sık sık tuvalete kalkma
Bu belirtiler yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilir ve sosyal hayatta çekingenliğe neden olabilir. Neden Olur? Mesane çalışma bozukluklarının birçok nedeni olabilir. Bunlardan bazıları:
  • Nörolojik hastalıklar (MS, Parkinson, omurilik yaralanmaları)
  • Diyabet
  • İleri yaş
  • Geçirilmiş pelvik cerrahiler
  • Doğumsal anomaliler
  • İdrar yolu enfeksiyonları
  • Stres ve psikolojik faktörler
Bu sorunlar mesane kaslarının aşırı aktif veya yetersiz çalışmasına yol açabilir. Tanı Nasıl Konur? Tanı koymak için öncelikle hastanın detaylı öyküsü ve şikayetleri dinlenir. Gerekli görüldüğünde şu testler yapılabilir:
  • İdrar tahlili ve kültürü
  • Mesane günlüğü takibi
  • Ultrasonografi
  • Ürodinami testi (mesanenin dolma ve boşalma işlevinin ölçülmesi)
  • Sistoskopi
Tedavi Seçenekleri Nelerdir? Op. Dr. Ruhi Güngör, tedavinin kişiye özel planlandığını belirtiyor. Uygulanan tedavi yöntemlerinden bazıları şunlardır:
  • İlaç tedavisi: Mesane kaslarını kontrol altına almak için
  • Fizik tedavi ve mesane eğitimi
  • Botoks enjeksiyonu: Aşırı aktif mesaneye
  • Sinir uyarımı (nöromodülasyon)
  • Kateter kullanımı: Mesanenin boşaltılamadığı durumlarda
  • Cerrahi müdahale: İleri vakalarda uygulanabilir
Tedavide başarı oranı yüksektir, ancak erken tanı ve doğru yönlendirme büyük önem taşır. Op. Dr. Ruhi Güngör Uyarıyor: “Mesane problemleri yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir. Bu sorunlar tedavi edilebilir. Utanmayın, çekinmeyin; bir uzmana başvurun. Sessiz kalan her mesane, zamanla daha büyük problemler doğurabilir.”]]>
https://magazinname.com/op-dr-ruhi-gungor-mesane-calisma-bozukluklari-sessiz-ama-sinsi-bir-sorun-h59744.html Sat, 24 May 2025 00:25:53 +0000
<![CDATA[Nöroloji ve Algoloji uzmanı Uzm. Dr. Meltem Mutlucan “Algoloji” Ağrı Bilimi hakkında çarpıcı açıklamalara imza attı]]> https://magazinname.com/noroloji-ve-algoloji-uzmani-uzm-dr-meltem-mutlucan-algoloji-agri-bilimi-hakkinda-carpici-aciklamalara-imza-atti-h59150.html Uzm. Dr. Meltem Mutlucan tıp dilinde “Algoloji” olarak bilinen Ağrı Bilimi hakkında yaptığı açıklamada “Sebebi belli olsun veya olmasın kronik, uzun süren ağrıların tedavisi ile ilgilenen bir bilim dalıdır. Algoloji uzmanı olabilmek için öncelikle Nöroloji, Fizik-Tedavi ve Rehabilitasyon, Anestezi veya Reanimasyon dallarından uzmanlık eğitimi alması gerekmektedir. Ve bunların sonrasında bir yan dal uzmanlık sınavından sonra alınacak iyi bir derece ile “Algoloji” uzmanı olarak hizmet vermeye başlanıyor. Bakıldığında uzun ve zorlu bir süreç.” dedi. Uzm. Dr. Meltem Mutlucan “Örnek vermek gerekirse kronik bel ve boyun ağrıları, migren ve baş ağrıları, kansere bağlı ağrılar, geçirdiği ameliyat sonrası ağrılar yaşayan, yüz siniri geçirmiş ve bundan dolayı ağrı çeken herkesin mutlaka bir Algoloji uzmanına danışmasını tavsiye ederim. Tedavi yöntemi olarak ilaç tedavileri ve bu tedavileri destekleyen girişimsel işlemler uyguluyoruz. Girişimsel işlemler dediğimiz eklem enjeksiyonları, sinir blokları, radyo frekans, migren için yapılan bir takım sinir blokları uyguluyoruz. Bu işlemler hem iğnelerle yapılıyor hem bazı cerrahi yöntemler hastaya uygulanarak yaşadığı ağrıyı tedavi etmeye çalışıyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.  ]]> https://magazinname.com/noroloji-ve-algoloji-uzmani-uzm-dr-meltem-mutlucan-algoloji-agri-bilimi-hakkinda-carpici-aciklamalara-imza-atti-h59150.html Fri, 25 Apr 2025 23:14:42 +0000 <![CDATA[Epilepsi hakkındaki doğru bilinen yanlışlar]]> https://magazinname.com/epilepsi-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar-h58591.html Genetik ve çevresel faktörler epilepsiye neden olabilir! Epilepsinin, beyindeki anormal elektriksel aktiviteye bağlı olarak tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir bozukluk olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bu nöbetler, beyin hücrelerinin (nöronlar) aşırı ve birlikte aynı zamanda/senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkar.” dedi. Epilepsinin, genetik yatkınlık, beyin travması, enfeksiyonlar, inme, tümörler veya gelişimsel bozukluklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, tanı sürecinin hastanın klinik öyküsü, nöbetlerin özellikleri ve nörolojik muayene ile başladığını, tanıyı doğrulamak için ise Elektroensefalografi (EEG), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve kan testleri gibi bazı testler kullanıldığını söyledi.

Düzenli uyku, stres yönetimi ve ilaçların düzenli kullanımı nöbet riskini düşürebilir…

Bazı faktörlerin epilepsi ataklarını tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür. Psikolojik stres, nöbet riskini artırabilir. Özellikle alkol yoksunluğu nöbetlere yol açabilir. Bazı bireylerde yanıp sönen ışıklar nöbetleri tetikleyebilir. Antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı nöbet riskini artırır. Bazı ilaçların kendileri nöbetleri tetikleyebilir.” şeklinde konuştu. Bu faktörlerden kaçınmanın mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Celal Şalçini, düzenli uyku, stres yönetimi, alkolden kaçınma, ilaçların düzenli kullanımı ve fotosensitivitesi/ışığa hassasiyeti olan bireylerin yanıp sönen ışıklardan uzak durmasının özellikle önerildiğini aktardı.

Aile üyeleri nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli!

Epilepsi ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken faktörlere değinen Dr. Celal Şalçini, şunları söyledi: “Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir. Uyku düzeni ve stres yönetimine önem verilmeli, tetikleyici faktörlerden uzak durulmalı. Nöbet sırasında yaralanmayı önlemek bulunulan odanın veya banyonun kapısı kilitlenmemeli, keskin eşyalar açıkta bırakılmamalı ve yüzme gibi aktiviteler sırasında hasta yalnız olmamalı. Nöbetlerin sıklığı, süresi ve tetikleyicileri kaydedilmeli. Aile üyeleri ve yakın çevre nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli.”

Doğru yaklaşımlarla epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürebilir!

Epilepsi hastalarının toplumda karşılaştığı yaygın yanlış inanışlar olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Epilepsinin bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünenler bile var.” dedi. Epilepsi hastalarının normal bir yaşam süremeyeceği inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir. Bir diğer yanlış bilinen konu ise ‘nöbet sırasında hastanın dilini tutmak gerekir’ bilgisi. Bu, hastaya zarar verebilir. Bunun yerine, hastayı güvenli bir pozisyona almak ve nöbetin bitmesini beklemek gerekir.” açıklamasını yaptı. Dr. Celal Şalçini epilepsi hakkındaki farkındalığı artırmak için ise; toplumda eğitim programları düzenlemek, medya ve sosyal platformlarda doğru bilgiler paylaşmak, okullarda ve iş yerlerinde epilepsi hakkında bilinçlendirme seminerleri yapmak, epilepsi dernekleri ve hasta grupları aracılığıyla destek sağlamak gibi adımlar atılabileceğini söyledi. Epilepsi hastaları, bu önerilerle sosyal hayatlarının daha verimli sürdürebilir! Epilepsi ile yaşayan bireylerin sosyal hayatlarını daha verimli sürdürebilmesi için önerilerde bulunan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Epilepsi dernekleri veya hasta gruplarına katılarak benzer deneyimler paylaşılabilir. İş yerinde, okulda veya sosyal çevrede epilepsi hakkında açık iletişim kurulması kişiye iyi gelebilir. Doktor onayıyla düzenli egzersiz yapmak, stresi azaltır ve genel sağlığı iyileştirir. Epilepsi hastaları, uygun tedavi ve destekle eğitimlerini tamamlayabilir ve iş hayatında başarılı olabilir. Gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkmak için adım atılabilir.”]]>
https://magazinname.com/epilepsi-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar-h58591.html Tue, 25 Mar 2025 22:23:16 +0000
<![CDATA[Ramazan Bayramını Sağlıklı Geçirmek İstiyorsanız Muhakkak Bunları Uygulayın!]]> https://magazinname.com/ramazan-bayramini-saglikli-gecirmek-istiyorsaniz-muhakkak-bunlari-uygulayin-h58556.html Ramazan Bayramı’nda Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları Ramazan ayının sona ermesiyle birlikte, uzun süreli açlık sonrası beslenme alışkanlıklarının eski düzenine dönmesi için dikkat edilmesi gereken önemli noktalar bulunuyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi (İRÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, Ramazan ayı boyunca öğün sayısının azalması ve metabolizmanın yavaşlamasının ardından bayram süresince sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzenine geçişin önemine vurgu yaptı.

Bayram Sabahına Sağlıklı Bir Kahvaltıyla Başlayın

Dr. Yenipınar, bayram sabahlarının genellikle şölen havasında geçtiğini belirterek, “Bayram kahvaltısında börek, çörek gibi karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler yerine; yumurta, peynir, zeytin, ceviz, mevsim yeşillikleri ve tam tahıllı ekmek içeren geleneksel Türk kahvaltısı tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı. Ayrıca, bayram ziyaretlerinde tatlı ikramlarının fazla olacağını hatırlatarak, kahvaltıda bal, reçel gibi tatlı yiyeceklerin tüketilmemesi gerektiğini vurguladı.

Öğün Sayısını Artırarak Metabolizmayı Canlandırın

Ramazan boyunca azalan öğün sayısına dikkat çeken Yenipınar, bayramla birlikte bu düzenin yeniden sağlanması gerektiğini ifade etti. “Ara öğünlere yağsız süt, fındık, badem gibi sağlıklı atıştırmalıklar ekleyerek metabolizma hızınızı artırabilirsiniz” diyerek, sağlıksız atıştırmalıklardan kaçınılması gerektiğini söyledi.

Şerbetli Tatlılar Yerine Sütlü Tatlıları Tercih Edin

Bayramda en sık yapılan beslenme hatalarından birinin fazla miktarda şerbetli tatlı ve hamur işi tüketimi olduğunu belirten Dr. Yenipınar, “Şekerin vücutta fazladan depolanması kilo artışına neden olabilir ve kan şekeri dengesizliğine yol açabilir. Bu nedenle, tatlı tercihi şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılardan yana kullanılmalıdır” dedi.

Lifli Gıdalara Ağırlık Verin

Ramazan ayı süresince bağırsak düzeninde değişiklikler olabileceğini ifade eden Yenipınar, bayramda lif (posa) tüketimini artırmanın sindirim sağlığı açısından önemini vurguladı. “Kızartma ve ağır yemekler yerine, ızgara, haşlama veya buğulama yöntemiyle pişirilen yemekleri tercih etmelisiniz. Tam tahıllı ekmek, kuru baklagiller ve sebzeler bağırsak sağlığınızı koruyacaktır” diye belirtti. Günlük en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesini önerdi.

Fiziksel Aktiviteyi İhmal Etmeyin

Bayram süresince tüketilen enerji miktarının arttığını belirten Dr. Yenipınar, “Fiziksel aktivitenin metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olduğunu unutmamalıyız. Gün içinde kısa yürüyüşler yaparak aldığınız enerjiyi dengeleyebilirsiniz” ifadelerini kullandı.

Sıvı Tüketimine Dikkat Edin

Ramazan boyunca azalan sıvı tüketimine dikkat çeken Yenipınar, “Bayramda da vücudun sıvı dengesini korumak için günlük en az 2,5 litre su içilmelidir. Çay ve kahve tüketimi ise 2-3 fincanı geçmemelidir, çünkü fazla kafein vücuttan sıvı kaybına neden olabilir” uyarısında bulundu. Bayramı Beslenme Düzenine Geçiş Dönemi Olarak Düşünün Beslenme düzeninde ani değişikliklerin sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade eden Dr. Yenipınar, bayramın Ramazan öncesi beslenme düzenine geçiş için bir fırsat olduğunu söyledi. “İlk gün hafif beslenerek başlayıp, porsiyonları dikkatli ayarlamalı, üçüncü günde ise normal beslenme düzenine kademeli olarak geçiş yapılmalıdır” diyerek bayram süresince dengeli beslenmenin önemine vurgu yaptı.]]>
https://magazinname.com/ramazan-bayramini-saglikli-gecirmek-istiyorsaniz-muhakkak-bunlari-uygulayin-h58556.html Tue, 25 Mar 2025 15:37:26 +0000
<![CDATA[Doç. Dr. A. Enes Arıkan Meme Kanseri Hakkında Doğru Sanılan 10 Hatalı Bilgi Hakkında Açıklamalarda Bulundu]]> https://magazinname.com/doc-dr-a-enes-arikan-meme-kanseri-hakkinda-dogru-sanilan-10-hatali-bilgi-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h58520.html . Dünya Sağlık Örgütü 2022 yılı verilerine göre; dünya genelinde her yıl 100 bin kadından yaklaşık 47’sinde, Türkiye’de de 46’sında meme kanseri teşhis ediliyor. Bu rakam, Türkiye’de her yıl 20 bini aşkın kadının meme kanseriyle mücadele etmesi gerektiğine işaret ediyor.  Ayrıca, meme kanseri dünya genelinde ve ülkemizde kadınlarda kansere bağlı ölümler arasında da ilk sırada yer alıyor. Acıbadem  Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan, eskiden genellikle 50 yaş ve üzerindeki kadınlarda görülen meme kanserinin son yıllarda 35, hatta daha genç kadınlarda bile yaygınlaştığına dikkat çekerek, “Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, stres ve çevresel etkenler meme kanserinin genç kadınlarda görülme sıklığında artış olmasının başlıca nedenlerini oluşturmaktadır” diyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan,   bu rakamlara bakıp ümitsizliğe kapılmamak gerektiğine işaret ederek, “Zira, günümüzde erken teşhis edildiğinde meme kanseri tedavisinde başarı oranı yüzde 90’ın üzerine çıkmaktadır. Bu sayede pek çok kadın sağlığına kavuşabilmekte ve yaşam kalitesini koruyabilmektedir. Unutmayalım ki meme kanserinde erken tanı hayat kurtarır” diyor. Ancak toplumda meme kanseriyle ilgili doğru sanılan yanlış inanışlar, kadınların doktora başvurmasını geciktirebiliyor ve bu nedenle tedavinin başarısını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan, toplumda meme kanseri hakkında doğru sanılan 10 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!   Meme kanseri sadece ileri yaşta görülür. YANLIŞ! DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, meme kanseri risk faktörlerine bağlı olarak, genç yaş grubundaki kadınlarda da gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan, son yıllarda 35 yaş altındaki kadınlarda meme kanserinin daha yaygın görüldüğüne işaret ederek, “Bu yüzden aile hikayesi,  genetik taşıyıcılık ve aşırı stres gibi risk grubunda olan genç kadınların 25-30 yaşından itibaren düzenli olarak klinik meme muayenesi ve görüntüleme (Ultrason, MR) taramaları yaptırmaları önemlidir” diyor.   Ailede meme kanseri yoksa risk yoktur. YANLIŞ! DOĞRUSU: Meme kanseri sadece ailesinde kanser öyküsü olan kadınlarda görülmüyor. Kadınların yüzde 85-90 gibi büyük bir kısmı aile öyküsü olmasa bile bu hastalığa yakalanıyor. Zira, yaşam tarzı, hormonlar ve çevresel faktörler de meme kanseri riskini artırabiliyor.   Meme kanseri erken evrede mutlaka belirti verir.  YANLIŞ! DOĞRUSU: Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan,  meme kanserinin erken evrede belirti vermeyebileceğini vurgulayarak, “Bu nedenle sadece elle muayene değil, düzenli mamografi ve ultrason gibi taramalar gereklidir. Erken evrede teşhis edilen meme kanseri tedavi şansını büyük ölçüde artırmaktadır” diyor.   Mamografi zararlıdır ve kansere yol açar. YANLIŞ! DOĞRUSU: Meme kanserinin erken teşhis edilmesinde en etkili yöntemlerden biri olan mamografi düşük dozda radyasyon içerse de sağladığı fayda, zararından çok daha fazla oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan, “Dolayısıyla her kadının hiçbir yakınması olmasa bile 40 yaşından itibaren her yıl düzenli olarak mamografi çektirmesi yaşamsal önem taşımaktadır” bilgisini veriyor.   Bitkisel ürünler meme kanserini tedavi edebilir. YANLIŞ!  DOĞRUSU: Bilimsel olarak kanıtlanmamış bitkisel ürünler meme kanserini tedavi edemiyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan, tıbbi tedavi yöntemleri yerine bitkisel ürünlere yönelmenin tam aksine hastalığın ilerlemesine yol açabildiği uyarısında bulanarak, “Zerdeçal, çörek otu yağı, keten tohumu ve yağı gibi bazı bitkiler halk arasında sıkça kullanılmaktadır. Ancak bunlar meme kanserini tedavi etmez. Hatta, keten tohumu bazı meme kanserlerini kötüleştirebilir. Bunun sonucunda kanserin ilerlemesi nedeniyle meme korunamaz, hatta ameliyat ile tedavi edilemez hale gelebilir” diyor.   Genç yaşlarda görülen kitle her zaman iyi huyludur. YANLIŞ! DOĞRUSU: Doç. Dr. A. Enes Arıkan, memede ele gelen kitlenin her zaman kanser habercisi olmasa da mutlaka bir meme cerrahı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle genç yaşta ele gelen sertlikler, memenin sıvı dolu kesecikleri veya fibroadenom dediğimiz iyi huylu kitleleri olabilir. Ancak meme kanseri günümüzde genç yaştaki kadınları da tehdit etmektedir. Dolayısıyla, hangi yaş grubunda olursa olsun kadınların memede kitle fark ettiklerinde geç kalmadan hekime başvurmaları çok önemlidir” diyor.   Meme kanseri ameliyatı kanserin yayılmasına neden olur. YANLIŞ! DOĞRUSU: Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan, “Ameliyat, meme kanserinin yayılmasına yol açmaz; aksine kanserli dokunun vücuttan uzaklaştırılması için gereklidir” diyor. Erken teşhisle yapılan ameliyatlar sayesinde meme kanserinin kontrol altına alınabildiğini belirten Doç. Dr. A. Enes Arıkan, gecikildiğinde ise kanserin yayılma riskinin arttığına dikkat çekiyor.   Meme kanserinde meme mutlaka alınmalıdır. YANLIŞ!  DOĞRUSU: Günümüzde gelişen cerrahi yöntemler sayesinde meme koruyucu veya protezli ameliyatlar yapılabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. A. Enes Arıkan, “Meme kanseri erken teşhis edildiğinde, tümör sadece etkilenen bölgeden alınır ve bu sayede meme dokusu korunabilmektedir. Dolayısıyla meme kanserinde erken tanı büyük önem taşımaktadır” diyor.   Silikon meme protezleri kansere yol açar. YANLIŞ! DOĞRUSU: Bilimsel araştırmalar, silikon meme protezlerinin meme kanseri riskini artırmadığını gösteriyor. Protezlerin düzenli kontroller yapıldığı takdirde güvenle kullanılabileceği uzmanlar tarafından belirtiliyor. Ayrıca memede protez olması mamografi gibi rutin kontrollerin yapılamayacağı anlamına gelmiyor.   Sütyen giymek meme kanserine neden olur. YANLIŞ!  DOĞRUSU: Sütyen kullanımının meme kanseriyle bağlantısı olduğuna dair bilimsel bir kanıt mevcut değil. Dar sütyenler kan dolaşımını etkileyebilse de kansere yol açmıyorlar. Ancak, sağlıklı bir kan dolaşımı için rahat sütyenler tercih etmek ve uzun süre aşırı sıkı sütyen kullanmaktan kaçınmak gerekiyor.]]> https://magazinname.com/doc-dr-a-enes-arikan-meme-kanseri-hakkinda-dogru-sanilan-10-hatali-bilgi-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h58520.html Mon, 24 Mar 2025 17:36:56 +0000 <![CDATA[Kolon Kanserinde Erken Teşhis Hayat Kurtarır]]> https://magazinname.com/kolon-kanserinde-erken-teshis-hayat-kurtarir-h58495.html Kolon Kanserinde Erken Teşhis Hayat Kurtarır Doç. Dr. A. Kerim Oyman, standart risk grubundaki 50-70 yaş aralığındaki bireyler için tarama önerilerini şu şekilde açıkladı: "İki yılda bir gaitada gizli kan testi ve on yılda bir kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Son iki gaitada gizli kan testi negatif olan 70 yaşındaki bireylerde tarama sonlandırılmaktadır." Kolon Kanserinin Tanı Süreci Kolon kanseri tanısının birkaç aşamada konulduğunu belirten Doç. Dr. A. Kerim Oyman, "İlk olarak gaitada gizli kan testi uygulanarak dışkıda kan olup olmadığı kontrol edilir. Kanserin erken evrelerinde dışkıda kan bulunabilse de bu testin tek başına kesin tanı koymada yetersiz olduğu unutulmamalıdır" diye konuştu. Tanı sürecinde rektal muayenenin önemine de değinen Doç. Dr. Oyman, "Doktorun parmakla rektum bölgesini muayene ederek şüpheli kitleleri tespit etmesini sağlayan bu yöntem, özellikle rektum kanseri açısından büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Kolonoskopinin de kolon kanserinin tespitinde kritik bir yöntem olduğunu belirterek, "Kolonoskopi, ışıklı bir endoskopi aleti kullanılarak kalın bağırsağın iç yüzeyinin incelenmesini sağlar. Şüpheli dokular alınarak biyopsi yapılır ve kanser hücrelerinin varlığı ile türü belirlenir. Biyopsi, kanserin evresi ve tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde kritik bir rol oynar" dedi. Kolonoskopi uygulanamayan hastalarda sanal kolonoskopi yönteminin tercih edildiğinin altını çizen Doç. Dr. Oyman, "Bilgisayarlı tomografi eşliğinde yapılan sanal kolonoskopi yöntemi ile bağırsaktaki kitleleri tespit etmek mümkündür" şeklinde konuştu. Kolon Kanseri Tedavi Yöntemleri Kolon kanseri tedavisinin hastalığın evresine, tümörün yerleşim yerine ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak değiştiğini belirten Doç. Dr. A. Kerim Oyman, en yaygın tedavi yöntemleri arasında cerrahi müdahale, kemoterapi ve immünoterapinin yer aldığını ifade etti. "Cerrahi müdahale, erken evre kolon kanserlerinde tümörün ve çevresindeki dokuların alınmasını içerirken, ileri evre vakalarda tümörlü bölgenin çıkarılması ve sağlıklı dokunun birleştirilmesi gerekmektedir" diyerek, cerrahinin kolon kanserinde önemli bir tedavi yöntemi olduğunu vurguladı. Kemoterapinin kanser hücrelerini yok etmek için kullanılan bir ilaç tedavisi olduğunu belirten Doç. Dr. Oyman, "Ameliyat sonrası kanserin nüks etmesini önlemek, ilerlemesini yavaşlatmak veya tümörü küçültmek amacıyla uygulanabilir. Hedefe yönelik tedavi ise kemoterapiye dirençli ileri evre kolon kanserlerinde, kanser hücrelerinin büyümesini ve yayılmasını engellemek için kullanılmaktadır" açıklamasında bulundu. İmmünoterapi hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Oyman, "Bağışıklık sistemini güçlendirerek kanser hücrelerine karşı savunma mekanizmasını harekete geçiren bu tedavi yöntemi, belirli kolon kanseri türlerinde etkili olabilir ve hastalığın ilerlemesini durdurabilir" dedi. Beslenme ve Yaşam Tarzının Önemi Kolorektal kanser gelişiminde obezite ve aşırı kalori alımının önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Oyman, "Yapılan araştırmalar, artan vücut kitle indeksinin kolon kanseri riskini özellikle erkeklerde iki kat artırdığını göstermektedir" dedi. Beslenmenin kolon kanseri üzerindeki etkilerine değinen Doç. Dr. Oyman, "Kırmızı et tüketimi ve özellikle işlenmiş etler, kolorektal kanser riskiyle ilişkilendirilmiştir. Yüksek lif içeren besinlerin tüketimi ise kolon kanseri riskini azaltabilir. Buğday kepeği, meyve ve sebzeler gibi lif açısından zengin gıdaların koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir. Akdeniz diyeti gibi sağlıklı beslenme alışkanlıkları da kanser riskini azaltmada etkili olabilir" açıklamasında bulundu. Vitamin ve minerallerin önemine de dikkat çekerek, "D vitamini, kalsiyum ve magnezyum eksikliklerinin kolon kanseri gelişimini artırabileceği gösterilmiştir. Bu nedenle bu vitamin ve minerallerin yeterli miktarda alınması önerilmektedir" dedi. Kolon kanseri riskini artıran faktörler hakkında bilgi vererek, "Fiziksel hareketsizlik, yüksek alkol tüketimi, sigara kullanımı ve diyabet gibi faktörlerin de kolon kanseri riskini artırdığı bilinmektedir" ifadelerini kullandı. Erken Teşhis Hayat Kurtarır Kolon kanserinin erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken Oyman, "Bu nedenle düzenli tarama testlerinin ihmal edilmemesi büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları benimsemek, dengeli beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak da kolon kanserinden korunmada etkili bir yol olabilir" dedi. Düzenli sağlık kontrolleri ve tarama testleri sayesinde, hastalıklar erken tespit edilebilir ve tedavi süreci daha başarılı hale gelir. Bu nedenle, sağlık sorunlarını önceden fark edebilmek ve tedaviye erken başlamak için düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi büyük önem taşır. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır!]]> https://magazinname.com/kolon-kanserinde-erken-teshis-hayat-kurtarir-h58495.html Mon, 24 Mar 2025 16:56:15 +0000 <![CDATA[Kalça protezi ameliyatı hakkında Op. Dr. İbrahim Mustafa Çimen'den bilgilendirici rehber]]> https://magazinname.com/kalca-protezi-ameliyati-op-dr-ibrahim-mustafa-cimenden-bilgilendirici-rehber-h58328.html Kalça Protezi Hakkında Daha Fazla Bilgi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. İbrahim Mustafa Çimen, kalça protezi ameliyatları konusunda detaylı bilgiler vererek, bu ameliyatın kimler için uygun olduğu, ameliyat süreci, iyileşme dönemi ve ameliyat sonrası dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında açıklamalarda bulundu.

Kalça Protezi Nedir?

Kalça protezi, hasarlı veya aşınmış kalça ekleminin yapay bir eklemle değiştirilmesi işlemi olarak tanımlanabilir. Bu ameliyat, eklem kireçlenmesi (osteoartrit), romatoid artrit, kalça kırıkları, kalıtsal eklem hastalıkları ve travmatik yaralanmalar sonucu eklem fonksiyonunun kaybolduğu durumlarda uygulanmaktadır. Op. Dr. İbrahim Mustafa Çimen, "Kalça protezi ameliyatları, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen kalça eklem rahatsızlıkları için çok önemli bir tedavi seçeneğidir. Hastalar, ameliyat sonrası dönemde ağrılarından kurtulur ve hareket kabiliyetleri artar," diye belirtiyor.

Kalça Protezi Ameliyatı Kimler İçin Uygundur?

Kalça protezi ameliyatı, ağır kalça eklem hastalıklarına sahip olan, diğer tedavi yöntemlerinden fayda göremeyen hastalar için önerilmektedir. Aşağıdaki durumlar bu ameliyatın uygun olduğunu gösterebilir:
  • Kalıcı ve şiddetli kalça ağrıları,
  • Hareket kısıtlanması,
  • Yürümekte zorluk,
  • Uyku düzeni bozan eklem ağrıları,
  • Radyolojik incelemelerde eklem kıkırdaklarında ciddi hasar tespit edilmesi.

Kalça Protezi Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Op. Dr. İbrahim Mustafa Çimen, ameliyat sürecini şu şekilde açıklıyor: "Hastalar, detaylı bir değerlendirme ve tetkiklerden geçtikten sonra ameliyata uygun olup olmadıkları belirlenir. Ameliyat, genel veya spinal anestezi altında gerçekleştirilir. Hasarlı kalça eklemi temizlenir ve yerine titanyum veya seramikten yapılmış protez eklem yerleştirilir. Ortalama olarak 1-2 saat süren bu işlem sonrasında hastaların iyileşme süreci başlar."

Ameliyat Sonrası İyileşme Süreci

Ameliyat sonrasında hastalar genellikle 3-5 gün hastanede kalmaktadır. Bu süreçte ağrı kontrolü, enfeksiyon önleme ve erken mobilizasyon çok önemlidir. Op. Dr. İbrahim Mustafa Çimen, "Fizik tedavi ve rehabilitasyon programları ile hastaların hareket kabiliyetleri zamanla normale dönür. Hastalarımızın ameliyat sonrası düzenli doktor kontrolünü ihmal etmemesi gerekiyor," diyor.

Kalça Protezi Ameliyatı Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Ameliyat sonrasında hastaların dikkat etmesi gereken başlıca noktalar:
  • Ağır yüklenmelerden kaçınmak,
  • Fizyoterapist önerilerine uymak,
  • Enfeksiyon riskine karşı hijyen kurallarına dikkat etmek,
  • Dengeli beslenmek ve yeterince su tüketmek,
  • Sigara ve alkol tüketimini bırakmak.
Kalça protezi ameliyatları, yaşam kalitesini artıran ve hastaların ağrılarından kurtulmasını sağlayan etkili bir tedavi yöntemidir. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. İbrahim Mustafa Çimen, kalça eklem hastalıklarından muzdarip hastaların detaylı bir değerlendirme yaptırarak en uygun tedavi yöntemini belirlemeleri gerektiğini vurguluyor. Bu ameliyat sayesinde hastalar, ağrısız ve aktif bir hayata geri dönebilirler. Detaylı bilgi için: Kalça Protezi Hakkında Daha Fazla Bilgi]]>
https://magazinname.com/kalca-protezi-ameliyati-op-dr-ibrahim-mustafa-cimenden-bilgilendirici-rehber-h58328.html Fri, 14 Mar 2025 18:09:46 +0000
<![CDATA[Dr. Ruhi Güngör erkeklerde yaygın olan sertleşme problemi, nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu]]> https://magazinname.com/dr-ruhi-gungor-erkeklerde-yaygin-olan-sertlesme-problemi-nedenleri-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-hakkinda-onemli-aciklamalarda-bulundu-h58161.html Ülkemizde birçok erkeğin karşılaştığı en büyük cinsel problemlerden biri olan sertleşme sorunu, cinsel ilişki için yeterli sertleşmenin sağlanamaması veya sürdürülememesi olarak tanımlanıyor. Bu durum, fiziksel ve psikolojik nedenlerden kaynaklanabiliyor ve kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.

Dr. Ruhi Güngör: "Sertleşme sorunu, erkeklerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen yaygın bir problemdir. Bu sorunun nedenlerini ve çözüm yollarını bilmek, sağlıklı bir cinsel yaşam için önemlidir."

Sertleşme Sorununun Nedenleri

Sertleşme sorununun hem fiziksel hem de psikolojik nedenleri bulunuyor. Fiziksel nedenler arasında damar hastalıkları, diyabet, hormonal dengesizlikler, hipertansiyon, kalp hastalıkları, obezite ve sağlıksız beslenme yer alıyor. Psikolojik nedenler ise stres, anksiyete, depresyon, özgüven eksikliği ve ilişki sorunları olarak sıralanıyor.

Dr. Ruhi Güngör: "Sertleşme sorununun altında yatan nedenleri belirlemek, doğru tedavi yöntemini uygulamak için kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, sorunu yaşayan erkeklerin mutlaka bir uzmana başvurması gerekmektedir."

Sertleşme Sorununun Belirtileri

Sertleşme sorununun en belirgin belirtileri arasında cinsel ilişki için yeterli sertleşmenin sağlanamaması, sertleşmenin kısa süreli olması, cinsel istekte azalma, kendine güven kaybı ve stres artışı yer alıyor.

Dr. Ruhi Güngör: "Eğer bu belirtilerden herhangi birini yaşıyorsanız, vakit kaybetmeden bir doktora başvurmanız önemlidir. Erken teşhis ve tedavi, sorunun ilerlemesini önleyebilir ve daha başarılı sonuçlar elde edilmesini sağlayabilir."

Tedavi Yöntemleri

Sertleşme sorununun tedavisinde tıbbi tedaviler ve yaşam tarzı değişiklikleri olmak üzere iki ana yöntem bulunuyor. Tıbbi tedaviler arasında ilaç tedavisi (PDE5 inhibitörleri), hormonal tedaviler ve penil enjeksiyonlar yer alıyor. Yaşam tarzı değişiklikleri ise sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapmayı içeriyor.

Dr. Ruhi Güngör: "Sertleşme sorununun tedavisi, altta yatan nedene göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle, her hasta için en uygun tedavi yöntemini belirlemek için kapsamlı bir değerlendirme yapmak gerekmektedir."

Dr. Ruhi Güngör'den Önemli Tavsiyeler

  • Sertleşme sorunu yaşayan erkekler, utanmadan bir uzmana başvurmalıdır.
  • Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, sertleşme sorununu önlemede ve tedavi etmede önemli bir rol oynar.
  • Stres yönetimi tekniklerini öğrenmek ve uygulamak, psikolojik nedenli sertleşme sorunlarının çözümüne yardımcı olabilir.
  • Partnerle açık iletişim kurmak, ilişki sorunlarının cinsel yaşamı olumsuz etkilemesini önleyebilir.

Dr. Ruhi Güngör: "Unutmayın, sertleşme sorunu tedavi edilebilir bir problemdir. Doğru yaklaşımla ve uzman desteğiyle, sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşama kavuşmak mümkündür."

]]>
https://magazinname.com/dr-ruhi-gungor-erkeklerde-yaygin-olan-sertlesme-problemi-nedenleri-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-hakkinda-onemli-aciklamalarda-bulundu-h58161.html Sat, 01 Mar 2025 05:10:36 +0000
<![CDATA[Op. Dr. Ruhi Güngör böbrek taşı belirtileri, nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu]]> https://magazinname.com/op-dr-ruhi-gungor-bobrek-tasi-belirtileri-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h57951.html Böbrek Taşı Nedir? Böbrek taşı, idrar yolu sisteminde oluşan sert mineral ve tuz birikintileridir. Oldukça yaygın bir rahatsızlık olup, büyük acılara yol açabilir. Op. Dr. Ruhi Güngör böbrek taşının belirtileri, nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında detaylı açıklamalarda bulundu.

Böbrek Taşı Belirtileri

Böbrek taşı oluşumunun ilk aşamalarında herhangi bir belirti görülmeyebilir diyen Dr. Ruhi Güngör. ancak, taş böbrekten idrar yoluna geçtiğinde ağır semptomlar ortaya çıkar:
  • Sırt, bel ve yanlarda şiddetli ağrı
  • İdrarda kan (hematüri)
  • Sık idrara çıkma ve idrar yaparken yanma
  • Bulantı ve kusma
  • Ateş ve titreme (enfeksiyon varlığında)

Böbrek Taşının Nedenleri

Böbrek taşlarının oluşmasına birçok faktör sebep olabilir:
  • Yetersiz su tüketimi: Yeterince su içmemek, idrarda minerallerin yoğunlaşmasına ve taş oluşumuna neden olur.
  • Beslenme alışkanlıkları: Aşırı tuz, oksalat (çikolata, fındık, ıspanak gibi gıdalar) ve hayvansal protein tüketimi böbrek taşlarının oluşmasını tetikleyebilir.
  • Genetik yatkınlık: Ailesinde böbrek taşı geçmişi olan kişilerde risk daha yüksektir.
  • Metabolik hastalıklar: Hiperkalsiüri (idrarda yüksek kalsiyum), gut hastalığı ve hiperparatiroidizm gibi hastalıklar taş oluşumuna katkı sağlayabilir.

Böbrek Taşı Tedavi Yöntemleri

Tedavi, taşın büyüklüğüne, konumuna ve hastanın semptomlarına bağlı olarak değişiklik gösterebildiğinin altını çizen Op. Dr. Ruhi Güngör böbrek taşı tedavi yöntemleri hakkında önerilerde de bulundu:
  1. Bol Sıvı Tüketimi: Küçük taşların idrar yoluyla doğal olarak atılması için bol su içmek önerilir.
  2. Ağrı Kesiciler:
    • İbuprofen: Nonsteroidal antiinflamatuar ilaç (NSAİİ) grubuna ait olup, ateş düşürücü, ağrı kesici ve iltihap giderici etkileri vardır. Genellikle hafif ve orta şiddette ağrılar için kullanılır.
    • Diklofenak: Daha güçlü bir NSAİİ olup, özellikle kas-iskelet sistemi ağrıları, romatizmal hastalıklar ve böbrek taşı ağrılarında etkili bir ağrı kesici ve iltihap gidericidir.
  3. Tıbbi Tedaviler: Daha büyük taşlar için şu yöntemler uygulanabilir:
    • ESWL (Ekstrakorporeal Şok Dalga Litotripsi): Böbrek taşını kırmak için şok dalgaları kullanılır.
    • URS (Üreteroskopi): Taşı almak veya kırmak için ince bir tüp ile idrar yoluna girilir.
    • PCNL (Perkütan Nefrolitotomi): Büyük taşlar için minimal invaziv cerrahi bir yöntemdir.

Böbrek Taşını Önleme Yolları

Böbrek taşı oluşumu riskini azaltmak için şunlara dikkat edilmelidir:
  • Günde en az 2-3 litre su içmek
  • Aşırı tuz ve oksalat içeren gıdalardan kaçınmak
  • Dengeli beslenmek ve hayvansal proteini sınırlamak
  • Doktor kontrollerini aksatmamak
Böbrek taşı, hayat kalitesini ciddi şekilde düşürebilen bir rahatsızlıktır. Ancak, erken tanı, doğru tedavi ve alınacak önlemler ile bu süreci en az hasarla atlatmak mümkün olabilir. Unutmayın, böbrek sağlığınız için bol su içmeyi ihmal etmeyin ve beslenmenize dikkat edin. Flexibl Üreteroskopi (FURS) Böbrek ve Üreter Taşı Tedavisinde Modern Yöntem Flexibl Üreteroskopi (FURS) Nedir? Flexibl Üreteroskopi (FURS), idrar yoluyla böbrek ve üreter taşlarını tedavi etmek için kullanılan minimal invaziv bir cerrahi yöntemdir. Bu işlemde, esnek ve ince bir üreteroskop ile idrar kanallarına girilerek taşlar lazerle kırılır ve vücut dışına atılır.

FURS Nasıl Uygulanır?

FURS işlemi genellikle şu adımlarla gerçekleştirilir:
  1. Hastanın Hazırlanması: Genel veya spinal anestezi altında gerçekleştirilir.
  2. Üreteroskopun Yerleştirilmesi: İdrar yolundan girilerek böbreğe kadar ilerletilir.
  3. Taşın Görüntülenmesi: Esnek üreteroskop sayesinde taş doğrudan gözlemlenir.
  4. Lazerle Taş Kırma: Holmium lazer ile taşlar küçük parçalara ayrılır.
  5. Taşların Alınması: Küçük taş parçaları idrarla atılabilir veya özel sepetlerle çıkarılabilir.
  6. İdrar Yolunun Korunması: Gerekirse, iyileşmeyi desteklemek için geçici olarak bir DJ stent yerleştirilir.

FURS Avantajları

  • Minimal İnvazivdir: Kesik veya dikiş gerektirmez.
  • Hızlı İyileşme Süreci: Hastalar genellikle aynı gün veya ertesi gün taburcu edilir.
  • Yüksek Başarı Oranı: Böbrek ve üreter taşlarını etkili bir şekilde temizler.
  • Düşük Komplikasyon Riski: Açık cerrahiye göre daha az yan etki gösterir.

Kimler İçin Uygundur?

  • 2 cm’den küçük böbrek taşları olan hastalar
  • Üreter taşları olanlar
  • ESWL (şok dalga tedavisi) ile kırılamayan taşlar
  • Böbrek anatomisi açık cerrahiyi zorlaştıran hastalar

FURS Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • İlk birkaç gün hafif kanlı idrar olabilir.
  • Bol su tüketimi taş parçalarının atılmasını kolaylaştırır.
  • Doktor kontrolüne düzenli gidilmelidir.
  • Ağrı ve enfeksiyon belirtileri görülürse doktora danışılmalıdır.
Flexibl Üreteroskopi (FURS), böbrek ve üreter taşlarının modern, güvenli ve etkili bir şekilde tedavi edilmesini sağlayan bir yöntemdir. Hastaların yaşam kalitesini artıran bu teknik, giderek daha fazla tercih edilmektedir.]]>
https://magazinname.com/op-dr-ruhi-gungor-bobrek-tasi-belirtileri-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h57951.html Tue, 18 Feb 2025 14:20:05 +0000
<![CDATA[Kardeşlik Vakfı Afrika'da su kuyusu ve yardım projeleriyle umut oluyor]]> https://magazinname.com/kardeslik-vakfi-afrikada-su-kuyusu-ve-yardim-projeleriyle-umut-oluyor-h57749.html https://magazinname.com/kardeslik-vakfi-afrikada-su-kuyusu-ve-yardim-projeleriyle-umut-oluyor-h57749.html Tue, 04 Feb 2025 14:45:40 +0000 <![CDATA[Ankara'da Gözlük Devrimi: Vip Life Optik Farkı]]> https://magazinname.com/ankarada-gozluk-devrimi-vip-life-optik-farki-h57671.html

Gözlük Sadece Bir Araç Değil, Yaşam Kalitesidir

Taner Can'a göre, gözlük sadece görmeyi düzeltmekle kalmıyor, aynı zamanda yaşam kalitesini de artırıyor. Bu nedenle, Vip Life Optik'te her müşteriye özel olarak en uygun cam ve çerçeve seçenekleri sunuluyor. Kırılma, ışık yansıması gibi sorunlara karşı özel çözümler üretiliyor.

2025 Yaz Trendleri: Hem Şık Hem Fonksiyonel Gözlükler

2025 yazında, oval kesimli ve küçük damla modellerin yanı sıra, hem iç hem de dış mekanda kullanılabilecek çok amaçlı gözlükler ön plana çıkıyor. Vip Life Optik, müşterilerine en son trendleri takip ederek, hem şık hem de fonksiyonel gözlük seçenekleri sunuyor.

Vip Life Optik'e Nasıl Ulaşabilirsiniz?

Vip Life Optik'e Instagram üzerinden "Vip Life Optik" adresiyle ulaşabilir, telefon numaralarına Google hesaplarından ulaşabilir veya Aydınlık Evler'deki iki mağazalarını ziyaret edebilirsiniz.

Göz Sağlığınız İçin Doğru Adres: Vip Life Optik

Kaliteli görmek ve göz sağlığını korumak için Vip Life Optik, Ankara'da güvenilir bir adres olarak öne çıkıyor. Uzman kadrosu ve kişiye özel çözümleriyle Vip Life Optik, gözlük kullanıcılarına en iyi hizmeti sunmayı amaçlıyor.]]>
https://magazinname.com/ankarada-gozluk-devrimi-vip-life-optik-farki-h57671.html Sun, 02 Feb 2025 03:50:12 +0000
<![CDATA[Rizeli kuaför Mehmet Baltacı'ya Başkan'lardan anlamlı ziyaret]]> https://magazinname.com/rizeli-kuafor-mehmet-baltaciya-baskanlardan-anlamli-ziyaret-h57659.html Ziyaret sırasında, kuaförlük mesleğinin yıllar içindeki dönüşümü, esnafın karşılaştığı zorluklar ve meslek ahlakı gibi konular ele alındı. Mehmet Baltacı, mesleğine olan tutkusunu ve yıllar içinde edindiği tecrübeleri paylaşırken, aynı zamanda genç nesillere mesleği öğretmenin önemine de vurgu yaptı. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Baltacı, nazik ziyaretlerinden dolayı misafirlerine teşekkür ederek, birlik ve beraberliğin her zaman esnaflar için büyük bir güç kaynağı olduğunu belirtti. Önemli isimlerin gerçekleştirdiği bu anlamlı ziyaret, bölgedeki esnaf dayanışmasının ve mesleki birlikteliğin güzel bir örneği oldu.]]> https://magazinname.com/rizeli-kuafor-mehmet-baltaciya-baskanlardan-anlamli-ziyaret-h57659.html Fri, 31 Jan 2025 23:32:52 +0000 <![CDATA[Demet Yazıcıoğlu Soğancı: Doğadan ilham aldık, altın gibi parlayan ciltler yarattık!]]> https://magazinname.com/demet-yazicioglu-soganci-dogadan-ilham-aldik-altin-gibi-parlayan-ciltler-yarattik-h57479.html Jorben ürünlerinin diğer cilt bakım ürünlerinden farkını açıklayan Yazıcıoğlu Soğancı, formülasyonlarında doğal içeriklerin yer aldığını ve kullanıcı deneyimine büyük önem verdiklerini söyledi. Alkol içermeyen, vegan ve dermatolojik testlerden başarıyla geçen ürünlerin kullanıcıların beklentilerini fazlasıyla karşılayacağını belirtti. “Amacımız, uygulama sırasında ve sonrasında ciltte hoş bir his bırakmak” dedi. Cilt bakımında doğal trendlere dikkat çeken Yazıcıoğlu Soğancı, hem ülkemizde hem de dünyada doğaya yönelimin arttığını söyledi. Ancak doğal içerikli ürünlerin bilinçsiz tüketimine dikkat çekerek kullanıcıların ürün seçiminde GMP sertifikalı, güvenilir markalara yönelmesi gerektiğini vurguladı.

“Jorben’in Gizli Kahramanı: Ölmez Otu”

Jorben’in en dikkat çekici özelliği ise formülasyonlarında kullanılan “ölmez otu. ”Yazıcıoğlu Soğancı, bu bitkinin cilde kolajen üretimini artırma, kırışıklıkları azaltma ve yaşlanma belirtilerini önleme konusundaki etkilerini detaylı bir şekilde anlattı. “Ölmez otu, yıllara meydan okuyan bir çiçek. Cildi altın gibi parlatma özelliğiyle formüllerimizde öne çıkıyor” dedi.

“Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin Çalışıyoruz”

Markanın geleceği hakkında da konuşan Yazıcıoğlu Soğancı, Jorben’i uzun yıllar adından söz ettirecek, kendini sürekli yenileyen bir marka olarak konumlandırdıklarını belirtti. Çevre dostu ambalaj ve içerik politikalarını ön planda tuttuklarını ifade eden Yazıcıoğlu, ilerleyen dönemlerde Jorben kutularının geri dönüşüm projeleriyle daha çevreci bir vizyona sahip olacağını ekledi. Cilt bakımında kalite ve doğallığı bir araya getiren Jorben, hem kullanıcı memnuniyetini hem de çevresel sürdürülebilirliği hedefleyen yaklaşımıyla sektörde fark yaratmaya hazırlanıyor.]]>
https://magazinname.com/demet-yazicioglu-soganci-dogadan-ilham-aldik-altin-gibi-parlayan-ciltler-yarattik-h57479.html Sat, 18 Jan 2025 12:33:33 +0000
<![CDATA[Esteworld, sağlık ve estetik dünyasının nabzını tuttu!]]> https://magazinname.com/esteworld-saglik-ve-estetik-dunyasinin-nabzini-tuttu-h57326.html Türkiye'nin önde gelen plastik cerrahi ve medikal estetik kurumu Esteworld, Bahçelievler kliniğinde düzenlediği özel bir etkinlikle sektöre yön verdi. Etkinlikte, alanında uzman doktorlar ve beslenme danışmanları bir araya gelerek katılımcılara sağlıklı ve uzun bir yaşam için önemli bilgiler sundu.

Medikal Estetik Uzmanı Dr. Feyman Duygu Oktar, Pratisyen Hekim Dr. Sena Nur Yetkin, Diyetisyen Cansu Bezölçen ve Dermatoloji Uzmanı Esra Bağcı gibi isimler, saç lazeri, medikal estetik trendleri, longevity, yeni nesil beslenme, iv tedavileri, cilt ve saç kök hücre tedavileri, bölgesel zayıflama gibi konularda detaylı bilgiler paylaştı. Katılımcılar, uzmanlardan bireysel cilt analizleri yaptırarak kendilerine özel öneriler alırken, son teknolojik cihazlar hakkında da bilgi sahibi oldu.

Etkinliğe katılan cemiyet hayatından isimler arasında Aslı Aydın, Arzu Kunt, Elif Yazıcı Girgin gibi isimler yer aldı. Katılımcılar, etkinlikten oldukça memnun ayrılırken, Esteworld'ün sağlık ve estetik alanındaki lider konumunu bir kez daha teyit etti.

]]>
https://magazinname.com/esteworld-saglik-ve-estetik-dunyasinin-nabzini-tuttu-h57326.html Thu, 09 Jan 2025 14:41:32 +0000
<![CDATA[Op. Dr. Mehmet Akaçin diz ağrısının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu]]> https://magazinname.com/op-dr-mehmet-akacin-diz-agrisinin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h56883.html Diz Ağrısının En Yaygın Nedenleri Op. Dr. Akaçin’e göre diz ağrısı her yaş grubunda görülebilir ve farklı nedenlere dayanabilir. "Eklem kireçlenmesi, menisküs yırtıkları, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları, diz ağrısının en sık rastlanan nedenleri arasında yer alır. Ayrıca, düşme, burkulma gibi travmatik durumlar ya da dizin aşırı zorlanması da ağrıya yol açabilir." diyen Dr. Akaçin, doğru teşhisin önemini vurguluyor. "Diz ağrısının nedeni belirlenmeden uygulanacak tedaviler yetersiz kalabilir ya da istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle bir uzman görüşü almak şarttır."

Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Op. Dr. Mehmet Akaçin, diz ağrısında tedavi sürecinin kişiye özel olarak planlandığını belirtiyor. "Tedavi yöntemleri, hastanın şikayetlerine ve rahatsızlığın türüne göre değişiklik gösterir. Ameliyatsız yöntemler arasında ilaç tedavisi, soğuk uygulamalar, dizlik kullanımı, fizik tedavi ve düzenli egzersiz programları yer alır. Daha ileri vakalarda ise kapalı ya da açık cerrahi yöntemlerle müdahale edilebilir." diyor. Özellikle ileri yaşta sık karşılaşılan eklem kireçlenmesine dikkat çeken Dr. Akaçin, yaşam tarzı değişikliklerinin önemine değiniyor. "Kilo kontrolü ve düzenli egzersiz, diz eklemlerine binen yükü azaltarak hem ağrıyı hafifletir hem de tedavi sürecini destekler."

Diz Sağlığını Korumak İçin İhmale Yer Yok

Op. Dr. Mehmet Akaçin, diz ağrısının basit bir sorun gibi algılanmaması gerektiğini belirterek şunları ekliyor: "Diz ağrısını ihmal etmek, uzun vadede eklem hareketliliğinde kayba, yaşam kalitesinin düşmesine ve hatta daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle ağrı yaşayan kişilerin mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurması ve profesyonel destek alması gerekir."]]>
https://magazinname.com/op-dr-mehmet-akacin-diz-agrisinin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h56883.html Mon, 23 Dec 2024 21:42:06 +0000
<![CDATA[Dr. Ömür Erdem Akkaya troid bezi hastalıkları ve cinsel fonksiyon bozuklukları hakkında açıklamalarda bulundu]]> https://magazinname.com/dr-omur-erdem-akkaya-troid-bezi-hastaliklari-ve-cinsel-fonksiyon-bozukluklari-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h56167.html https://magazinname.com/dr-omur-erdem-akkaya-troid-bezi-hastaliklari-ve-cinsel-fonksiyon-bozukluklari-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h56167.html Sun, 24 Nov 2024 17:30:51 +0000 <![CDATA[Dr. Burak Tuncer saç tedavilerindeki yenilikleri anlattı]]> https://magazinname.com/dr-burak-tuncer-sac-tedavilerindeki-yenilikleri-anlatti-h55796.html Türkiye’nin öncü plastik cerrahi sağlık kurumu Esteworld Plastik Cerrahi Sağlık Grubu Medikal Direktörü ve CEO’su Dr. Burak Tuncer, Antalya My Akademi International Hair Fest ve Salkom Fest’e katıldı.

Dr. Burak Tuncer, yüzlerce profesyoneli buluşturan etkinlikte saçla ilgili merak edilenleri anlattı. Ayrıca Salkom Fest 6’da Rochell Premium’un onur konuğu olarak “Saç Ekim’i ve Saç Tedavilerinde En Yenilikçi Uygulamalar”la ilgili konuşan Tuncer, saç sağlığıyla ilgili son teknolojileri anlattı. Türkiye’nin saç ekimi hizmeti konusunda iyi bir noktada olduğunu belirten Tuncer, Esteworld olarak dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip edip hastalara en doğru şekilde uyguladıklarını söyledi. Burak Tuncer, saç ekimi başta olmak üzere plastik cerrahi ve diş tedavileri hakkında katılımcıları bilgilendirerek konuyla ilgili merak edilenleri yanıtladı.

]]>
https://magazinname.com/dr-burak-tuncer-sac-tedavilerindeki-yenilikleri-anlatti-h55796.html Thu, 07 Nov 2024 00:18:50 +0000
<![CDATA[10 Adımda Alt Çene Kayması Belirtileri Nelerdir?]]> https://magazinname.com/10-adimda-alt-cene-kaymasi-belirtileri-nelerdir-h54317.html Alt çene kayması belirtileri kendini doğrudan belli eder ve kısa sürede tedaviye başlanmasına neden olur. Çene kaymaları farklı sebeplere bağlı olarak ortaya çıkar. Kaymanın görüldüğü kemikler alt çene veya üst çene olabilir. Alt çene mandibula kemiği olarak bilinirken üst çene ise maksilla olarak görülür. Her iki kemikte oluşan kaymalar hastanın hayatını etkiler. Hastalarda yaygın olarak görülen tipi ise alt çenenin kayması olarak saptanır. Alt çenede meydana gelen sorunlar ile kaymalar meydana gelir. Şüphesi olanlar tarafından da alt çene kayması belirtileri nelerdir konusu araştırılır. İşte genel olarak alt çene ve üst çene kayması belirtileri, tedavileri…

Alt Çene Kayması Belirtileri Hangileri?

Uzman hekimler tarafından çene kayması röntgen ve birkaç manuel kontrol ile doğrudan fark edilmektedir. Kontrol aşamasında genel olarak dikkat edilen noktalar hastaların da farkındalığını arttırmaktadır. Bu şekilde olası şüphelerinin ne denli doğru olduğunu anlamaları mümkün olacaktır. Genel itibarıyla alt çene kayması belirtileri şu şekildedir:

1 – Asimetrik Görünüm

Yaygın olarak alt çene kayması belirtileri arasında asimetrik görünüm bulunmaktadır. Alt çenenin sağa kayması ya da alt çenenin sola kayması durumunda asimetrik durum ortaya çıkar. Dahası bunu çevreden farklı kişiler de fark edebilir. İlerlemesi durumunda egzersizler işe yaramayacağı için gerekli görülürse cerrahi müdahaleler ile düzeltilebilir.

2 – Konuşma Zorlukları ve Bozuklukları

Mandibula kemiğinin kayması sonucunda konuşma esnasında istenen sesler çıkmayabilir. Pelteklik, tükürüklü konuşma ya da sesin tam çıkmaması durumları gözlemlenir. Hastanın doğuştan gelen bir tek taraflı çene çıkması belirtileri yoksa ve sonradan oluştuysa konuşması eskisine nazaran farklıdır. Konuşma sırasında eskisine nazaran daha fazla efor sarf etmesi gerekebilir. Efor sarf edilmesine rağmen alt çene kayması belirtileri arasındaki bu zorluk nedeniyle konuşmaktan çekinme görülebilir. Harf, kelime ve hatta seslerin tam anlaşılamaması iletişim problemlerine yol açar.

3 – Çene Bölgesinde Ağrı | Alt Çene Kayması Belirtileri

Hastaların alt çene kayması tedavisi için başvuruda bulunmalarının temel sebepleri arasında ağrılar yer alır. Öyle ki üst ya da alt çene kayması belirtileri arasında yaygın olarak ağrılar bulunur. Ağrılar ilerleyen durumlarda dayanılmaz bir dereceye ulaşır. Kaymanın olduğu bölgeden başlayarak tüm çeneye yayılan bir ağrı söz konusudur.

4 – Kayma Olan Bölgede Şişlik

Tek taraflı çene çıkması belirtileri kapsamında yaygın olarak görülen ancak genel olarak kayma semptomları arasında yer alan şişlik oluşabilir. Şişlik özellikle kazaya, travmaya bağlı olarak görülebilir. Tek bölgede yumru şeklinde yer alabildiği gibi yaygın bir şişliğin oluşması da muhtemeldir.

5 – Üst ve Alt Çenenin Oturmaması

En belirgin alt çene kayması belirtileri arasında alt ve üst çenenin uyumsuzluğu bulunur. Hasta istese de çenelerini/ dişlerini üst üste getiremez. Bundan dolayı ağzın tam kapanmaması da meydana gelir. Çenenin oturmaması başta çiğneme, koparma olmak üzere konuşma problemlerini de beraberinde getirir.

6 – Kulak ve Boğaz Bölgesinde Geçmeyen Ağrı

Çene bölgesindeki problemlerin bağlantılardan ötürü kulak, boğaz, sırt ve boyun bölgesinde de etkileri bulunur. Öyle ki ilerleyen çene kaymalarında kulak ve boğaz bölgesinde farklı sebeplere dayandırılamayan ağrılar yer alır. Ağrıların şiddetlenmesi hastanın günlük yaşamını ciddi oranda etkiler. Bundan dolayı çoğu zaman diş eti kanseri gibi hastalıkları da içeren çene cerrahisi tedavilerine başvurulur.

7 – Ağzı Kapatamama

Normal şartlarda bireylerin alt ve üst çenesinin denk gelmesi, bundan dolayı da tam kapanma oluşturması hedeflenir. Hasta çiğneme, ısırma sırasında ya da kendi isteği doğrultusunda zorlanmadan çenesini kapatabilmelidir. Ancak alt çene kayması belirtileri arasında yer alan ağzı kapatamama durumu çene kemiğinin yapısının değişmesinden dolayı ortaya çıkar.

8 – Kulak Tıkanıklığı

Havuz ya da denize girme, basınç gibi farklı sebeplerle açıklanamayan kulak tıkanıklığının nedeni de çene kemiğinde oluşan kaymalar olabilir. Çene kemiği kulak ve bu alandaki alanlarla bağlantılıdır. Oluşan kaymalardan ötürü kulakta tıkanma, çınlama ya da dalgalanma olarak adlandırılabilecek durumlar ortaya çıkacaktır.

9 – Çeneden Gelen Sesler

Konuşma sırasında ya da hareket esnasında çenede oluşan sesler de bir diğer belirti olarak görülebilir. Yaygın alt çene kayması belirtileri arasında bulunduğu kadar üst çenede de oluşan anormal durumlar sonucu ortaya çıkabilir.

10 – Çeneyi Rahat Hareket Ettirememe

Çene ameliyatı gerektiren ve semptomların başında yer alan bir diğer durum da çeneyi hareket ettirememektir. Normal yapısında yer almayan çene kemiği, hareket ettirilmekte zorlanır. Özellikle gıda tüketimi esnasında bu problem yaratır. Genellikle alt çene kayması egzersizleri ile giderilmeye çalışılır.

Alt Çene Kayması Tedavisi Nasıl Yapılır?

Hastaların değişik kontroller sonucunda üst ve alt çene kayması belirtileri tespit edilebilir. Uzmanlar tarafından:
  • Röntgen,
  • MR,
  • Radyolojik görüntülemeler,
  • Hastanın şikayetleri,
  • Manuel kontrol gibi aşamalarla öncelikle tanı koyulur.
Tanı koyulduktan sonra alt çene kayması tedavileri başlanabilir. Kaymanın yönü, ilerleme durumu ve sebeplerine bağlı olarak uygulanan yöntemler farklılaşmaktadır. Uzman Dr. Celal Çandırlı gibi uzman hekimler bu aşamada hastaya özel tedavi yöntemleri belirleyerek ilerlemektedir.
Tedavi Yöntemleri Uygulaması
Alt Çene Kayması Egzersizleri İlerlemeyen ve riskli bulunmayan durumlarda egzersizler önerilmektedir. Alt çenenin sağa kayması tedavisi için yaygın olarak kullanılır. Sola kayma durumlarında da tercih edilen bir uygulamadır.
Cerrahi Operasyonlar Çene ameliyatı son aşamada başvurulan yöntemlerin başında bulunmaktadır. Diğer yöntemlerle tedavi edilemeyen alt çene kayması belirtileri olan hastalar için çene cerrahisi uygulanarak sorun ortadan kaldırılır.
Ortodonti Tedavileri İlk etapta fark edilen çene kaymaları hastanın yaşına ve durumuna bağlı olarak ortodonti ile giderilebilir. Basit düzeyli alt çene kayması belirtileri için ortodontik çene tedavileri ile çene eski görünümüne kavuşur.
 

Alt Çene Kayması Hakkında Sık Sorulan Sorular

Söz konusu alt çene kayması belirtileri ve tedavisi hakkında sık sorulan sorular ve cevapları şu şekildedir:

1 – Çene Kayması Olduğunu Nasıl Anlarız?

Yaygın ve nadir görülen alt çene kayması belirtileri, röntgen ve doktor kontrolüyle kaymanın varlığı tespit edilebilir. Özellikle alt çene kayması belirtileri şüphelerin doğru çıktığını ortaya koymaktadır.

2 – Çene Kayması Egzersizle Düzelir mi?

Var olan alt çene kayması belirtileri ve ilerleyiş durumuna göre egzersizler işe yarayabilir. İleri düzey kayma olmadığı müddetçe etkili bir sonuç elde edilebilmektedir. Öyle ki bu egzersizler ile alt çene kayması belirtileri tamamen ortadan kalkmaktadır.

3 – Çene Kayması Kendi Kendine Düzelir mi?

Hayır, alt çene kayması belirtileri kendi kendine geçmez. Mutlaka bir uzman doktor tarafından alt çene kayması belirtileri gözlemlenmeli ve tespit edilmelidir. Konulan tanıya göre de alt çene tedavisine başlanmalıdır. Kaynak: https://celalcandirli.com]]>
https://magazinname.com/10-adimda-alt-cene-kaymasi-belirtileri-nelerdir-h54317.html Tue, 06 Aug 2024 11:55:56 +0000
<![CDATA[Sıcak havalarda 9 altın kuralla kalbinizi koruyun!]]> https://magazinname.com/sicak-havalarda-9-altin-kuralla-kalbinizi-koruyun-h52675.html Risk Altında Olanlar:
  • Yaşlılar
  • Kalp hastalığı geçmişi olanlar
  • Yüksek tansiyon hastaları
  • Şeker hastaları
  • Obez bireyler
  • Belirli ilaçları kullananlar

Sıcak Havalarda Kalp Sağlığını Korumanın 9 Formülü

  1. Bol su için: Dehidrasyon, kalp için ek bir stres faktörüdür. Bol su içmek, vücut ısısını dengelemeye ve dehidrasyonu önlemeye yardımcı olur.
  2. Serin ortamlarda bulunun: Mümkün olduğunca serin ve gölgeli ortamlarda bulunmaya çalışın. Klima veya vantilatör kullanın.
  3. Güneş ışınlarından korunun: Özellikle öğle saatlerinde güneş ışınlarının en yoğun olduğu zamanlarda doğrudan güneş ışığına maruz kalmaktan kaçının. Güneş kremi kullanın ve şapka takın.
  4. Hafif giysiler giyin: Gevşek ve pamuklu gibi nefes alabilen giysiler tercih edin.
  5. Düzenli egzersiz yapın: Egzersiz yapmak kalp sağlığı için önemlidir. Ancak sıcak havalarda egzersiz yaparken dikkatli olun. Sabah erken saatleri veya akşam serinliği gibi daha serin zamanlarda egzersiz yapmayı tercih edin.
  6. Sağlıklı beslenin: Sıcak havalarda iştah azalabilir. Bu nedenle, besin değeri yüksek ve hafif yiyecekler tüketmeye özen gösterin.
  7. Alkol ve kafein tüketimini sınırlayın: Alkol ve kafein, dehidrasyona neden olabilir ve kalp atış hızını artırabilir.
  8. İlaçlarınızı düzenli kullanın: Düzenli kullandığınız ilaçları ihmal etmeyin.
  9. Yüksek tansiyon hastaları dikkat: Sıcaklıkla birlikte damarlarınız genişleyeceği için tansiyonunuz bir miktar düşebilir, ilaç dozunun güncellenmesi gerekebilir. Doktorunuz ile görüşmenizde fayda olacaktır.

Dikkatli Olun

Yaz aylarında kalp sağlığımızı korumak için gerekli önlemleri almak çok önemlidir. Özellikle kalp hastalığı riski taşıyan bireyler, bu konuda daha dikkatli olmalıdır. Bol su içmek, serin ortamlarda bulunmak, güneş ışınlarından korunmak, hafif giysiler giymek, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, alkol ve kafein tüketimini sınırlamak ve ilaçlarınızı düzenli kullanmak, sıcak havalarda kalp sağlığınızı korumaya yardımcı olacaktır.]]>
https://magazinname.com/sicak-havalarda-9-altin-kuralla-kalbinizi-koruyun-h52675.html Wed, 03 Jul 2024 15:32:34 +0000
<![CDATA[Dr. Asuman Yeni, Sanal Kumar Bağımlılığı Üzerine Açıklamalarda Bulundu]]> https://magazinname.com/dr-asuman-yeni-sanal-kumar-bagimliligi-uzerine-aciklamalarda-bulundu-h50767.html Dr. Asuman Yeni, sanal kumar bağımlılığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Asuman Yeni, sanal kumar bağımlılığının dijital çağın getirdiği en büyük sorunlardan biri olduğunu belirtti. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu bağımlılığın, sosyal ilişkilerde bozulmaya, maddi kayıplara ve psikolojik sorunlara yol açabileceğine dikkat çekti. Ayrıca, sanal kumarın sürekli erişilebilir olması ve çekici görsel unsurlarıyla bağımlılığı tetikleyici etkisi olduğunu da vurguladı. Dr. Yeni, sanal kumar bağımlılığının önlenmesi ve tedavi edilmesi için toplumun bilinçlendirilmesi, ailelerin çocuklarıyla iletişimini güçlendirmesi ve gerekli profesyonel yardımın alınmasının önemli olduğunu belirtti. Ayrıca, dijital oyun ve kumar platformlarının sıkı denetim altına alınması gerektiğini vurgulayarak, önleyici tedbirlerin alınması çağrısında bulundu. Dr. Asuman Yeni'nin bu açıklamaları, sanal kumar bağımlılığıyla mücadelede kamuoyunun dikkatini çekmeye devam ediyor. Dr. Asuman Yeni'den Sanal Kumar Bağımlılığına Karşı Önlem Önerileri Sanal kumar bağımlılığının artmasıyla birlikte, önleyici tedbirlerin alınması önem arz etmektedir. Konuyla ilgili olarak, Türkiye'nin bağımlılık tedavileri konusunda önde gelen isimlerinden Dr. Asuman Yeni, sanal kumar bağımlılığına karşı alınabilecek önlem önerilerini paylaştı.
  1. Eğitim ve Farkındalık Programları: Toplumda sanal kumar bağımlılığının zararları hakkında bilinçlendirme programları düzenlenmeli ve okullarda gençlere bu konuda eğitim verilmelidir.
  2. Aile İletişimini Güçlendirme: Aileler, çocuklarıyla düzenli iletişim halinde olmalı ve onların dijital aktivitelerini takip etmelidir. Ayrıca, aile içi iletişimi güçlendirecek etkinliklere zaman ayırmak da önemlidir.
  3. Dijital Denetim ve Kontrol: İnternet ve dijital oyun platformlarının yaş sınırlarına uygun şekilde kullanılması sağlanmalı, ayrıca ebeveyn denetimli yazılımlar kullanılarak çocukların internet erişimleri kontrol altında tutulmalıdır.
  4. Profesyonel Yardım ve Destek: Kumar bağımlılığının çözümü var. Sanal kumar bağımlılığı belirtileri gösteren bireylere, destek ve tedavi imkanları sunulmalıdır. Bağımlılıkla mücadele edenlerin profesyonel yardım almaları teşvik edilmelidir.
  5. Kurumsal Sorumluluklar: Dijital oyun ve kumar platformlarının, kullanıcılarına karşı sorumlu davranması ve zararlı içeriklerin kontrol altında tutulması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Ayrıca, bu platformlar kullanıcılarına bağımlılık riskini belirten uyarılar sunmalı ve sorumlu oyun uygulamaları teşvik edilmelidir.
]]>
https://magazinname.com/dr-asuman-yeni-sanal-kumar-bagimliligi-uzerine-aciklamalarda-bulundu-h50767.html Fri, 10 May 2024 14:56:16 +0000
<![CDATA[Dr. Fzt. Büşra Alkan çocuklarda fiziksel aktivitenin önemine dikkatleri çekti]]> https://magazinname.com/dr-fzt-busra-alkan-cocuklarda-fiziksel-aktivitenin-onemine-dikkatleri-cekti-h50675.html Günümüzde hareketsizliğin en yaygın nedeni televizyon vebilgisayar kullanımı olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum özellikle çocuklar için endişe verici bir boyuta ulaşmış durumda. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık BilimleriFakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr.Üyesi Büşra Alkan, çocuklarda fiziksel aktivitenin önemine dair altın değerinde bilgiler paylaştı.

“Hareketsizliğin En Yaygın Nedeni Televizyon ve BilgisayarKullanımı”

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçlarına dikkat çeken KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi veRehabilitasyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Büşra Alkan; “Günümüzde hareketsizliğin en yaygın nedeni televizyon ve bilgisayar kullanımıdır. Bu nedenle iki yaşın altındaki bebeklerin hiçbir şekilde televizyon seyretmesini önermiyoruz. Daha büyük çocuklar ise günde bir saat televizyon izleyebilir fakat bu süre günde iki saati kesinlikle geçmemelidir.

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçları gösteriyor ki6-11 yaş grubu çocukların %58.4’ü düzenli (günde 30 dakika veya daha fazla süreile) olarak egzersiz yapmıyor. Bu yaş grubunda televizyon, bilgisayar, internet, ev ödevi ve ders çalışma için hareketsiz geçirilen ortalama süre 6 saat; 12-14ve 15-18 yaş grubunda yer alan erkek çocuklarının hiç egzersiz yapmama oranları%41.4 ve %44.6 olarak gözlemleniyor” dedi.

“Aktiviteler, Çocukların Yaş Gruplarına Göre Belirlenmeli”

Çocukların yaş gruplarına göre aktiviteler yapılması gerektiğine değinen Alkan; “12-18 yaş arasındaki ergenler için hedef günde en az 60 dakika,orta şiddetliden daha yüksek şiddetli aktivitelere doğru şiddeti değişen aktiviteler olmalıdır. Aktivite tercihlerinin içerisinde haftada en az 3 defa yüksek şiddette aktiviteler ile en az 3 defa kas ve kemikleri güçlendiren kuvvet aktiviteleri yer almalıdır. Aerobik aktiviteler, bu programın merkezinde bulunmalıdır. Özellikle daha önce hareketsiz olanlar egzersize yavaş başlamalıve haftada 1-2 defa 15-30 dakikalık orta şiddetli aktiviteler yapmalıdır”şeklinde konuştu.

“Belirli Dönemlerde Ağır Egzersizler Büyümeyi Olumsuz YöndeEtkiliyor”

Fiziksel aktivitenin, çocukların bedensel, ruhsal ve sosyal sağlığı, gelecekteki yaşantıları üzerine etkilerine değinen Alkan; “Fiziksel aktiviteler; çocukların kas kuvveti, refleks ve denge gelişimi, yorgunluğunun azaltılması, kalp dolaşım sisteminin gelişmesi gibi birçok noktada önemli rol oynuyor. Çocukların fiziksel aktiviteye katılımı ile kuvvet, çeviklik, denge ve koordinasyon gerektiren becerilerde artış gözlemleniyor. Kalp, damar ve solunum sistemi, dayanıklılık sporları için elverişli hale geliyor. Çocukların, kemik sağlığının ileri yaşlarda korunması için sıçrama aktivitelerinin yer aldığı ip atlama, voleybol, basketbol gibi sporlara özellikle teşvik edilmesi gerekiyor. Aşırı yüklenmenin, belirli dönemlerde büyümeyi olumsuz etkilediği görüşü kabul ediliyor. Bu nedenle, çocuğun fiziksel kapasitesinin bilinmesi ve gereksiz zorlamalardan kaçınılması çok önemli” diyerek önemli tavsiyelerde bulundu.

]]>
https://magazinname.com/dr-fzt-busra-alkan-cocuklarda-fiziksel-aktivitenin-onemine-dikkatleri-cekti-h50675.html Wed, 08 May 2024 15:15:53 +0000
<![CDATA[Birkaç dakika süren Epilepsi nöbetleri hayati olabilir]]> https://magazinname.com/birkac-dakika-suren-epilepsi-nobetleri-hayati-olabilir-h49190.html Nörolojik bir hastalık Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğindeki problemden kaynaklanan tekrarlayıcı ve geçici anormal elektriksel deşarjlar sonucu görülen nörolojik bir hastalıktır. Nöbet geçirme şekli bulgu için önemli Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan bazı epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar. Her şey görülebilir Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte 20’li yaşlar öncesi ve 60’lı yaşlar sonrasında görülmesi daha sıktır.  Epilepsi hastalığı, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç tekrarlamayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır. Herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir Epilepsi hastalığı tanısı almış bireylerin yaklaşık olarak yarısında herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir. Belli grup hastada ise gebelikte olan beyin gelişim problemleri, doğum sırasındaki nedenler, beyin enfeksiyonları, beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, bazı ilaçlar, zehirlenmeler, aşırı alkol alımı gibi nedenler nöbetlere neden olabilmektedir. Epilepsi başlıca iki ana gruba ayrılır Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir. Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir. Epilepsi bölgesi beynin hangi fonksiyonuyla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulgular gözleniyor. Epileptik nöbetlerde en sık görülen bulgular
  • Vücutta meydana gelen ani kasılmalar
  • Şuur kaybı
  • Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi
  • Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar
  • Hızlı bir şekilde göz kırpmak
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek
  • Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler
Nöbet öncesi bazı bulgular görülebilir Bazı alt gruplarda öncü belirtiler görülür. Bunlara “aura” adı verilir. Beynin hangi alanının anormal elektriksel aktiviteyle ilgili olduğunu gösteren bu belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;
  • Uyuşma
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Görme veya duyma değişiklikleri
  • Ani korku hissi
  • Mide bulantısı veya midede baskı hissi
Epilepsi nöbetleri genellikle birkaç dakika sürer Bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmak öncelikli hedef olmalıdır. İlk yardım için takip edilecek adımlar
  • Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalmalı ve solunum yollarının açık olduğundan emin olmalısınız.
  • Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım etmelisiniz.
  • Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğunu anlatmalısınız.
  • Nöbeti geçiren kişinin rahatlaması için onunla sakince konuşmayı denemelisiniz.
  • İlk yardımı yapan kişi olarak çevrenizdeki diğer insanları da sakinleştirmelisiniz ve
  • Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlamalısınız.
Nöbet sırasında bunları yapmayın
  • Paniğe kapılmayın, bağırıp çağırıp korku içinde sağa sola koşturmayın.
  • Hasta dilini ısırmadıysa ağzını, çenesini açmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına parmak sokmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına kaşık ve benzeri nesneler koymaya çalışmayın.
  • Kasılan kol ve bacağı durdurmaya çalışmayın.
  • Hastayı sarsmayın ve bir şeyler koklatmaya çalışmayın.
Nöbetler genellikle acil tıbbi müdahale gerektirmez ancak aşağıdaki durumlarda acil yardım istenebilir:
  • Hasta daha önce hiç nöbet geçirmemişse,
  • Hasta, nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekiyorsa,
  • Nöbet 5 dakikadan uzun sürdüyse,
  • Hasta, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçiriyorsa,
  • Nöbet sırasında yaralanırsa,
  • Nöbet suda olursa ve
  • Hastanın diyabet, kalp hastalığı gibi bir sağlık problemi varsa ya da hamileyse acil yardım istenmelidir.
Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilir Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilmekle birlikte hatta hayatı tehdit edebilmektedir. Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir. Değişen yaşam koşulları tedavi sürecine olumlu yansıyabilir Epilepsi hastalarının yaşam tarzında yapacakları değişiklikler tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:
  • Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak.
  • İlaçları doğru ve doktorunuzun söylediği şekilde almak.
  • Nikotin kullanımından uzak durup, sigarayı bırakmak.
  • Uykuyu yeterli düzeyde almak. Zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.
  • Egzersiz yapmak.
Tanı koymada nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi önemli Epilepsi hastalığı tanısını tek başına koyduran bir test yoktur. Tanı koymada en önemli nokta hastanın nöbeti hakkında etrafındakilerin verdiği bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi gereklidir. Sonrasında yapılan ayrıntılı genel ve nörolojik muayene ardından bazı kan tetkikleri ve EEG (elektroensefalografisi) istenir. Tanı konulmasında en önemli tetkiklerden birisi EEG’dir. Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Beyin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ya da yapısal bozuklukların ortaya konmasında yardımcı olur. Epilepsi tedavi edilebilen bir hastalıktır Tedavinin en önemli amacı nöbetlerin durdurulmasıdır. Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır ve ilaç seçimine karar verirken nöbetin tipi, atakların sıklığı, hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların varlığı önem taşımaktadır. Hastaların çok büyük kısmında ilaç tedavisi ile nöbetler kontrol altına alınır. Belli bir grup ilaç tedavisine dirençli uygun hastada cerrahi tedavi ile de başarılı sonuçlar elde edilmektedir.]]>
https://magazinname.com/birkac-dakika-suren-epilepsi-nobetleri-hayati-olabilir-h49190.html Mon, 25 Mar 2024 14:47:11 +0000
<![CDATA[Dental Estetik gülüş tasarımında dünya markası olmanın gururunu taşıyor]]> https://magazinname.com/dental-estetik-gulus-tasariminda-dunya-markasi-olmanin-gururunu-tasiyor-h48820.html Dental Estetik Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Turan yaptığı açıklamalarda “Diş estetiği ve gülüş tasarımı kişilerde özgüveni arttırır. Bunun yanında kişide daha iyi bir ağız hijyeni oluşmasını sağlar. Diş estetiği ve gülüş tasarımı, gülüşünüzü ve genel görünümünüzü iyileştirmenin harika bir yolu olabilir.” dedi.   Açıklamalarına devam eden Dental Estetik Yönetim Kurulu Başkanı Turan “Dental Estetik olarak alanımızda sadece ülke genelinde değil aynı zamanda dünya genelinde de tercih edilen bir marka olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Hastalarımıza sunduğumuz hizmetler bizim için diş estetiği konusunda önemli referanslar oluşturmaktadır. Gelişen teknolojiye ayak uydurmayı bir ilke edinen Dental Estetik olarak daha doğal ve estetik sonuçlar elde edebiliyoruz. Dental Estetik olarak uzman kadromuzla gülüş tasarımı, implant, beyazlatma, porselen lamina gibi uygulamalarla hastalarımızın sağlıklı ve güzel gülüşlere kavuşmalarına yardımcı oluyoruz” diyerek açıklamalarını tamamladı.]]> https://magazinname.com/dental-estetik-gulus-tasariminda-dunya-markasi-olmanin-gururunu-tasiyor-h48820.html Sat, 16 Mar 2024 04:40:41 +0000 <![CDATA[Ünlü diş hekimi Selahattin Kermen’den dijital gülüş tasarımı: Estetiği ve inovasyonu bir arada sunuyor]]> https://magazinname.com/unlu-dis-hekimi-selahattin-kermenden-dijital-gulus-tasarimi-estetigi-ve-inovasyonu-bir-arada-sunuyor-h48100.html *Hasta Memnuniyeti ve İletişim:* Optimadent Kliniği, hastalarla güçlü bir iletişim kurarak onların ihtiyaçlarını anlamaya odaklanıyor. Dijital gülüş tasarımı, hastaların beklentilerini daha iyi anlamak ve tedavi sürecini daha şeffaf bir şekilde iletmek için önemli bir araç olarak kullanılıyor. Kliniğin uzman ekibi, hastaların her adımda bilgilendirilmesini ve kendilerini rahat hissetmelerini sağlamak için çaba gösteriyor.

*Teknolojik Altyapı ve Yetkinlik:*

Optimadent Kliniği, en son teknolojiye sahip ekipmanlar ve dijital gülüş tasarımı yazılımlarıyla donatılmıştır. Bu yazılımları kullanmak için uzmanlık gerektiğinden, klinik personeli sürekli olarak eğitim alır ve bu alandaki en son gelişmeleri takip eder. Bu sayede, hastalara en modern ve etkili tedavi yöntemleri sunulur.

*Kişiye Özel Tedavi Planları:*

Her hastanın ağız yapısı ve estetik tercihleri farklı olduğundan, Optimadent Kliniği kişiye özel tedavi planları oluşturur. Dijital gülüş tasarımı, hastaların isteklerini ve ihtiyaçlarını daha iyi anlamak ve tedavi planını buna göre uyarlamak için kullanılır. Bu, tedavinin başarısını ve hasta memnuniyetini artırır.

*Görsel Olarak İleriye Dönük Planlama:*

Dijital gülüş tasarımı, tedavi öncesinde hastalara sonuçları görsel olarak göstererek ne bekleyebileceklerini daha net anlamalarını sağlar. Bu sayede, hastalar tedaviye daha fazla güven duyar ve sonuçlardan daha memnun kalır. Optimadent Kliniği, dijital gülüş tasarımı sayesinde hastalara daha hızlı ve etkili sonuçlar sunar. Tedavi planı daha önceden belirlenebilir ve uygulama süreci daha etkili bir şekilde yönetilebilir. Dijital gülüş tasarımı, daha doğal ve estetik sonuçlar elde etmeyi mümkün kılar. Bu sayede, hastaların kendilerini daha güvende hissetmeleri ve gülüşlerinden tam anlamıyla memnun olmaları sağlanır. Optimadent Kliniği, dijital gülüş tasarımı ve yenilikçi tedavi yöntemleriyle hastalarına en kaliteli hizmeti sunmaya devam edecektir. Diş estetiği alanındaki uzmanlığı ve teknolojiye olan yatırımıyla, klinik, hastaların gülüşlerini yeniden keşfetmelerine yardımcı olmaya devam edecektir.]]>
https://magazinname.com/unlu-dis-hekimi-selahattin-kermenden-dijital-gulus-tasarimi-estetigi-ve-inovasyonu-bir-arada-sunuyor-h48100.html Mon, 04 Mar 2024 13:49:34 +0000
<![CDATA[Kulaklarımızın da kalbimiz kadar hassas olduğunu unutmayalım]]> https://magazinname.com/kulaklarimizin-da-kalbimiz-kadar-hassas-oldugunu-unutmayalim-h48011.html Gürültüye bağlı oluşan işitme kayıpları önlenebilir Gürültüye bağlı işitme kayıpları, yaşlanmaya bağlı gelişen işitme kayıplarında sonra, ikinci en sık görülen işitme kaybı şeklidir. Gürültüye bağlı işitme kayıpları önlenebilir bir sağlık problemidir. Sesin şiddeti ve maruziyet süresi önemlidir Yüksek sese maruziyet iş ortamı, sosyal ortamlar, trafik gibi farklı ortamlarda olabilir. Yüksek ses nedeniyle iç kulaktaki hücreler hasara uğrar; bu hasarın miktarı sesin şiddetine ve maruziyet süresine göre değişir. Geçici çınlamalar genellikle 48 saat içerisinde düzelir Birçok insan hayatlarının bir döneminde yüksek sesli ortamlarda bulunduktan sonra, kulak çınlaması ve işitmede azalma hissetmiştir. Kalıcı bir hasar oluşmamışsa, yüksek sese maruziyet sonrası gelişen işitme kaybı ve çınlamalar genellikle 48 saat içerisinde düzelmektedir. Yüksek ses, ani patlayıcı veya kronik gürültü şeklinde olabilir Yüksek sese bağlı işitme kayıpları akustik travma veya kronik gürültüye bağlı işitme kaybı şeklinde görülebilir:
  • Akustik travmalar; genellikle kısa süreli, ani patlayıcı sesler sonucunda ortaya çıkarlar. İşitme kaybı ani başlar, genellikle tek taraflıdır veya işitme kaybı asimetriktir.
  • Kronik gürültüye bağlı işitme kayıpları genellikle yıllar içerisinde yavaş ilerler, bu nedenle fark edilmeleri daha zordur. İşitme kaybı çift taraflıdır ve genellikle simetriktir.
Devamlı sese maruziyet daha riskli Aralıklı şekilde maruz kalınan gürültü, devamlı şekilde maruz kalınan gürültüye kıyasla daha az işitme kaybına neden olur. Bu nedenle gürültülü ortam çalışanlarının saatlerinin buna göre düzenlenmesi işitme kaybı riskini azaltabilir. Kalıcı işitme kayıplarında işitme cihazı kullanılır Medikal ya da cerrahi olarak kesin bir tedavi seçeneği bulunmamakla birlikte gürültüye bağlı işitme kaybı, çoğunlukla önlenebilir bir hastalıktır. Gürültüye bağlı kalıcı işitme kaybı geliştiğinde ise kullanılan tek tedavi şekli işitme cihazıdır. Koruyucu kulaklık ve tıkaç kullanımı önemli Dünya Sağlık Örgütü (WHO), işitme bozukluğunu önlemek için gürültüye maruz kalma seviyelerinin gün içinde 70 desibeli, 1 saatlik süre boyunca ise 85 desibeli aşmamasını önermektedir. Düzenli olarak 85 desibelin üzerindeki gürültünün yakınında bulunmak işitme kaybına neden olabilir. Çok yüksek gürültülü ortamlarda kulak tıkaçları, koruyucu kulaklıklar veya ikisi birden kullanılmalıdır. Kulak tıkaçları 15-30 desibel, koruyucu kulaklık 30-40 desibel ses zayıflatma etkisine sahiptir. Koruyucu kulaklık ve tıkaçlar kulak kanalından sesi azaltmada etkilidir ancak kafa kemikleri ile iç kulağa iletilen ses de göz önünde bulundurulmalı ve yüksek sese maruziyetten mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Yüksek sesli oyuncaklar risk yaratabilir Gürültüye bağlı işitme kaybının en yaygın nedenleri arasında yüksek sesli müziğe, ağır makinelere veya elektrikli aletlere ve silah ateşine maruz kalma yer alır. Çok yüksek ses çıkaran oyuncak tabanca gibi oyuncaklarla oynayan çocuklarda yüksek frekanslarda işitme kaybı görülebilir. İşitme kaybı kalıcı ve geri döndürülemez olabilir Gürültüye bağlı işitme kaybı kalıcı ve geri döndürülemez olabilir. Bu nedenle aşırı yüksek seslere maruz kalmayı önlemek veya sınırlandırmak önemlidir. Ani işitme kaybı, devam eden çınlama veya kulakta ağrı varsa vakit kaybetmeden bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmalıdır.]]>
https://magazinname.com/kulaklarimizin-da-kalbimiz-kadar-hassas-oldugunu-unutmayalim-h48011.html Sat, 02 Mar 2024 13:59:58 +0000
<![CDATA[Bir Dilek Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Beylikdüzü’nde hizmete girdi]]> https://magazinname.com/bir-dilek-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-beylikduzunde-hizmete-girdi-h47461.html Kendi alanlarında uzmanlaşmış diş hekimleri ile çalışan Bir Dilek ADSP, hastalarına maksimum konforu sunmayı hedefleyerek hizmetlerine devam etmektedir.. Alanında uzman diş hekimlerimiz ile gülümsemenin keyfini çıkarmak için hizmete açılan Bir Dilek Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği kısa sürede Ata Çağlayan olmak üzere birçok ünlü ismin de hizmet aldığı bir kurum oldu. Vizyonumuz & Misyonumuz Bir Dilek Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği doktorlarından İbrahim Çetin yaptığı kısa açıklamada “Bir Dilek ADSP olarak tüm hastalarımıza profesyonel, modern ve steril bir ortamda en yüksek standartlarda diş tedavi ve bakımını sağlamak birinci önceliğimizdir. Hastalarımızla doğru şekilde iletişime geçerek önceliklerini anlayıp, gerekli çözümler ile sağlıklı gülümsemelerini yeniden kazandırmak, kliniğimizin esas değerlerindendir.” dedi. Açıklamalarına devam eden Çetin “Mesleğini seven, özen gösteren, diş hekimliği ile ilgili bilimsel çalışmaları ve teknolojiyi takip eden hekimlerle çalışarak toplumumuzun ağız ve diş sağlığının önemi konusunda bilinçlendirilmesini sağlamak” diyerek sözlerini tamamladı.]]> https://magazinname.com/bir-dilek-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-beylikduzunde-hizmete-girdi-h47461.html Fri, 23 Feb 2024 01:22:27 +0000 <![CDATA[Dr. Ali Yurtlak prostat hastalıkları ve cinsel yaşam üzerindeki etkilerini açıkladı]]> https://magazinname.com/dr-ali-yurtlak-prostat-hastaliklari-ve-cinsel-yasam-uzerindeki-etkileri-nelerdir-h47057.html Sağlıklı bir cinsel yaşam, herkes için önem arz ediyor. Fakat bazı hastalıkların, cinsel sağlık üzerinde yan etkileri olduğunu da biliyoruz. Vascular Clinic'den Dr. Ali Yurtlak, Prostat hastalıklarının cinsel hayatı nasıl etkilediğini anlatıyor.

***

Erkeklerde prostatın büyümesi, çeşitli cinsel problemlere yol açabilir. Bu sorunlar arasında sıkça rastlanan ereksiyon güçlüğü, cinsel istek azalması ve cinsel tatminde düşüş bulunur. Özellikle ani başlayan ereksiyon problemleri, prostat kanserinin bir işareti olabileceği için tıbbi değerlendirme gerektirir. Prostat kanseri tedavileri, ameliyat ve radyoterapi gibi yöntemler sonrasında da ereksiyon sorunlarına neden olabilir. Benign prostat hiperplazisi gibi kansersiz prostat büyümeleri de cinsel işlev bozukluklarına sebep olabilir. BPH tedavilerinde kullanılan bazı ilaçlar, erkeklerde nadiren cinsel işlev bozukluklarına yol açar. Prostatın cerrahi yollarla tedavisi, bazı erkeklerde ereksiyon problemlerine neden olabilmektedir.

Prostatın Cinsel Hayata Etkileri ve İlişkiler Üzerindeki Rolü

Prostat büyümesinin erkeklerde cinsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi önemli bir konudur. Genellikle bu durum, hem fiziksel hem de psikolojik olarak cinsel yaşamı etkileyebilir. Prostat büyümesi ve tedavisi, cinsel isteği ve performansı azaltabilir. Bu durum, sertleşme problemlerine veya cinsel tatminde azalmaya neden olabilir. Özellikle prostat tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, erkeklerde cinsel yan etkilere yol açabilir. Bununla birlikte, prostat büyümesi ve cinsel aktivite arasındaki ilişki hala net olarak anlaşılmamıştır.

Cinsel ilişki sıklığının prostat sağlığı üzerindeki etkileri de dikkate değerdir.

Bazı araştırmalar, sık cinsel ilişkinin genç ve orta yaşlı erkeklerde prostat kanseri riskini azaltabileceğini öne sürmektedir.

Ancak bu konuda kesin bir kanıt henüz mevcut değildir.

İlişki sıklığının azalmasının prostat sağlığına olumlu etkileri olduğuna dair net bir bilgi yoktur.

Fakat çok sayıda cinsel partner yerine, az ve sabit partnerlerle cinsel ilişkinin prostat kanseri riskini azalttığı belirtilmiştir.

Sonuç olarak, prostat sağlığı ve cinsel yaşam arasındaki karmaşık ilişki, erkek sağlığı açısından önemli bir konudur. Prostat büyümesi ve tedavisi, cinsel fonksiyonları etkileyebilir. Aynı zamanda cinsel aktivitenin prostat üzerindeki olası etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Prostat Hastalıkları ve Cinsel Yaşam Üzerindeki Etkileri

Prostat hastalıklarının cinsel yaşam üzerindeki etkileri, erkeklerin sıkça merak ettiği bir konudur. Prostat kanseri, prostat büyümesi ya da prostatit gibi hastalıklar, genellikle cinsel ilişkiye engel teşkil etmez. Prostatın iyi huylu büyümelerinin tedavisi sonrasında, çoğunlukla ereksiyon sorunları gözlemlenmez. Lazerle yapılan prostat ameliyatları, bu konuda oldukça başarılı sonuçlar sunar. Bununla birlikte, prostat kanseri ameliyatları sonrası bazı hastalarda ereksiyon problemleri yaşanabilir. Yine de, prostat kanseri teşhisi konulan kişilerin cinsel ilişkiye girmeleri, ne kendileri ne de partnerleri için zararlı değildir.

Prostat büyümesi tedavisi gören hastaların cinsel yaşamı:

Endoskopik prostat ameliyatları sonrası ereksiyon bozukluğu riski %1'den azdır.

Ameliyat sonrasında bazen ejekülasyon problemleri ortaya çıkabilir.

Prostat tedavisi sürecinde, cinsel fonksiyonlarda geçici değişiklikler meydana gelebilir. Bu değişikliklerin büyük çoğunluğu, zamanla iyileşme eğilimindedir. Hastaların ve partnerlerinin bu süreçte sabırlı olmaları ve doktorlarıyla açık iletişim kurmaları önemlidir. Tedavi yöntemleri ve kişinin genel sağlık durumu, cinsel işlevler üzerinde etkili olabilir. Prostat hastalıklarının tedavisi ve cinsel yaşam arasındaki ilişki, her hasta için farklılık gösterir. Bu nedenle, her bireyin durumuna özel bir yaklaşım gereklidir.

]]>
https://magazinname.com/dr-ali-yurtlak-prostat-hastaliklari-ve-cinsel-yasam-uzerindeki-etkileri-nelerdir-h47057.html Thu, 15 Feb 2024 16:12:30 +0000
<![CDATA[Hasan Sezen "Fıtık ameliyatlarına son!"]]> https://magazinname.com/hasan-sezen-fitik-ameliyatlarina-son-h47037.html AMELİYATI TAVSİYE ETMİYORUZ Hasan Sezen; Bel fıtığı, boyun fıtığı, kuyruk sokumu rahatsızlığı olan kişilere, asla ameliyatı ön görmüyoruz çünkü çözüm değildir. Bel fıtığı boyun fıtığında ameliyat kesin çözüm olsaydı öncelikle cerrahlar tercih ederdi. Ancak günümüzde yüzlerce cerrah olmasına rağmen bel ya da boyun fıtığından ameliyat olmuş cerraha rastlanamamıştır. O yüzden fıtık hastaları ameliyat olmadan önce iyi araştırmalar yapıp terapi merkezlerinden mutlaka randevu alıp muayeneye gitmeleri gerekmektedir.]]> https://magazinname.com/hasan-sezen-fitik-ameliyatlarina-son-h47037.html Wed, 14 Feb 2024 20:12:26 +0000 <![CDATA[Prof. Dr. Ayhan Öztürk "Bir kaç dakika süren epilepsi nöbetleri hayati olabilir"]]> https://magazinname.com/prof-dr-ayhan-ozturk-bir-kac-dakika-suren-epilepsi-nobetleri-hayati-olabilir-h46854.html Nörolojik bir hastalık Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğindeki problemden kaynaklanan tekrarlayıcı ve geçici anormal elektriksel deşarjlar sonucu görülen nörolojik bir hastalıktır. Nöbet geçirme şekli bulgu için önemli Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan bazı epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar. Her şey görülebilir Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte 20’li yaşlar öncesi ve 60’lı yaşlar sonrasında görülmesi daha sıktır.  Epilepsi hastalığı, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç tekrarlamayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır. Herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir Epilepsi hastalığı tanısı almış bireylerin yaklaşık olarak yarısında herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir. Belli grup hastada ise gebelikte olan beyin gelişim problemleri, doğum sırasındaki nedenler, beyin enfeksiyonları, beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, bazı ilaçlar, zehirlenmeler, aşırı alkol alımı gibi nedenler nöbetlere neden olabilmektedir. Epilepsi başlıca iki ana gruba ayrılır Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir. Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir. Epilepsi bölgesi beynin hangi fonksiyonuyla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulgular gözleniyor. Epileptik nöbetlerde en sık görülen bulgular
  • Vücutta meydana gelen ani kasılmalar
  • Şuur kaybı
  • Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi
  • Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar
  • Hızlı bir şekilde göz kırpmak
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek
  • Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler
Nöbet öncesi bazı bulgular görülebilir Bazı alt gruplarda öncü belirtiler görülür. Bunlara “aura” adı verilir. Beynin hangi alanının anormal elektriksel aktiviteyle ilgili olduğunu gösteren bu belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;
  • Uyuşma
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Görme veya duyma değişiklikleri
  • Ani korku hissi
  • Mide bulantısı veya midede baskı hissi
Epilepsi nöbetleri genellikle birkaç dakika sürer Bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmak öncelikli hedef olmalıdır. İlk yardım için takip edilecek adımlar
  • Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalmalı ve solunum yollarının açık olduğundan emin olmalısınız.
  • Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım etmelisiniz.
  • Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğunu anlatmalısınız.
  • Nöbeti geçiren kişinin rahatlaması için onunla sakince konuşmayı denemelisiniz.
  • İlk yardımı yapan kişi olarak çevrenizdeki diğer insanları da sakinleştirmelisiniz ve
  • Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlamalısınız.
Nöbet sırasında bunları yapmayın
  • Paniğe kapılmayın, bağırıp çağırıp korku içinde sağa sola koşturmayın.
  • Hasta dilini ısırmadıysa ağzını, çenesini açmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına parmak sokmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına kaşık ve benzeri nesneler koymaya çalışmayın.
  • Kasılan kol ve bacağı durdurmaya çalışmayın.
  • Hastayı sarsmayın ve bir şeyler koklatmaya çalışmayın.
Nöbetler genellikle acil tıbbi müdahale gerektirmez ancak aşağıdaki durumlarda acil yardım istenebilir:
  • Hasta daha önce hiç nöbet geçirmemişse,
  • Hasta, nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekiyorsa,
  • Nöbet 5 dakikadan uzun sürdüyse,
  • Hasta, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçiriyorsa,
  • Nöbet sırasında yaralanırsa,
  • Nöbet suda olursa ve
  • Hastanın diyabet, kalp hastalığı gibi bir sağlık problemi varsa ya da hamileyse acil yardım istenmelidir.
Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilir Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilmekle birlikte hatta hayatı tehdit edebilmektedir. Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir. Değişen yaşam koşulları tedavi sürecine olumlu yansıyabilir Epilepsi hastalarının yaşam tarzında yapacakları değişiklikler tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:
  • Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak.
  • İlaçları doğru ve doktorunuzun söylediği şekilde almak.
  • Nikotin kullanımından uzak durup, sigarayı bırakmak.
  • Uykuyu yeterli düzeyde almak. Zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.
  • Egzersiz yapmak.
Tanı koymada nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi önemli Epilepsi hastalığı tanısını tek başına koyduran bir test yoktur. Tanı koymada en önemli nokta hastanın nöbeti hakkında etrafındakilerin verdiği bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi gereklidir. Sonrasında yapılan ayrıntılı genel ve nörolojik muayene ardından bazı kan tetkikleri ve EEG (elektroensefalografisi) istenir. Tanı konulmasında en önemli tetkiklerden birisi EEG’dir. Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Beyin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ya da yapısal bozuklukların ortaya konmasında yardımcı olur. Epilepsi tedavi edilebilen bir hastalıktır Tedavinin en önemli amacı nöbetlerin durdurulmasıdır. Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır ve ilaç seçimine karar verirken nöbetin tipi, atakların sıklığı, hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların varlığı önem taşımaktadır. Hastaların çok büyük kısmında ilaç tedavisi ile nöbetler kontrol altına alınır. Belli bir grup ilaç tedavisine dirençli uygun hastada cerrahi tedavi ile de başarılı sonuçlar elde edilmektedir.]]>
https://magazinname.com/prof-dr-ayhan-ozturk-bir-kac-dakika-suren-epilepsi-nobetleri-hayati-olabilir-h46854.html Tue, 13 Feb 2024 01:53:28 +0000
<![CDATA[Burun estetiği sonrasında uygulanması gereken adımlar ve öneriler]]> https://magazinname.com/burun-estetigi-sonrasinda-uygulanmasi-gereken-adimlar-ve-oneriler-h46792.html Burun estetiği sonrası iyileşme süreci, herkes için bir an önce tamamlanması istenen süreçtir. Hepimiz, en kısa zamanda yeni görünümümüze kavuşmak ve gündelik yaşantımıza dönmek isteriz. Pekiyi burun estetiği sonrası iyileşme süreci nasıl hızlanır? Veya böyle bir hızlanma mümkün müdür? Konu hakkında merak edilenleri, Prof. Dr. Murat Songu cevaplıyor.

Rinoplasti veya burun estetiği ameliyatı sonrasında, hasta iyileşme sürecini hızlandırmak için bazı önemli adımları izlemelidir. Öncelikle, ameliyatı gerçekleştiren cerrahın tavsiyelerine eksiksiz bir şekilde uymak büyük önem taşır. Böylece olası komplikasyonların önüne geçilir ve iyileşme süreci hızlanır. Ayrıca hastalar, burnun darbelerden korunması konusunda dikkatli olmalıdır. Soğuk kompres uygulamak, kanama ve şişliği azaltmada yardımcı olur. Aspirin gibi kanı incelten ilaçlardan kaçınmak da iyileşme sürecinde önemli bir rol oynar. Bol su tüketimi ve sağlıklı beslenme de vücudun kendini daha hızlı yenilemesini sağlar. Son olarak, ağır egzersizlerden uzak durmak da iyileşmeyi olumlu yönde etkiler.

Ödemin Azaltılması için Doğru Hareketler

Rinoplasti sonrası iyileşme süreci, özenli ve bilinçli adımlarla hızlandırılabilir. Öncelikle, soğuk kompres uygulaması büyük önem taşır. Bu yöntem, özellikle ilk 72 saat içinde uygulandığında, şişlik ve morlukların azalmasına katkıda bulunur. Soğuk kompres, kan damarlarını daraltarak şişlik ve kanamayı minimuma indirir. Ayrıca, hastanın başını yüksek tutması kan akışını düzenler ve ödemi azaltır. Bu pozisyon, özellikle uyurken uygulanmalıdır. Yan yatmaktan kaçınmak özellikle yeni burun şeklinde bozukluk meydana gelmesini önlemek için çok önemlidir.

Nazal bakım da önemlidir. Nazikçe yapılan burnun temizliği, kabuklanmayı önler ve hava yollarının açık kalmasını sağlar. İyileşme sürecinde dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

Soğuk kompres: İlk 48 saatte düzenli olarak uygulayın.

Yüksek baş pozisyonu: Özellikle uyurken başınızı yüksek tutun.

Yan yatmaktan kaçınma: Rino Body burun estetiği sonrası koruyucu yastığı kullanın.

Nazal bakım: Günlük burnun nazikçe temizliği yapılmalıdır. Rino Kit burun estetiği sonrası bakım kitini kullanın.

Bu adımlar, iyileşme sürecini hızlandırmanın yanı sıra, ameliyat sonrası rahatsızlıkları da azaltır. Özellikle soğuk kompres ve yüksek baş pozisyonu, ödemin kontrol altına alınmasında etkilidir. Yan yatıştan kaçınma ve nazal bakım ise, burnun sağlıklı bir şekilde iyileşmesini destekler. Bu süreçte, hastanın kendine dikkat etmesi ve doktorun önerilerine uyması, iyileşmeyi olumlu yönde etkileyecektir.

Yaşam Tarzı Ayarlamaları ile Sağlıklı İyileşme

Burun estetiği sonrasında hastaların iyileşme sürecini hızlandırmak için yaşam tarzlarında bazı değişiklikler yapmaları gerekmektedir. İlk olarak, beslenme düzenine özel bir önem verilmelidir. Vücudun hızla toparlanabilmesi için, vitamin ve mineral bakımından zengin bir beslenme planı benimsenmelidir. Bu sayede, dokuların onarılma süreci daha etkili bir şekilde gerçekleşir.

Dinlenme, iyileşme sürecinde kritik bir rol oynar. Ameliyat sonrası dönemde yeterli uyku ve dinlenme, vücudun kendini yenilemesine imkan tanır. Bu hem fiziksel hem de zihinsel olarak toparlanmayı kolaylaştırır.

Aktivite düzenlemesinde ise şu noktalara dikkat edilmelidir:

İlk haftalarda ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalıdır.

Hafif egzersizler, özellikle yavaş yürüyüşler, kan dolaşımını hızlandırarak iyileşmeyi destekler.

Sonuç olarak, bu yaşam tarzı ayarlamaları, burun estetiği sonrası sağlıklı bir iyileşme sürecinin temelini oluşturur. Hasta, bu dönemde kendine iyi bakarak ameliyatın başarılı sonuçlarını maksimize edebilir.

Burun Estetiği Sonrasında Uygulanması Gereken Adımlar ve Öneriler

Rinoplasti sonrası iyileşme süreci, doğru adımlar izlendiğinde hızlı ve sorunsuz bir şekilde ilerler. Hastaların, cerrahi sonrası dikkat etmeleri gereken önemli noktaları aşağıda sıralıyoruz:

Cerrahi sonrası dönemde, hastaların bol su tüketmesi önerilir. Bu, vücudun toparlanma sürecinde önemli bir rol oynar.

Sağlıklı besinler tüketmek, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri sağlar.

Cerrahın önerdiği ilaçlar ve kremler, iyileşmeyi destekler ve enfeksiyon riskini azaltır.

Soğuk kompres uygulamaları, şişlik ve morlukların hafifletilmesine yardımcı olur.

Aspirin gibi kanı incelten ilaçlardan kaçınmak, kanama riskini azaltır.

Ağır fiziksel aktivitelerden uzak durmak, operasyon bölgesinin korunmasını sağlar.

Burnun darbelere karşı korunması, iyileşme sürecinin kesintiye uğramaması için kritiktir.

Bu adımları takip ederek, rinoplasti sonrası iyileşme sürecini hızlandırmak ve konforlu bir dönem geçirmek mümkündür. Cerrahınızın önerilerine uymak, bu süreçte en önemli kuraldır. Bu önerilere uyulduğunda, operasyon sonrası dönem daha rahat ve sorunsuz geçecektir.

]]>
https://magazinname.com/burun-estetigi-sonrasinda-uygulanmasi-gereken-adimlar-ve-oneriler-h46792.html Mon, 12 Feb 2024 14:25:34 +0000
<![CDATA[Ünlü diş hekimi Selahattin Kermen, hastalarına sağlıklı ve estetik gülüşler sunmaya devam ediyor]]> https://magazinname.com/unlu-dis-hekimi-selahattin-kermen-hastalarina-saglikli-ve-estetik-gulusler-sunmaya-devam-ediyor-h46770.html Diş Hekimi Selahattin Kermen, uzman ekibiyle birlikte, her hasta için kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturarak, müşterilerinin ihtiyaçlarına en uygun çözümleri sunmayı amaçlıyor. Kliniğinde hijyen ve hasta konforunu ön planda tutan Kermen, hastalarına sıcak bir karşılama ve profesyonel bir hizmet sunuyor.]]> https://magazinname.com/unlu-dis-hekimi-selahattin-kermen-hastalarina-saglikli-ve-estetik-gulusler-sunmaya-devam-ediyor-h46770.html Mon, 12 Feb 2024 12:23:45 +0000 <![CDATA[Psikoloji uzmanı Aysel Taşdemir yas süreci hakkında açıklamalarda bulundu]]> https://magazinname.com/psikoloji-uzmani-aysel-tasdemir-yas-sureci-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h44857.html “Nasılsın, iyi misin?” sorularından uzak durun Aysel Taşdemir, yas sürecinde sıkça duyulan ancak pek hoş karşılanmayan cümleler arasında, "Nasılsın?" ya da "İyi misin?" gibi genel soruların bulunduğunu söyledi. Taşdemir, bu tarz soruların, yas sürecinde olan kişilerin duygularını paylaşma çabalarını engelleyebileceğini, bunların yerine "Kaybınız için gerçekten çok üzgünüm" gibi baş sağlığı ifadeleri ve samimi destek sunan cümlelerin kullanılması gerektiğinin altını çizdi. “Bireylere empatik bir yaklaşım sergilenmeli” Aysel Taşdemir, empatik bir yaklaşımın, yas sürecindeki bireylerin iyileşmesine önemli derecede yardımcı olduğunu ifade etti. Taşdemir, bir süre sonra daha iyi hissedeceksin demek yerine, “Zor bir zaman geçiriyorsun ve duygularını anlıyorum" ifadesinin, daha empatik bir yaklaşım sunabileceğini; “Şu an neler hissettiğini hayal bile edemiyorum, ben de benzer bir kayıp yaşadığımda şu duyguları hissetmiştim" gibi cümlelerin ise empatik bir dinleme sürecini başlatabileceğini ekledi. “Kendi yas döneminizden bahsetmeyin” Aysel Taşdemir, kendi yas dönemlerinden bahsetmemenin ve bireyin ifade ettiği duygulara karşı anlayışlı bir tutum sergilemenin yas sürecindeki bireylerle sağlıklı bir iletişim kurmak için çok önemli olduğunun altını çizdi. Taşdemir ayrıca, yas sürecindeki erkek bireylere toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı “duygusal hissetmeme” baskısının tersine, duygularını serbest bırakmalarının doğal olduğunun anlatılması gerektiğini de vurguladı. Anahtar soru: “Anlatmak ister misin?” Aysel Taşdemir, yas sürecindeki bireylere karşı; "Sizin için buradayım, ihtiyacınız olan bir şey var mı?" gibi pratik destek sunan ifadelerin kullanılmasının, bireylerin iyileşmesinde büyük önem taşıdığını söyledi. Taşdemir, bireylerin hissettiği duyguları paylaşma güdüsünün de desteklenmesi amacıyla “Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin, bu sizin sağlığınız için önemlidir” gibi ifadelerin kullanılması ve "Anlatmak ister misiniz?” tarzı soruların sorulması gerektiğini anlattı. Taşdemir son olarak, “Başsağlığı ve destek, samimi bir şekilde ifade edildiğinde, yas sürecindeki bireylere yardımcı olabilir. İletişimde empati, saygı ve anlayış temelinde kurulan bağlar, bu zorlu dönemde insanların duygusal iyileşme süreçlerine katkıda bulunabilir” ifadelerini kullandı. Kamil Hızer / Magazinname.com Instagram: @kamilhizer]]> https://magazinname.com/psikoloji-uzmani-aysel-tasdemir-yas-sureci-hakkinda-aciklamalarda-bulundu-h44857.html Fri, 05 Jan 2024 11:37:05 +0000 <![CDATA[CallHealer: Türkiye'de Sağlık Turizmine Yenilikçi Bir Yaklaşım"]]> https://magazinname.com/callhealer-turkiyede-saglik-turizmine-yenilikci-bir-yaklasim-h44638.html CallHealer: Sağlık Turizminde Yeni Bir Çığır Açıyor   CallHealer, uluslararası hastaların Türkiye'deki sağlık hizmetlerine ulaşmalarını kolaylaştıran bir yapay zeka tabanlı organizasyon platformu olarak öne çıkıyor. Sağlık kurumları arasındaki etkileşimi optimize eden bu platform, Türkiye'nin sağlık sektörünü küresel bir arenada tanıtmayı hedefliyor.  

Geniş Hizmet Yelpazesi ve Uluslararası Reklam Olanakları

  CallHealer, 5 farklı dilde hizmet vererek dünyanın dört bir yanındaki hastalara Türkiye'nin sağlık avantajlarını sunuyor. Sadece sağlık hizmetleriyle sınırlı kalmayan platform, uçak biletinden transferlere, tercümandan otel rezervasyonlarına kadar geniş bir hizmet yelpazesi sunuyor. Ayrıca, CallHealer uluslararası alanda tanınmış kliniklere ve termal otellere reklam olanağı tanıyarak Türkiye'yi sağlık turizminin merkezi yapma hedefine adım adım ilerliyor. CallHealer, hasta ve sağlık kurumları arasındaki organizasyonu sağlayarak sağlık turizmi sürecini baştan sona yönetmeyi amaçlıyor. Aracı kurum olmadan doğrudan hasta ve sağlık kurumu arasındaki etkileşimi kolaylaştırarak tedavi sürecini en konforlu hale getiriyor. Platform, kişisel verilerin güvenliği konusunda da önemli bir adım atıyor. Hasta, sağlık hizmeti alacağı kurumu seçtikten sonra kişisel verilerini paylaşma yetkisine sahip oluyor. Bu kapsamlı platforma üye olabilme kriteri, Türkiye'deki Sağlık Turizm Yetki Belgesi'ne sahip tüm kurumların başvuru yapabilmesidir. CallHealer, Türkiye'yi sağlık turizminin öncüsü yapma misyonuyla güvenilir, kullanıcı dostu ve kapsamlı hizmetleriyle sektörde benzersiz bir yer edinmeye devam ediyor. http://www.callhealer.uk]]>
https://magazinname.com/callhealer-turkiyede-saglik-turizmine-yenilikci-bir-yaklasim-h44638.html Fri, 29 Dec 2023 11:50:13 +0000
<![CDATA[Türkiye'nin Saç Ekimi Alanında Parlayan Yıldızları: Şirine Çelebi ve Oğuz Güneşcan]]> https://magazinname.com/turkiyenin-sac-ekimi-alaninda-parlayan-yildizlari-sirine-celebi-ve-oguz-gunescan-h44409.html Oğuz Güneşcan: Saç Ekiminde Mükemmeliyetin Peşinde Saç ekimi konusundaki uzmanlığıyla tanınan Oğuz Güneşcan, Signature Hair Transplant'ın başarısının temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Güneşcan'ın liderliğindeki ekip, modern teknikleri ve en son teknolojiyi kullanarak müşterilerine etkileyici sonuçlar sunuyor. Saç ekimi sürecini kişiye özel bir deneyim haline getiren Güneşcan, her hasta için en iyi sonuçları elde etme hedefiyle çalışıyor. Signature Hair Transplant: Saç Ekiminde Estetiğin İmzası Şirine Çelebi ve Oğuz Güneşcan'ın bir araya gelerek kurduğu Signature Hair Transplant, saç ekimi konusundaki estetik anlayışıyla öne çıkıyor. Hastalarına modern tesislerde konforlu bir deneyim sunan merkez, uzman ekibi ve kişiye özel çözümleriyle müşteri memnuniyetini ön planda tutuyor. Saç ekimi alanındaki bu başarılı uzmanlar, Türkiye'nin saç ekimi sektöründe adını en üst sıralara yazdırmaya devam ediyor. Signature Hair Transplant, estetik ve kaliteli hizmet anlayışıyla, saç ekimi alanındaki beklentileri aşmaya devam ediyor. Bu başarı hikayesi, Türkiye'nin saç ekimi alanında dünya çapında tanınan bir destinasyon olmasına katkıda bulunuyor. Şirine Çelebi ve Oğuz Güneşcan'ın liderliğindeki Signature Hair Transplant, saç ekimi konusundaki uzmanlığı ve estetik anlayışıyla önemli bir referans haline gelmiştir. Ünlü Dj Emre Şenol'da Saç ekimi yapanlar arasında]]> https://magazinname.com/turkiyenin-sac-ekimi-alaninda-parlayan-yildizlari-sirine-celebi-ve-oguz-gunescan-h44409.html Thu, 21 Dec 2023 17:22:34 +0000 <![CDATA[Liv Hospital "Sağlıkta yılın inovasyon ödülü" ile taçlandırıldı]]> https://magazinname.com/liv-hospital-saglikta-yilin-inovasyon-odulu-ile-taclandirildi-h44361.html

DİJİTAL SAĞLIK PLATFORMU

VipTurkey ödül gecesinde "Sağlıkta Yılın İnovasyon Ödülü”ne layık görülen Dijital sağlık platformu, hastane, hasta danışmanları, doktorlar ve hastaları; 360 derece gezme imkanıyla çevrimiçi olarak bir araya getiren bir uygulama. Hastanın alacağı sağlık hizmetini, kullanacağı teknolojiyi ve hastaneyi birebir görerek hasta danışmanları rehberliğinde görüşme yapabileceği, doktorundan bilgi alabileceği bir inovasyon. Dünyanın neresinde olursanız olun internetin olduğu her yerden sadece kişiye özel gelen link üzerinden, hiçbir program indirmeden kolayca bağlantı kurabileceği pratik bir sistem.

“Hedefimiz yabancı hasta oranının iki katına çıkarmak”

Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti, Dijital sağlık platformu sayesinde hem Türkiye’nin sağlık turizminde hem de Liv Hospital’ın yabancı hasta oranının bir sene içinde iki katına çıkabileceğine dikkat çekti. Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti, “Biz Liv Hospital olarak, sanal gerçeklik ile hastane ortamında hastaları doktorlarla buluşturduğumuz sistem ile hastane ortamında sınırları ortadan kaldırdık. Hastalarımızın bire bir sağlıkla ilgili sorunlarını dinleyerek ve ihtiyaçları olan tedaviyi anlatarak son teknolojik donanıma sahip hastanelerimizi gösterme fırsatı bulduk. Böylece hastalarımız hem onları en iyi şekilde anladığımızı ve geldiklerinde A’dan Z’ye hangi süreçlerin onları beklediğini uluslararası hasta danışmanlarımızdan, doktorlarımızdan birebir deneyimleyerek dinlediler ve gördüler. Bu, bize olan güveni inanılmaz destekledi. Şimdiden sanal gerçeklik üzerinden yaptığımız görüşmeler sonucunda hastaların tercihi olduğumuzu görmek bize büyük mutluluk veriyor. Hem yurtdışından gelen hasta sayısının artmasında hem de tele sağlık alanında milat oluşturacak bir platform ile bir ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz.” dedi.]]>
https://magazinname.com/liv-hospital-saglikta-yilin-inovasyon-odulu-ile-taclandirildi-h44361.html Thu, 21 Dec 2023 01:01:26 +0000
<![CDATA[Teknoloji kullanımı göz hastalıklarında hekimlere avantaj sağlıyor mu?]]> https://magazinname.com/teknoloji-kullanimi-goz-hastaliklarinda-hekimlere-avantaj-sagliyormu-h43939.html Kaşkaloğlu Göz Hastanesi kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, sağlık sektöründe teknoloji kullanımının hem hastalara, hem de hekimlere avantaj sağladığını söyledi. 30 yıldan beri başarılı lasik göz ameliyatlarına imza attıklarını belirten Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, bu operasyonun miyop, astigmat, hipermetrop gibi görme kusurlarının tedavisi için uygulandığını dile getirdi. Halk arasında “göz çizdirme” olarak da bilinen lasik ameliyatlarını Femto ve Excimer lazer kullanarak 1992 yılından beri yaptıklarını kaydeden Kaşkaloğlu, lazerin ameliyat sırasında hastaya yüksek güvenlik ve konfor sağladığını belirtti. 
Femtosaniye lazerin doktor kaynaklı hataların önüne geçtiğine dikkat çeken Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, milimetrik kesilerin düzgün yapılmasından dolayı katarakt ameliyatlarında büyük avantaj sağlandığını vurguladı. OPERASYON 15 DAKİKADA TAMAMLANIYOR Cihazı kullanmak için özel bir eğitim alındığını hatırlatan Kaşkaloğlu, son teknolojiye sahip femtosaniye lazerin, robotik cerrahi alanında en gelişmiş cihazlar arasında yer aldığını anlattı. Hastaların konforunu ve ameliyat başarısını artırmak için gerekli yatırımları yaptıklarını dile getiren Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, femtosaniye lazer ile katarakt ameliyatlarında hastanın 15 dakikalık bir operasyon sonrasında evine giderek, çok kısa sürede günlük yaşantısına geri dönebildiğini sözlerine ekledi. Göz merceğinin zamanla özelliğini yitirdiğini ve katarakt rahatsızlığına yol açtığına işaret eden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu sözlerine şöyle sürdürdü: “Gözün içindeki merceği temizleyerek, yeni bir yapay mercek yerleştiriyoruz ve ameliyatlarda başarı oranı da çok yüksek oluyor. Günümüzde gelişen multifocal lens teknolojisi ve kısa süren lazerli katarakt ameliyatı sayesinde, hastaların diğer görme kusurları da tedavi edilebiliyor. Böylece kişi, gözlüksüz yeni bir yaşama başlayabiliyor”]]> https://magazinname.com/teknoloji-kullanimi-goz-hastaliklarinda-hekimlere-avantaj-sagliyormu-h43939.html Tue, 12 Dec 2023 04:55:55 +0000 <![CDATA[Beylikdüzü Diş Kliniği: Gülümseten Sağlık Hizmetleri]]> https://magazinname.com/beylikduzu-dis-klinigi-gulumseten-saglik-hizmetleri-h42453.html Uzman Ekibimiz Beylikdüzü Diş Kliniği, alanında uzman ve deneyimli diş hekimleri, ağız ve diş sağlığı konusunda uzman diş hygienistleri ve güleryüzlü personeliyle hizmet vermektedir. Her bir ekibimiz, hasta memnuniyetini en üst düzeye çıkarmak için elinden gelenin en iyisini yapma konusunda kararlıdır.

Gelişmiş Teknoloji

Tedavi yöntemlerimizde güncel teknolojiyi kullanarak, hastalarımıza en etkili ve konforlu tedaviyi sunuyoruz. Dijital röntgenler, intraoral kameralar ve diğer modern teçhizatlar, tanı ve tedavi süreçlerini daha hassas hale getirirken, hastalarımıza daha hızlı çözümler sunmamıza olanak tanıyor.

Kapsamlı Hizmetler

Beylikdüzü Diş Kliniği, geniş bir hizmet yelpazesi sunarak her hasta ihtiyacına cevap verebilmeyi hedefler. Rutin diş bakımından estetik diş hekimliğine, diş beyazlatmadan implant tedavisi ve daha birçok alanda uzmanlaşmış hizmetler sunmaktayız.

Hasta Odaklı Yaklaşım

Hasta memnuniyeti bizim için önceliktir. Tedavi süreciniz boyunca, sıcak bir ortamda, samimi bir iletişimle sizleri karşılıyor ve tedavi süreciniz boyunca rahat hissetmenizi sağlıyoruz. Tedavi öncesinde detaylı bir muayene ve bilgilendirme ile başlayan süreç, sizinle birlikte belirlenen tedavi planına göre devam eder. Beylikdüzü Diş Kliniği olarak, gülüşlerinizi sağlıklı ve parlak tutmak için buradayız. Sizleri bekliyor, sorularınızı yanıtlamak ve sizlere en iyi diş sağlığı hizmetini sunmak için sabırsızlanıyoruz.]]>
https://magazinname.com/beylikduzu-dis-klinigi-gulumseten-saglik-hizmetleri-h42453.html Wed, 15 Nov 2023 11:17:17 +0000
<![CDATA[Özel Sağlık'ta 50 Yaş Üstü 50 Erkeğe Üroloji Konferans]]> https://magazinname.com/ozel-saglikta-50-yas-ustu-50-erkege-uroloji-konferans-h42164.html Özel Sağlık Hastanesi Robotik Cerrahi Direktörü Prof. Dr. Burak Turna ve Üroloji Birimi Uzm. Op. Dr. Emir Akıncıoğlu, 50 yaş üstü 50 erkeğe yönelik bir üroloji konferansı gerçekleştirdi. Özel Sağlık Hastanesi toplantı salonunda düzenlenen konferansta ürolojik erkek sağlığı konusunda bilgiler veren Prof. Dr. Burak Turna ve Üroloji Birimi Uzm. Op. Dr. Emir Akıncıoğlu, konukların sorularını da yanıtladı. Konferans kapsamında üroloji, prostat hastalıkları, erkeklerde sıklıkla görülen prostat kanserindeki modern tanı ve tedavi yöntemleri hakkında ayrıntılı bilgiler veren Prof. Dr. Burak Turna, 50 yaşın üstündeki erkeklerin her yıl mutlaka ürolojik muayeneden geçmesinin önemli olduğuna dikkat çekti. İLERİ YAŞLARDA YAYGIN ŞEKİLDE GÖRÜLÜYOR Prof. Dr. Burak Turna, “Çocukluk çağından ileri yaşlara kadar geniş bir yaş aralığındaki hasta grubuyla ilgileniyoruz. Prostat, idrar ve meni akışına yön veriyor; meninin içeriğinin büyük kısmını üretiyor. Erkeklik hormonu nedeniyle de hayat boyu büyüme eğiliminde olan bir organ. Temelde 3 tane prostat hastalığından bahsedebiliriz. Prostat iltihabı, yaşa bağlı (iyi huylu) prostat büyümesi bir diğeri de prostat kanseri. Bu hastalıklar birbirleriyle karıştırılabiliyor. Yaşa bağlı prostat büyümesi genellikle 50 yaşın üstünde ortaya çıkıyor ve 3 erkekten birinde görülebiliyor. İdrar yapmayı zorlaştırarak hastaların hayat kalitesini ciddi biçimde etkiliyor. Prostat büyümesi, daha sık idrar yapma, gece idrarı için uyanma, ani idrar ihtiyacı, idrar kaçırma, kesik kesik idrar yapma ve mesanenin tam olarak boşalmama hissi olarak kendini belli ediyor. Bu hastalarda tanı için parmakla muayene ve kan testi (PSA) sıklıkla kullanılan yöntemlerdir. Birçok hastaya ultrasonografi yapılıyor ve işeme testini de istiyoruz” diye konuştu. HOLEP VE REZUM YÖNTEMLERİ ÖNE ÇIKIYOR İlk başvurulan tedavi metodunun ilaçlar olduğunu dile getiren Prof. Dr. Turna, “Acil bir ameliyat gereksinimi yoksa çoğunlukla ilaç tedavisi öneriyoruz. Bu ilaçların uzun süre kullanılması gerekiyor. İyi huylu prostat büyümesinde ilaca cevap vermiyorsa geçmişte en çok tercih edilen yöntem TUR ameliyatıdır. Dünyada bu ameliyat ortalama 50 yıldır yapılmaktadır. Günümüzde teknolojilerin devreye girmesiyle güncel tedaviler de uygulanıyor. Bunlar lazerle prostat ameliyatı holep bir diğeri de su buharı tedavisi denilen rezum tedavisidir” ifadesini kullandı. Ülkemizde kullanılan bir tedavi türü olan rezum hakkında bilgi veren Prof. Dr. Burak Turna, “Rezum, yaşa bağlı prostat büyümesi olan hastalarda radyofrekans enerjiyle büyümüş prostat dokusunun su buharıyla yok edilmesi işlemidir. Kısa sürmesi nedeniyle ileri yaşlardaki ve anestezi alamayacak hastalarda uygun bir tedavi yöntemidir. Cinsel işlevinin korunmasını isteyen genç hastalarda da tercih edilen bir tedavidir. İşlem lokal anestezi altında da yapılabilmektedir. İşlem en büyük prostatlarda bile başından sonuna yaklaşık 10 dakika kadar sürer. Hastalar aynı gün evlerine gidebilir. Basit ve kısa bir işlemdir ama tedavi süresi zaman almaktadır. Hastaların 1 hafta kadar sondalı kalması gerekebilir” dedi. LAZERLE PROSTAT AMELİYATI Lazerle prostat ameliyatlarından holep hakkında bilgi veren Op. Dr. Emir Akıncıoğlu da şunları söyledi: “Holep tamamen kapalı bir ameliyat türü. Yani vücutta herhangi bir kesi olmadan idrar kanalı yoluyla gerçekleştirilen bir ameliyat. TUR ameliyatında bir kazıma işlemi yapılırken Holep'te bu dokuyu bir bütün olarak çıkarıyoruz. Bir bütün halinde buradaki dokuyu uzaklaştırabildiğimiz için çok büyük prostatlara bile uygulanabiliyor. Hastayı açık ameliyattan kurtarıyor. Bütün halinde uzaklaştırıldığı için daha az kanamalı ve daha az riskli bir yöntem. Geride artık doku bırakma riskimiz de daha düşük. Uzun vadede bu hastalığın tekrar etme olasılığı da daha düşük oluyor. Ameliyat sonrası iyileşme ve 2 gün içinde sondadan kurtulmak da mümkün. Bu ameliyat prostatın büyüklüğüne göre değişmekle birlikte bir ve bir buçuk saat kadar sürebiliyor. Komplikasyon olarak literatürde % 1 idrar kaçırma bildirilmiştir. Ancak tecrübeli ellerde ve teknolojik olarak ileri merkezlerde bu oran daha da düşüktür. Genelde hastalar, sonda alındıktan sonra bir ve iki gün içinde taburcu oluyor. Operasyon sonrasında hastalardan bol su tüketimi, yumuşak yerde oturması ve ıkınma hareketlerinden kaçınma istiyoruz. Sonrasında rahat bir iyileşme dönemi oluyor” PROSTAT KANSERİ ERKEKLERDE EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRÜ Prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen kanser türü olduğu bilgisini veren Op. Dr. Emir Akıncıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Her 6 - 7 erkeğin birinde görülebilen bir hastalık. Erken tanı konulduğunda ise çok iyi tedavilerin yapılabildiği bir kanser türüdür. Prostat kanseri, prostat hücrelerinin kontrolsüzce ve hızla büyümesiyle meydana geliyor. Genelde ileri evrelerde kemik ağrıları ve idrarı yapamama gibi belirtilerle kendini belli eder. Bu kanseri saptamak için temel iki yöntem parmak muayenesi ve kanda PSA testidir. Muayene ve PSA’da şüphe varsa yapılması gereken tetkik MR filmi çekimini kullanıyoruz. Mümkünse de doğru sonuç için yüksek çözünürlüklü (3 Tesla) MR daha başarılı sonuçlar vermektedir. Elde edilen parametrelerin değerlendirmesi yapılarak hastalara erken evrede tanı konulur. Tümörün yerini daha net olarak belirleyebilen bu yöntem sayesinde biyopsi öncesi uygulanması durumunda biyopside daha doğru sonuçlar elde edilebilmektedir. 3 Tesla MR için yaklaşık 45 dakika çekim süresi gerekir ve bu alanda deneyimli bir hekim grubuna da ihtiyaç vardır. Bundan sonra biyopsi süreci başlar. MR Füzyon Biyopsisi yöntemiyle prostat kanseri tanısında klasik biyopsi yönteminden kaynaklanan hataların ve gecikmenin önüne geçilerek daha erken dönemde tanı konulması ve bu sayede uygulanacak tedavinin daha başarılı olması sağlanır. MR Füzyon Biyopsisi gereksiz biyopsi tekrarlarını önleyerek avantaj sağlar. Klinik olarak saldırgan tümörlere daha hızlı tanı konulmasını sağlar. Daha doğru oranda tanı konulduğu için, bu hastalara gereksiz tedavilerin uygulanmasının da önüne geçilir” ROBOTİK CERRAHİ BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR Prostat kanserinde tanının genelde lokal evrede konulduğunu kaydeden Prof. Dr. Burak Turna, şu bilgileri verdi: “Prostatın kabuğuyla beraber tamamını alıyoruz ve çoğu hastada prostatın çevresindeki lenf bezlerini de çıkarıyoruz. Burada deneyimli bir ekibe ihtiyaç var. Komplike ve karmaşık bir ameliyattır çünkü prostat karın boşluğunun en dibinde yer alır, ulaşılması zordur Genelde robotik cerrahi denilen yöntemle yapıyoruz. Ülkemizde bu yöntem 15 yıldır uygulanıyor. Robot teknolojisi bu ameliyatı daha kolay ve başarılı şekilde yapmamıza imkan veriyor. Robotik cerrahi doktorların performansını da artıran bir tedavi. Böylece hem hastaların daha uzun yaşam sürmelerini hem de hayat kalitelerini korumalarını sağlıyoruz. Ameliyat ortalama 2 - 3 saat sürüyor; genel anestezi altında küçük delikler vasıtasıyla yapılıyor. Robot cihazı hastaya bağlanarak bu ameliyat yapılıyor. Hastalar 2-3 gün hastanede yatıyor ve 1 hafta kadar sondalı kalıyor. Tedavi tamamlandıktan sonra da takibe devam ediyoruz. Robotik cerrahiyle ekip deneyimliyse gerçekten iyi sonuçlar alma şansımız bulunuyor”]]> https://magazinname.com/ozel-saglikta-50-yas-ustu-50-erkege-uroloji-konferans-h42164.html Fri, 10 Nov 2023 11:56:40 +0000 <![CDATA[Prof. Dr. Nur Acar Göçgil "Bu belirtileri yaşıyorsanız dikkat!"]]> https://magazinname.com/prof-dr-nur-acar-gocgil-bu-belirtileri-yasiyorsaniz-dikkat-h41444.html Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, katarakt sebebiyle yaşlı bireylerin yaşam kalitesinin olumsuz etkilendiğini hatırlatarak hastalıkla ilgili merak edilenleri paylaştı. “GÖRÜŞ AÇIMIZDA SİSLİ VE BUĞULU BİR GÖRÜNTÜ OLUŞUR” Gözümüzde bulunan şeffaf mercek (lens) sayesinde gözümüze gelen ışığın kırılarak gözün sinir tabakası olan retina üzerine düştüğünü ve algılandığını belirten Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, hastalığın gelişimiyle ilgili yaptığı açıklamada, “Göz merceğimizin yapısında genel olarak su ve protein bulunmaktadır. İlerleyen yaşla birlikte bu protein yapısı bozulmakta ve merceğimizin bulanıklaşmasına neden olmaktadır. Bu şekilde ortaya çıkan katarakt hastalığında, merceğimiz zamanla şeffaflığını yitirir ve gözümüze gelen ışık retina üzerine daha az olarak düşmeye başlar. Renkler canlılığını kaybeder, görüş açımızda sisli ve buğulu bir görüntü oluşur.” ifadelerine yer verdi. YAŞA BAĞLI KATARAKT EN SIK GÖRÜLEN TİP Yaşa bağlı, travmatik ve metabolik dahil olmak üzere birkaç katarakt tipi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Göçgil, “Yaşa bağlı katarakt en sık görülen tiptir. Travmatik katarakt, hem künt hem de delici göz yaralanmalarının yanı sıra elektrik çarpması, kimyasal yanıklar ve radyasyona maruz kalma sonrasında ortaya çıkabilir. Kontrolsüz diyabet, kortikosteroid kullanımı ve bazı metabolik hastalıklarda da katarakt daha erken yaşta oluşabilir. Yine yenidoğan bebeklerde ve erken yaşta çocuklarda da katarakt görülebilmektedir. En sık gördüğümüz yaşa bağlı katarakt gelişimi, ağırlıklı olarak 40’lı yaşlardan sonra başlar ve zamanla ilerleyerek sıklıkla 60’lı yaşlarda belirtiler hissedilir duruma gelir.” dedi. YAŞA BAĞLI KATARAKTTA YALNIZLIK, İZOLASYON VE DEPRESYON RİSKİNİ ARTIYOR Görme duyusunun göz ve bütünsel sağlık için önemini vurgulayan Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, “Kataraktın belirtileri arasında bulanık veya puslu görme, renklerin solması veya soluk görünmesi, gece görüşünün bozulması, ışık hassasiyeti ve kontrast duyarlılığında azalma bulunabilir. Özellikle en sık görülen yaşa bağlı katarakt gelişimi ile birlikte okuma, araç kullanma, yüz tanıma gibi temel görsel görevlerde ortaya çıkan zorluk maalesef yaşlı bireylerimizin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Katarakt, görme kaybı yaşayan yaşlı insanlarımızın bağımsızlığını sınırlayarak kendi günlük aktivitelerini yerine getirmelerinde bile zorluklar yaşamalarına sebep olmaktadır. Görme seviyesi çok azaldığında, evde bakım gereksinimi ve düşme gibi kaza riski de artmaktadır. Hastalık nedeniyle bu kişilerin sosyal etkileşimleri kısıtlandığı için depresyon, yalnızlık ve sosyal izolasyon riski de artmaktadır. Dolayısıyla yaşlı bireylerde kataraktın etkilerini azaltmak ve yaşam kalitelerini yükseltmek için düzenli göz muayeneleri ve uygun tedavi seçenekleri önemlidir. Bu nedenle yaşlı bireylerin göz sağlığına dikkat etmeleri ve görme sorunları hakkında profesyonel yardım almayı düşünmeleri önemlidir.” şeklinde konuştu. TEK ÇÖZÜMÜ CERRAHİ MÜDAHALE Lokal veya nadiren genel anestezi altında uygulanan katarakt cerrahisinin hastalığın tedavisinde tek yöntem olduğunu dile getiren Prof. Dr. Göçgil, “Fakoemülsifikasyon adı verilen mikrocerrahi teknikle gerçekleştirdiğimiz operasyonda, merceğin ön zarında bir açıklık oluşturduktan sonra bu açıklıktan ultrason enerjisi ile sertleşmiş mercek küçük parçalara ayrılarak çıkarılmaktadır. Kataraktlı merceğin alındığı bu alana, net görüşü sağlamak için önceden belirlenen yeni bir göz içi mercek yerleştirilmektedir. Öte yandan bazı özellikli gözlerde, merceği yerinde tutan bağlar zayıf veya hasarlanmış olabilir ve ancak özellikli cerrahi teknikler kullanılarak, özel dizayn edilmiş veya göze dikilmesi gereken merceklerin yerleştirilmesi gerekebilir. Son yıllarda istendiğinde ameliyatın bazı aşamalarında lazer de kullanılabilmektedir.” açıklamasında bulundu. MERCEK SEÇİMİNDE UYGUNLUK DURUMU GÖZ ÖNÜNE ALINIYOR Katarakt ameliyatlarında kullanılan merceklerin birçok türü olduğunu belirten Prof. Dr. Göçgil, “Gözlerin anatomik özellikleri temel olmak üzere, kişinin yaşam stili ve farklı mesafelerde görme ihtiyacına göre günümüzde birçok farklı mercek üretilmektedir. Tek odaklı merceklerin yanı sıra uzak, orta ve yakın mesafenin görülebildiği, halk arasında akıllı mercek adıyla bilinen trifokal veya çok odaklı mercekler de son yıllarda sıklıkla kullanılmaktadır. Yine yeni teknolojiyle üretilen farklı dizaynlarla uzak görme kalitesini bozmadan 60 cm’de görebilmeyi sağlayan mercek tipleri de çok odaklı merceklerin uygun olmadığı gözlerde ek fayda sağlamaktadır. Tüm bu mercekler gözdeki astigmatizmayı da düzeltecek formda da üretilmektedirler. Tüm bu seçenekler içinde hasta için görme kalitesinin en verimli olacağı mercek tipini seçmek önem taşımaktadır. Göz bütününün, retinanın detaylı muayenesi ve yapılan testler en önemli olmak üzere, kişinin beklentileri, genel sağlığı ve yaşam tarzı sonucunda mercek seçimi hakkında bir karara varılmaktadır. Bazen bu hastanın etrafından duyduğu ve isteyerek geldiği mercek olmayabilir. Bu durumu hastaya detaylı bir şekilde açıklamak gerekmektedir.” dedi. “TEDAVİYİ KESİNLİKLE ERTELEMEYİN” Katarakt cerrahisinin başarısını etkileyen faktörleri de sıralayan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, açıklamasının devamında ise şu ifadeleri kullandı: “Katarakt cerrahisi, genellikle yüksek başarı oranlarına sahiptir ve birçok hastada görmeyi iyileştirir. Öte yandan her cerrahi işlemde olduğu gibi, riskler ve sonuçlar kişiden kişiye değişebilir. Operasyonun başarısını etkileyen en önemli faktörlerin başında hem gözün durumu hem de hastanın genel sağlığı gelmektedir. Kataraktın çok ilerlediği durumlarda tedavi süreci teknik açıdan da zorlaşmaktadır. Çeşitli nedenlerle zamanında ameliyat olamamak kataraktın çok sertleşmesine yol açar. Bazı hastalarda ek göz sorunları veya komplikasyonlar olabilir, bu da cerrahinin zorluğunu ve başarısını etkileyebilir. Bu nedenle tedavinin ertelenmemesi gereklidir. Cerrahi tecrübe ve kullanılan ekipman ile teknoloji de operasyonun başarısında büyük bir rol oynar. Yeni ve gelişmiş cerrahi teknikler ve ekipmanlar, daha iyi sonuçlar elde edilmesine yardımcı olabilir. Tedavi sürecinde, cerrahın tercihlerine ve hastanın durumuna bağlı olarak farklı cerrahi teknikler kullanılabilir. Deneyimli bir cerrah, uygulanan prosedürü daha etkili bir şekilde gerçekleştirme ve komplikasyon riskini azaltma konusunda önemli bir etkiye sahiptir. “CERRAHİ SONRASI TAKİP DE ÖNEMLİ” Cerrahi işlemin başarısı kadar cerrahi sonrası takip de tedavi için büyük öneme sahiptir. Diyabet, hipertansiyon veya diğer kronik hastalıklar cerrahi sonrası iyileşme sürecini etkileyebilir. Cerrahi sonrası hiyjen enfeksiyondan korunmak için önemlidir. Dolayısıyla, hastanın cerrahi sonrası doktorunun talimatlarına uygun olarak takip edilmesi ve gözün iyileşme sürecinin izlenmesi gereklidir.”]]> https://magazinname.com/prof-dr-nur-acar-gocgil-bu-belirtileri-yasiyorsaniz-dikkat-h41444.html Tue, 31 Oct 2023 13:27:21 +0000 <![CDATA[Metastatik meme kanserine dikkat]]> https://magazinname.com/metastatik-meme-kanserine-dikkat-h41428.html “TEDAVİYİ DAHA KARMAŞIK HALE GETİREBİLİR” Metastatik meme kanseri teşhisi alan kişilerin, meme kanserinin önceden tanı konmuş bir aşamasından daha ileri bir aşamada bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Gökakın, “Meme kanseri metastaz yaparsa, bu kanser hücrelerinin vücudun diğer bölgelerine sıçradığı anlamına gelir. Metastazın yayıldığı bölgeler genellikle kemikler, akciğerler, karaciğer ve beyin gibi iç organları içerebilir. Metastatik meme kanseri, tedaviyi daha karmaşık hale getirebilir, iyileşme sürecini etkileyebilir ve genellikle daha ciddi sonuçlar doğurabilir.” uyarısında bulundu. “BAZI KİŞİLER HİÇ SEMPTOM GÖSTERMEYEBİLİR” “Metastatik meme kanseri belirtileri, kanserin yayıldığı bölgelere ve hastanın durumuna bağlı olarak değişiklik gösterebilir.” sözleriyle her hastada farklı semptomlar görülebileceğini hatırlatan Prof. Dr. Gökakın, “Bazı kişiler belirgin belirtiler yaşayabilirken, bazı kişiler ise hafif veya hiç semptom göstermeyebilir. Hastalık en sık kemiklere metastaz yapmaktadır. Kemik metastazları sırt, bel, kalça ve diğer büyük kemikleri etkileyebilir ve ağrı, kırıklar veya zayıflık gibi semptomlara neden olabilir. Meme kanseri hücreleri akciğerlere metastaz yaptığı durumlarda ise nefes darlığı, öksürük veya göğüs ağrısı gibi akciğer sorunlarına yol açabilir. Karaciğer metastazları, karın ağrısı, iştah kaybı ve sarılık gibi belirtilere neden olabilirken, beyin metastazları baş ağrısı, denge sorunları, hafıza sorunları ve nörolojik semptomlara yol açabilir. Lenf yolları boyunca oluşan metastazlar lenf düğümlerinde şişlik veya ağrıya yol açabilir. Cilt metastazlarında ise deride kızarıklık, şişlik veya yaralar şeklinde görünebilir. Kemik iliği de metastatik meme kanseri hücrelerinin yerleşebileceği bir başka bölgedir. Bu, kan hücrelerinin üretildiği bir bölgedir ve kanser hücreleri burada kemik iliği metastazı yapabilir.” açıklamasında bulundu. “METASTAZ RİSKİ YAŞLA BİRLİKTE ARTABİLİR” Genellikle meme kanserinin yaş ilerledikçe daha sık görüldüğünü ve metastaz riskinin de yaşla birlikte artabileceğini söyleyen Prof. Dr. Gökakın, “Metastatik meme kanseri her yaşta görülebilir, ancak yaş bazı risk faktörlerini ve kanserin yayılma olasılığını etkileyebilir. Meme kanseri, genellikle menopoz sonrası dönemde yani 50'li yaşlardan sonra daha sık görülür. Ancak, genç yaşlarda da meme kanseri teşhisi konulabilir. Metastatik meme kanseri teşhisi almış olan kişilerin yaşları, tedavi seçenekleri ve prognozu üzerinde etkisi olabilir. Özellikle yaşlı bireylerde, genel sağlık durumu ve yaşam beklentisi, tedavi planının belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Yaşlı bireylerde bazen daha hafif veya daha az invazif tedavi seçenekleri tercih edilebilir, çünkü yaş ilerledikçe başka sağlık sorunları da daha yaygın hale gelir. Tümörün boyutu, lenf düğümlerine yayılma oranı ve aile geçmişi gibi faktörler metastaz riskini etkileyen etmenlerdir.” ifadelerini kullandı. TEDAVİ SÜRECİ HASTANIN DURUMUNA VE KANSERİN TÜRÜNE GÖRE DEĞİŞEBİLİR Metastatik meme kanseri tedavisinin kanserin yayıldığı bölgelere, hastanın genel sağlık durumuna ve kanserin türüne bağlı olarak değişebileceğini hatırlatan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, “Tedavi genellikle semptomların hafifletilmesi, hastanın yaşam kalitesini artırma ve kanserin ilerlemesini kontrol altına alma amacı taşır.” diyerek metastatik meme kanseri tedavi seçenekleriyle ilgili şu ifadeleri kullandı: “Metastatik meme kanserinde tedavi planı, hastanın bireysel durumuna göre özelleştirilir ve doktorunuzun tavsiyelerine dayanır. Tedavi sırasında semptomların kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin artırılması da önemlidir. HASTALIĞIN TEDAVİSİNDE EN SIK KULLANILAN YÖNTEM KEMOTERAPİ Hastalığın tedavisinde sıklıkla uygulanan kemoterapi, kanser hücrelerini öldürmek veya büyümelerini yavaşlatmak için kullanılır. Farklı kemoterapi ilaçları, kanserin türüne ve hastanın sağlık durumuna göre seçilir. Hormon reseptör pozitif metastatik meme kanseri olan bazı hastalarda, hormon terapisi önerilebilir. Bu tedavi, hormon reseptörlerine bağlanan hormonları engellemeyi veya hormon üretimini durdurmayı amaçlar. Bazı metastatik meme kanseri türleri için hedefe yönelik ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar, spesifik proteinleri veya genleri hedef alarak kanser hücrelerini etkisiz hale getirmeyi amaçlar. Metastatik meme kanseri belirli bölgelere metastaz yapmışsa ve semptomlara neden oluyorsa, radyoterapi kullanılabilir. Radyoterapi, yüksek enerjili ışınlar kullanarak kanser hücrelerini öldürmeyi hedefler. Bazı metastatik meme kanseri türlerinin tedavisinde immünoterapi de vücudun bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini hedeflemesine yardımcı olan bir tedavi yöntemidir. Kemik metastazları olan hastalar ise kemikleri güçlendirmek için özel ilaçlar alabilirler. “TEDAVİ SÜRECİ SÜREKLİ TAKİP EDİLMELİ” Metastatik meme kanserinde tedavi süreci sürekli olarak takip edilmelidir ve ilaçlar, terapiler veya prosedürler tedavinin ilerlemesine göre ayarlanabilir. Meme kanseri teşhisi alan bir kişi, tedavi ve izleme süreçlerini takip etmek için doktorlarıyla yakından çalışmalıdır. Erken teşhis ve tedavi, meme kanserinin yayılmasını engelleyebilir ve hastanın yaşam süresini uzatabilir. Özellikle risk faktörleri taşıyorsanız veya aile geçmişi varsa meme kanseri taramaları ve düzenli muayeneler aksatılmamalıdır.”]]> https://magazinname.com/metastatik-meme-kanserine-dikkat-h41428.html Tue, 31 Oct 2023 11:53:20 +0000